En iyi 10 böyle buyurdu zerdüşt konusu

Aşağıda konuyla ilgili en iyi bilgiler ve bilgiler yer almaktadır böyle buyurdu zerdüşt konusu Ekibin nuthuy.com kendisi tarafından derlenmiş ve sentezlenmiştir gibi diğer ilgili konularla birlikte: Böyle buyurdu Zerdüşt İngilizce, Böyle Buyurdu Zerdüşt özet, Böyle Buyurdu Zerdüşt PDF, Böyle Buyurdu Zerdüşt ne anlatıyor, böyle buyurdu zerdüşt e-kitap, Böyle Buyurdu Zerdüşt yorum, Böyle Buyurdu Zerdüşt kaç sayfa, Böyle Buyurdu Zerdüşt oku.

böyle buyurdu zerdüşt konusu

Anahtar kelime için resim: böyle buyurdu zerdüşt konusu

Hakkında en popüler makaleler böyle buyurdu zerdüşt konusu

Böyle Buyurdu Zerdüşt” Nietzsche Hakkında Ve Eserden Alıntıl

  • Yazar: edebiyatvesanatakademisi.com

  • Değerlendirmek 4 ⭐ (21970 Derecelendirmeler)

  • En Çok Oy Alan: 4 ⭐

  • En düşük puan: 2 ⭐

  • Özet: Hakkında makaleler Böyle Buyurdu Zerdüşt” Nietzsche Hakkında Ve Eserden Alıntıl Böyle Buyurdu Zerdüşt-Friedrich Wilhelm Nietzsche … “Böyle Buyurdu Zerdüşt” Nietzsche adlı eserin özeti, konusu, , ana fikri, kısa tahlili yapılacak; …

  • Arama sonuçlarını eşleştirin: Bu arşiv ve hafızamız; ecelimizden sonra bu devlet ve millete emanet edilmiştir. Her ülkenin maddi kaymakları üzerine kapananlar o ülkenin çoğu siyasetçileri, iş insanları, dalkavuk ve işgüzar çıkar şebekeleridir. Lakin milletleri devlet yapan kudret sadece k…

  • Kaynaktan alıntı:

Böyle Söyledi Zerdüşt – Friedrich Nietzsche – 1000Kitap

  • Yazar: 1000kitap.com

  • Değerlendirmek 4 ⭐ (28646 Derecelendirmeler)

  • En Çok Oy Alan: 4 ⭐

  • En düşük puan: 2 ⭐

  • Özet: Hakkında makaleler Böyle Söyledi Zerdüşt – Friedrich Nietzsche – 1000Kitap Zerdüşt’ün on yıl sonra insanların arasına karışma isteği ve dağdan inişi böyle … hatta hakkında ” En derin eser ” dediği kitabıdır Böyle Buyurdu Zerdüşt.

  • Arama sonuçlarını eşleştirin:
    Cloudflare Ray ID: 709f4abbfc016e1c

    Your IP: 117.7.198.174

    Performance & security by Cloudflare

  • Kaynaktan alıntı:

Böyle Buyurdu Zerdüşt – Friedrich Nietzsche | kitapyurdu.com

  • Yazar: www.kitapyurdu.com

  • Değerlendirmek 3 ⭐ (2578 Derecelendirmeler)

  • En Çok Oy Alan: 3 ⭐

  • En düşük puan: 1 ⭐

  • Özet: Hakkında makaleler Böyle Buyurdu Zerdüşt – Friedrich Nietzsche | kitapyurdu.com Böyle Buyurdu Zerdüşt – İSKELE YAYINCILIK – Friedrich Nietzsche – Otuz yaşındayken yurdunu ve yurdunun gölünü ardına bırakarak dağa çekildi Ze.

  • Arama sonuçlarını eşleştirin: Size daha iyi bir alışveriş deneyimi sunabilmek için web sitemizde çerezler kullanıyoruz. Detaylı bilgi için Kişisel Verilerin Korunması sayfamızı inceleyebilirsiniz.

  • Kaynaktan alıntı:

Böyle Buyurdu Zerdüşt – Herkes için ve Hiçkimse için bir Kitap

  • Yazar: www.insanokur.org

  • Değerlendirmek 4 ⭐ (25716 Derecelendirmeler)

  • En Çok Oy Alan: 4 ⭐

  • En düşük puan: 2 ⭐

  • Özet: Hakkında makaleler Böyle Buyurdu Zerdüşt – Herkes için ve Hiçkimse için bir Kitap Bu gelişmenin kaynağındaki en önemli düşünür Nietzsche’dir ve özellikle onun Böyle Buyurdu Zerdüşt kitabıdır. Bu kitapta Nietzsche şiirsel bir uslûpla felsefi …

  • Arama sonuçlarını eşleştirin: 5.3.Kıyamet Öğretisi
    Zerdüşt inancına bağlı olanlar Zerdüşt ‘ün dünyanın üçüncü döneminde gelmiş olduğuna inanmaktadırlar.Avesta ‘nın Yaşt Bölümünün 13:141 de Zerdüşt ‘ten sonra peygamber olarak, yine Zerdüşt ‘ün soyundan veya direk Zerdüşt ‘ün bir kızla birleşmesinden …

  • Kaynaktan alıntı:

Böyle Buyurdu Zerdüşt Kitap Özeti – Sorubak.Com

  • Yazar: www.sorubak.com

  • Değerlendirmek 4 ⭐ (24148 Derecelendirmeler)

  • En Çok Oy Alan: 4 ⭐

  • En düşük puan: 2 ⭐

  • Özet: Hakkında makaleler Böyle Buyurdu Zerdüşt Kitap Özeti – Sorubak.Com Bu eser Nietzsche felsefesinin ana kitabıdır. … Eser dört ana bölüme ayrılır. Her bölümde değişik insan davranışlarını ve insani olguları konu edinen …

  • Arama sonuçlarını eşleştirin:
    Yazarı : Friedrich NIETZSCHEYayınevi : İskele YayıncılıkÇevirmen : Mustafa BAHARBasım Yeri / Tarihi : İstanbul / 2005 – TemmuzSayfa Sayısı : 308KİTAP HAKKINDANietzsche
    in düşüncelerinin en yüksek düzeye eriştiği olgunluk dönemi, Böyle Buyurdu Zerdüşt adlı e…

  • Kaynaktan alıntı:

Böyle Buyurdu Zerdüşt (Friedrich Nietzsche) – D&R

  • Yazar: www.dr.com.tr

  • Değerlendirmek 4 ⭐ (36951 Derecelendirmeler)

  • En Çok Oy Alan: 4 ⭐

  • En düşük puan: 2 ⭐

  • Özet: Hakkında makaleler Böyle Buyurdu Zerdüşt (Friedrich Nietzsche) – D&R Kitap Adı Böyle Buyurdu Zerdüşt · Yazar Friedrich Nietzsche · Çevirmen Korkut Ata · Yayınevi İlgi Kültür Sanat Yayınları · İlk Baskı Yılı 2010 · Dil Türkçe · Barkod …

  • Arama sonuçlarını eşleştirin: BÖYLE BUYURDU ZERDÜŞTSaygılı, dayanıklı ve kuvvetli bir ruhun ağır yükleri vardır. Onun kuvveti, daima ağırı ve en ağırı ister. “Ağır nedir?” Dayanıklı ruh böyle sorar. Deve gibi diz çöker ve iyi yüklenmek ister. “Yiğitler, en ağır şey nedir ki omzuma alayım ve kuvvetime sevineyim?” Her türlü cefayı…

  • Kaynaktan alıntı:

Böyle Buyurdu Zerdüşt – Kitap365.com

  • Yazar: www.kitap365.com

  • Değerlendirmek 3 ⭐ (9947 Derecelendirmeler)

  • En Çok Oy Alan: 3 ⭐

  • En düşük puan: 1 ⭐

  • Özet: Hakkında makaleler Böyle Buyurdu Zerdüşt – Kitap365.com Böyle Buyurdu Zerdüşt konusu ile yazarı hakkında bilgi almak ve kitap … Böyle Buyurdu Zerdüşt; Alman filozof Friedrich Nietzsche tarafından kaleme alınmış …

  • Arama sonuçlarını eşleştirin: Böyle Buyurdu Zerdüşt; Alman filozof Friedrich Nietzsche tarafından kaleme alınmış bir kitaptır. Bu kitabı belirli bir kategori içerisinde tanımlamak zordur; bir edebiyat eseri ve aynı zamanda da felsefi bir çalışmadır. Nietzsche “Böyle Buyurdu Zerdüşt” kitabını “yazılmış en derin” eser olarak tanım…

  • Kaynaktan alıntı:

“Böyle Buyurdu Zerdüşt” İncelemesi ve Eleştirisi – Felsefe.Gen …

  • Yazar: www.felsefe.gen.tr

  • Değerlendirmek 4 ⭐ (31895 Derecelendirmeler)

  • En Çok Oy Alan: 4 ⭐

  • En düşük puan: 2 ⭐

  • Özet: Hakkında makaleler “Böyle Buyurdu Zerdüşt” İncelemesi ve Eleştirisi – Felsefe.Gen … Kitap Zerdüşt’ün 30 yaşında dağlarda yaşamaya gittiğini anlatarak başlar. On yıl boyunca dağdaki yalnızlığından hoşnut olan Zerdüşt, bir sabah uyanıp dağda tek …

  • Arama sonuçlarını eşleştirin: Kasabaya giderken yolda, bir tepenin eteğinde yaşlı bir münzeviyle karşılaşır. İki adam, on yıl öncesinden, Zerdüşt dağa ilk çıktığı zamandan beri tanışmaktadırlar. Münzevi, Zerdüşt’ ün son on yılda değiştiğini görür: Ona göre Zerdüşt dağa çıktığında küller taşımaktayken şimdi, inerken ateş ta…

  • Kaynaktan alıntı:

Böyle Buyurdu Zerdüşt & Friedrich Wilhelm Nietzsche – Kidega

  • Yazar: kidega.com

  • Değerlendirmek 3 ⭐ (2595 Derecelendirmeler)

  • En Çok Oy Alan: 3 ⭐

  • En düşük puan: 1 ⭐

  • Özet: Hakkında makaleler Böyle Buyurdu Zerdüşt & Friedrich Wilhelm Nietzsche – Kidega Edebî bir üslup ve muhtevaya sahip olan Böyle Buyurdu Zerdüşt, “üstinsan” kavramının/toposunun yanı sıra, felsefi yönüyle iktidar ya da ebedî geri dönüş, …

  • Arama sonuçlarını eşleştirin: Ancak, Böyle Buyurdu Zerdüşt’te Nietzsche, Wagner’de boşuna aradığı dünyayı tüm gerçeklikten koparır. Başka bir bağlama dayalı olarak “Zerdüşt idealini” daha önceki idealleri gibi, gerçeğe dönüştürür.

  • Kaynaktan alıntı:

Böyle Buyurdu Zerdüşt – Türkçe Bilgi

  • Yazar: www.turkcebilgi.com

  • Değerlendirmek 3 ⭐ (16851 Derecelendirmeler)

  • En Çok Oy Alan: 3 ⭐

  • En düşük puan: 1 ⭐

  • Özet: Hakkında makaleler Böyle Buyurdu Zerdüşt – Türkçe Bilgi Böyle Buyurdu Zerdüşt: Herkes ve Hiçkimse için Bir Kitap’ (Orijinal adıyla Also sprach Zarathustra’), Alman filozof Friedrich Nietzsche tarafından kaleme …

  • Arama sonuçlarını eşleştirin: Nietzsche, Böyle Buyurdu Zerdüşt, Sf:13 ^ Friedrich Nietzsche, Böyle Buyurdu Zerdüşt, Sf:121 ^ Friedrich Nietzsche, Böyle Buyurdu Zerdüşt, Sf:138 ^ Friedrich…

  • Kaynaktan alıntı:

Çoklu okuma içeriği böyle buyurdu zerdüşt konusu

Böyle Söylemek Zerdüşt: Herkes İçin ve Hiç Kimse İçin Kitap (Başlangıçta Zerdüşt’ü Konuştu) Alman filozof Friedrich Nietzsche’nin bir kitabıdır. Genellikle belirli bir türde bir kitabı tanımlamak zordur: felsefi bir eser olduğu kadar edebi bir eserdir de. Nietzsche, kitabı şimdiye kadar yazılmış “en derin” eser olarak tanımladı. Çalışma, çok çeşitli temaları ve stilleri kapsar. Nietzsche’nin felsefi görüşleri üzerinde önemli bir yer tutan kitap, birçok eleştiriye konu olmuştur.
Eserin ortaya çıkması için şartlar aşağıdaki gibidir: 1882’de Nietzsche, Lou Salome ile tanıştı. Nietzsche ve Lou yazı Tautenburg’da birlikte geçirdiler. Burada Paul aracılığıyla Lou’ya evlenme teklif eden Nietzsche, bu teklifi reddetmesiyle sarsıldı. Sonra kışı geçirmek için Rapallo’ya gitti ve On gün içinde Böyle De Zerdüşt’ü yazdı. Kitabı hiçbir zaman yayınlanmadı ve sadece kırk kopya yayınlandı. Bunlar da yakın arkadaşlar tarafından kibarca satın alınır.
Nietzsche, Zerdüşt’ün oluşumuyla ilgili yazılarında, Zerdüşt’ü tekrar tekrar bir yasa koyucu olarak tanımlar ve onu Buda, Musa, İsa ve Muhammed gibi kişiliklerin yanına yerleştirir. Nietzsche eserini orijinal olarak üç bölüm halinde yazmıştır. Ancak daha sonra “Zerdüşt Şiirine Eklemeler” adlı eserine dördüncü bir bölüm ekledi.
Öyleyse, Zerdüşt, Nietzsche’nin En Temel Düşüncelerinden Biri mi? Ebedi Dönüş Kavramı (ewige Wiederkehr) üzerine kurulmuştur. Şiirsel Bir Yapıda Gerçek Dünya ve Yaşama İlişkin İçgörülerin yeniden değerlendirilmesinin doruk noktasını yaratır. Bengi geri mi döndü? Her ikisinin de Dünyayı gerekli bir Bütün olarak görme fikri? Doğrulamak ve En Büyük Özgürlük İmkânını Yaratmak Amaçlanır. Her İnsanın Hayatının baştan belirlenmiş bir Bütün olduğunu iddia eder, ancak İnsan bu Bütün’ü tam olarak idrak ederse ve kabul ederse, yani Hayatını Bütünlüğü içinde olduğu gibi kabul ederse, Büyük Özgürlüğe kavuşacaktır. . Bu Ubermensch olurdu. Zoroaster, Übermensch’i de şöyle tanımlıyor: “Maymun için İnsan ne ise, İnsan için de Süpermen odur.”

edebiyat ve felsefe20. yüzyıl felsefesinin özel bir akımı olarak, edebiyat ve felsefenin yakından ilişkili olduğu ve felsefi hikayelerin edebi hikayelere veya farklı anlamlarla edebi hikayelere benzemeye başladığı tespit edildi. felsefi karakter. Bu gelişmeyi başlatan en önemli düşünür Nietzsche ve özellikle Böyle Konuşur Zerdüşt adlı kitabıdır. Nietzsche bu kitabında felsefi meseleleri şiirsel bir üslupla sunar ve kendi felsefi düşünce ve anlayışlarını açıklar. Nietsche’nin etkisi en açık şekilde Martin Heidegger’in felsefi eserlerinde ve varoluşçu filozofların edebi-felsefi eserlerinde şiir arayışında görülür. Felsefe alanında Nietzsche, yalnızca metnin içeriğiyle değil, aynı zamanda üslubu veya söylemiyle de derinden ilgilendi ve yeni düşünceleri yeni ifade biçimleriyle ifade etme ilkesiyle hareket etti. Böyle Buyurdu Zerdüşt, felsefeye yeni bir içerik katmakla kalmamış, yeni bir ifade de kazandırmıştır.

Süpermen, (Almanya bermensch)
Nietzsche’nin geliştirdiği, yazılarında kullandığı ve Zerdüşt Böyle Diyor adlı kitabında açıkça tanımlanan felsefi terimlerden biridir. Nihilizm ve güç istenci kavramlarıyla ilgili bir kavramdır.

Süpermen dünyanın anlamı olacak! Kardeşlerim, size yalvarırım, dünyaya tutunun, size dünya dışı umutlardan bahsedenlere inanmayın! dedi Nietzsche.

Bu ifadenin onun yüce kavramının anlam katmanlarından birini gösterdiğini söyleyebiliriz, bunun nedeni Nietzsche’nin dini düşünceye karşı çıkmasıdır.
Nietzsche’den sonra terim zıt anlamlarda anlaşılmış ve değerlendirilmiştir; Örneğin kavram, ırkçı ideolojilerin ırkçı düşüncelerin kaynağı olduğu kadar aşkın bir insan arayışının bir ürünü olarak anlaşılmıştır. Öte yandan birçok düşünür Nietzsche’nin bu yüce kavramla hiçbir ilgisi olmadığını açıklamış ve işaret etmiştir. Nietzstch’in insanüstü özelliklere sahip bir varlıktan veya belirli bir ulusal veya etnik kimliğe sahip bir varlıktan bahsetmediği kanıtlanmıştır.

Nietzsche’ye göre insan, her şeyden önce bir hayvan ile bir üstinsan arasında sıkışmıştır ve ikinci olarak, bu nedenle bir şeylerin üstesinden gelinmesi gerekmektedir. Zerdüşt bunu tekrar tekrar böyle gösteriyor. Bu demektir ki, Nietzsche’nin düşüncesine göre insan eksik, kusurlu bir varlıktır, kusurlu varlığının üstesinden gelebilecek ve kendini mükemmelleştirebilecektir. savunduğu hatalardan ve yanılsamalardan kurtulduğunda. Nietzsche’ye göre insanlar her zaman kendilerini aşmaya ve süpermen olmak için kendilerini aşmaya çalışacaklardır. Aksi takdirde Nietzsche’nin dediği gibi; “İnsan, kaosu kendisine mantıklı gelen bir düzene çevirmezse, yıldızları doğurmazsa, karanlığında kaybolur.” (Öyleyse Önsöz’de Zerdüşt deyin)

Tanrı öldü
Tanrı öldü! Bu söz, Nietzsche’nin So Speaks Zerdüşt adlı kitabında ünlü argümanıdır. Nietzsche bu durumu hiçlik çağına giriş olarak değerlendirir ve Tanrı’yı ​​öldürenlerin bizler olduğunu söyler.

Şimdi nereye gidiyoruz? Tüm güneşlerden uzak mı? düşmeye devam etmiyor muyuz? Her yerde öne, arkaya, sağa, sola düşmez miyiz? Yüksek ve düşük kavramı hala var mı? Sonsuz hiçlik içinde dolaşmıyor muyuz? Boş nefesi yüzümüzde hissedemez miyiz? Şimdi daha soğuk değil mi? Gece gitgide daha karanlık olmuyor mu? Tanrı öldü! Tanrı öldü! Onu öldüren biziz!

Tanrı’nın insan yapımı bir yüceltme olduğunu ve bu kavramın somutlaştırdığı yaşam anlayışının özünde varoluşun karşıtı olduğunu savunan Nietzsche, Tanrı’nın ölümünü yaşamı yeniden tanımlamak, yeniden değerlendirmek ve değer yaratmak için bir fırsat olarak gördü. İnsan bu ölümü büyük bir reddedilmeye ve kendisi için yeni bir zafere dönüştürmeli, yoksa bedelini anlamsızlık ve yokluk içinde yaşayarak ödeyecektir. Nietzsche, Tanrı’nın ölümüyle birlikte üstün insanın yolunun açıldığını ve bu fırsatın değerlendirilmesi gerektiğini savunuyor.

Martin Heidegger, Nietzsche’nin Tanrı’nın öldüğü iddiasını Batı metafiziği ve onun yeni bir yöne girişine ilişkin felsefi bir soru olarak değerlendirir. Buna göre Nietzsche, batı felsefe geleneğinde bir kırılma noktasıdır.

sonsuz dönüş
Kalıcı bir dönüş fikri, Nietzsche’nin varoluş açısından Süpermen terimini tamamlayan ve geleceğe yön veren argümanıdır. Nietzsche başyapıtı So Buyurdu Zerdüşt’te zamanın döngüsel bir olgu olduğunu ve şimdiki anın sonsuz olasılıklar arasında en az bir kez yaşanması gerektiğini veya yaşanacağını anlatır.
Ya bir iblis seni gece gündüz izlese, onun en derin düşüncelerine nüfuz etse ve “Bu hayatı bir kez ve son olarak, yaşadığın ve olmuş olduğun şeyle yaşamalısın” derse. yaşamak. Yeni bir şeyle karşılaşmayacaksınız, aksine her şey aynı olacak!
Nietzsche, kalıcı bir geri dönüş fikrine dair hiçbir kanıt sunmuyor. Bazı yorumcular, Nietzsche’nin bu düşüncesini bilime dayandırmak istediğini, ancak sağlığının buna izin vermediğini öne sürdüler.
* Friedrich Nietzsche – Zerdüşt’e Evham’ı ve Gizemleri Anlatmak

aşk fati
Amor Fati, Friedrich Nietzsche’nin yazılarında sıklıkla kullandığı bir terimdir. Çevirmenler tarafından Türkçeye genellikle “kader aşkı” olarak çevrilir. Nietzsche’nin sözleriyle, hayatın en yüksek olumlaması onun ‘evet’i anlamına gelir.

Nietzsche ve Lou Salome
Nietzsche adının geçtiği hemen hemen her yerde bu isme rastlamak mümkündür; Lou Salome..

– Nietzsche üzerinde derin etkisi olan bu kadın kimdi?

Nietzsche ile aralarında ne oldu?

Nietzsche’nin Salome’ye karşı neden nefret ve küskünlük derecesine varan hisleri vardı?

Nietzsche’nin felsefesinin gelişmesinde başrol oynayan bu gizemli kadın, Yahudi bir aileden Lou Salome idi. Güzelliği, zarafeti, çelişkisi ve kibiriyle bir erkeği kolaylıkla baştan çıkarabilen bu kadın, Nietzsche’nin gözünde adeta ilahiydi.

Ortak arkadaşı Paul Ree aracılığıyla tanışan Nietzsche ve Salome, kısa sürede iyi arkadaş oldular. Sık sık Ree ile bir araya geldiler ve felsefi sohbetler yaptılar.

Ancak Nietzsche, ilk günden itibaren Salome’ye derin bir sevgi besledi ve onu “düşünen karısı” olarak gördü. Onun saf aşkı, Nietzsche’nin bir kadına duyduğu ilk derin sevgiydi.

Nietzsche babasının ölümüyle hep kadınların himayesinde büyümüştür. Bunun nedeni, hayatında Salome’dan önce hiçbir kadını sevmemiş, hatta hiç bir kadına yaklaşmamış olsa gerek, tam tersine kadınlar hakkındaki düşünceleri oldukça sert, Lou Salome’den sonra ise öyle. giderek daha katı.

Nietzsche bu sevimli ve gizemli kadınla yüz yüze gelememiş ve konuyu ortak arkadaşları Ree aracılığıyla Salome’ye iletmeye çalışmıştır. Öte yandan, Salome’nin reddetmesi Nietzsche için büyük bir hayal kırıklığı oldu.

Neredeyse yıkım olarak nitelendirilebilecek bu duygu karmaşası, sonunda hem Ree hem de Salome için nefrete dönüşecektir.

Nietzsche’ye göre, Ree gizlice Salome’ye çekildi. Bu nedenle bilerek ve isteyerek Nietzsche ve Salome’nin arkadaşlığını bozmak ister. Ama nedense bu suçlamalar Nietzsche’nin inkarıyla başlıyor. Böyle bir durumun gerçekten olup olmadığı bilinmiyor, ancak reddettikten sonra Nietzsche, Ree’nin ihanete uğradığına ikna oldu.

Kısa bir süreliğine de olsa bu üç arkadaş güzel şeyler paylaştılar ve güzel düşünceler ürettiler. Durum, Nietzsche’nin bu kısa sürede felsefesinde büyük ilerlemeler kaydettiğini gösteriyor.

Bu döneme ait tek tablo, Salome’nin kamçısıyla eline dikkat çektiği Ree, Salome ve Nietzsche’nin ortak resmidir.
Bu tablo daha sonra Nietzsche’nin kız kardeşi Elizabeth tarafından Nietzsche’yi Salome’ye karşı kışkırtmak için kullanıldı. Oldukça ilginç olan, Salome’nin at yapan iki adamı elindeki kamçıyla değiştirmesidir. Nietzsche’nin ablası, ilk tanıştıkları günden beri Salome’yi Nietzsche için uygun bulmamış ve onu tehlikeli olarak tanımlamıştır… ve Nietzsche’yi Salome’den koparmak için elinden geleni yapmıştır. Etkisi olup olmadığı bilinmiyor ama Nietzsche’nin sürekli kız kardeşinden ve annesinden kaçtığını ve bir yolculuk tutkusu yaşadığını söylemek yanlış olmaz.

Sonuç olarak bu yalnız aşk, Nietzsche’nin büyük acılar çekmesine neden oldu ve felsefesinin gelişmesinde etkili oldu. hayatımın geri kalanı için, bunun ne kadar yanlış olacağını bilmiyorum.

Zerdüşt tanıtım zamanı

Otuz yaşında Zerdüşt anavatanını ve anavatanını terk etti ve dağlara gitti. Orada ruhunun ve yalnızlığının tadını çıkardı ve on yıl boyunca bundan bıkmadı. Ama sonunda, kalbinde bir değişiklik oldu ve bir sabah uyandı, güneşin önünde durdu ve ona dedi ki:

“Ey büyük yıldız! Aydınlanmanız olmasaydı mutluluğunuz ne olurdu?

On yıl boyunca mağaramın üzerine yükseldin: Işığından ve yolculuğundan bıktın, bensiz, kartalım ve yılanım!

Ama biz her sabah sizi bekliyorduk, teraziyi sizden alıyoruz ve bunun için size şükrediyoruz.

Bak! Çok bal getiren bir arı gibi, bilgeliğini yıpratırsın; Onu almak için uzanmış ellere ihtiyacım var.

Bilgeler budalalıklarıyla, yoksullar zenginlikleriyle sevininceye kadar halka dağıtmak istiyorum.

Bu yüzden uçuruma inmeliyim: Akşamları denizin arkasına inip yeraltı dünyasını aydınlattığın gibi, ey sel yıldızı!

Aralarına inmek istediğim insanların dediği gibi batmalıyım.

O zaman beni kutsa, ey en büyük mutluluğa bile kıskanmadan bakan gözler!

Taşmayı bırakan kâseyi kutsasa da, suyun saf altından akmasına izin verin, sevincinin ışığını dört yöne getirin!

Bak! Bu fincan yeniden boşalmak istiyor ve Zerdüşt yeniden insan olmak istiyor”.

– Zerdüşt’ün düşüşü böyle başladı.

Zerdüşt dağdan tek başına indi ve kimseyle karşılaşmadı. Ancak ormana girdiğinde, ormanda ağaç kökleri bulmak için şanslı kulübesinden çıkan yaşlı bir adam aniden karşısına çıktı. Ve yaşlı adam Zerdüşt’e dedi ki:

“Bu turist bana yabancı değil: yıllar önce buradan geçti. Adı Zerdüşt; ama değişti.

O gün küllerini dağlara getirdin; bugün küllerini vadiden aşağı indirecek misin? Kundaklama cezasından korkmuyor musun?

Evet, Zerdüşt’ü tanıyorum. Berrak gözlerinde ve ağzında tiksinti yoktu. Oynamak gibi değil mi?

Zerdüşt dönüşür, Zerdüşt çocuk olur, Zerdüşt uyanır: Uyuyan insanlar arasında ne yapacaksın?

Sanki denizde yalnızlığında yaşıyormuşsun da deniz seni taşıyormuş gibi. Ne yazık ki, karaya mı çıkmak istiyorsun? Yazık, yine kendi vücudunu çekmeni mi istiyorsun? “

Zerdüşt cevap verdi: “İnsanları seviyorum.”

“Neden,” dedi aziz, “çölde çekildim mi? İnsanları çok sevdiğin için değil mi?

Şimdi Tanrı’yı ​​seviyorum: İnsanları sevmiyorum. Bence insan çok eksik bir şey. İnsan sevgisi bana acımasız olurdu. “

Zerdüşt yanıtladı: “Ne aşk vaadi! Herkese hediyeler getiriyorum.”

“Onlara hiçbir şey vermeyin” dedi aziz. “Onları vücudunuzdan çıkarıp yanınıza almanız daha iyi – onların daha çok sevdikleri şey bu: sen de hoşlandığın sürece!

Ve onlara vermek istiyorsan sadakadan fazlasını verme, senden dilesinler! ”

“Hayır,” diye yanıtladı Zerdüşt. “Sadaka vermem. Ben o kadar fakir değilim. “

Aziz Zerdüşt’e güldü ve şöyle dedi: “Öyleyse onları hazinenizi kabul ettirmeye çalışın! Yalnız insanlardan şüphelenirler ve hediyelerle geldiğimize inanmazlar.

Ayak seslerimiz sokaklarında çılgınca yankılandı. Ve eğer geceleri yatakta olsalar ve gün doğmadan çok önce birinin geçtiğini duysalardı, merak ederlerdi: Bu hırsız nereye gitti?

İnsanlar gitmeyin, ormanda kalın! Hayvanlara gitsen iyi olur! Neden benim gibi olmak istemiyorsun – ayılar arasında ayı, kuşlar arasında kuşlar? ”

“Peki, azizin ormanda ne işi var?” “diye sordu Zerdüşt.

Kırlangıç, “Şarkı söylerim, söylerim ve gülerim, ağlarım ve mırıldanırım, bu şarkıları söylerken: Tanrı’yı ​​böyle överim.

Türkçe şarkılar söyleyerek, ağlayarak, gülerek ve mırıldanarak tanrıyı tanrım olarak övüyorum. Ve bize hediye olarak ne getiriyorsun? ”

Zerdüşt bu sözleri işitince azizi kutsadı ve şöyle dedi: “Sana ne vereceğim! Senden bir şey almadan hızlı gideyim! ‘ -ve böylece ayrıldılar, yaşlı adam ve Zerdüşt, iki çocuk gibi gülerek.

Ama Zerdüşt yalnız kalınca yüreğine dedi ki: “Nasıl olur! Bu yaşlı aziz, ormanındaki ölüm tanrısını hâlâ duymadı.”

Ormanın kenarındaki en yakın kasabaya vardığında, Zerdüşt pazar yerinde birçok insanın toplanmış olduğunu gördü: çünkü bir aylakta sıkı bir tasma ile oynanacağı duyurulmuştu. Ve Zerdüşt halka dedi ki:

Sana yöneticiyi öğretirim. İnsanlar üstesinden gelinmesi gereken bir şeydir. Onu yenmek için ne yaptın?

Şimdiye kadar, tüm canlılar kendilerinin ötesinde bir şey yarattılar: Bu büyük yükselişin insanı olmak ve insanları geçmek yerine hayvanlara geri dönmek ister misiniz? ?

İnsan için maymun nedir? Gülünecek bir şey ya da acı bir utanç. İnsan da aynen öyle olacak. Yönetici için: gülünecek bir şey ya da acı bir utanç.

Bir solucandan bir insana geçtiniz ve içinizde daha birçok solucan var. Bir zamanlar maymundunuz ve şimdi bile insan herhangi bir maymundan daha çok bir maymuna benziyor.

En bilgeniz bile uyumsuzluk, bitkiler ve imgeler arasındaki bir melezdir. Ama size bitki mi yoksa görüntü mü söylüyorum?

Bak, sana çevrelemeyi öğretiyorum! Süpermen dünyanın anlamıdır. Söylediğinize dikkat edin: Üstinsan dünyanın anlamı olacak!

Yalvarırım kardeşlerim, dünyaya tutunmanızı ve size uhrevî ümitlerden söz edenlere inanmamanızı! Kasten kasıtsız olarak ağ yayıcılardır.

Hayatı hor görenler, yozlaşmışlar ve ağıtlar yakanlar, dünya onlardan bıkmış; bırakın gitsinler!

Bir kez Tanrı’ya karşı günah en büyük günahtır, ancak Tanrı öldü ve o günahkarlar da öyle. Günah toprakla artık en korkunç olanıdır ve bilinmeyenin özünü dünyanın anlamının üstüne koyar!

Geçmişte ruh bedeni hor görürdü: Bu hor görme en üst düzeydeydi: – Nefs bedenin zayıf, tiksinmiş ve aç olmasını isterdi. Böylece bedenden ve topraktan kurtuluşu tesis etti.

Ah, zayıf, iğrenç ve aç olan bu ruhtu: ve işkence bu ruhun tutkusuydu!

Ama kardeşlerim de öyle, söyleyin bana: Bedeniniz ruhunuz hakkında ne diyor? Ruhunuz yoksulluk ve kirlilik ve yoksul konfor değil mi?

Evet, insan kirli bir nehirdir. Kirlenmiş bir nehri emmek ve bozulmadan kalmak için deniz olmak gerekir.

Bakın, size gardiyanı öğretiyorum: O, büyük horgörünüzün batabileceği bu denizdir.

Yaşayabileceğiniz en büyük şey nedir? Büyük bir aşağılamanın saatiydi. Artık mutluluğunuz bile suçlanıyor size, aklınıza ve erdeminize.

Şimdi diyorsun ki: “Benim mutluluğum nedir! Yoksulluk, kirlilik ve acınası bir rahatlıktır. Ama mutluluğum varoluşun kendisini haklı çıkarmalı! ”

Şimdi dediğinizde: “Benim sebebim ne! Aslanın yemeği için susuzluğunu hissediyor mu? Yoksulluk, kirlilik ve acınası bir rahatlıktır! ”

Şimdi, “Benim erdemim nedir! Hala beni çıldırtmadı. İyi ve kötümden ne kadar sıkıldım! Her zaman yoksulluk, kirlilik ve zavallı rahatlık! ”

Şimdi, “Benim doğruluğum nedir! Ben ateş ve kömür değilim, anladım. Ama gerçek ateş ve kömürdür! ”

Şimdi, “Yazık! Seni seven, çarmıha gerilmiş çarmıha acıyan değil mi? Ama benim pişmanlığım çarmıha gerilme değil.”

Hiç böyle bir şey söyledin mi? Hiç böyle ağladın mı? Ah, keşke böyle bağırdığını bir duyabilsem!

Günahın değil, efendiliğin cennete haykırıyor, günahının bayağılığı cennete gidiyor!

Seni diliyle yalayacak şimşek nerede? Delilik seni nereye bağlayacak?

Bakın, size bekçiyi öğretiyorum: o bu yıldırımdır; o, bu delilik! –

Zerdüşt’ün söylediği gibi, adamlardan biri bağırdı: “İp cambazları hakkında yeterince şey duyduk; Onunla şimdi tanışın! Ve bütün kalabalık Zerdüşt’e güldü. Ancak bu sözlerin kendisi için söylendiğini düşünen döner kavşak oyununa çoktan başlamıştı.

Ama Zerdüşt herkese baktı ve hayret etti. Sonra dedi ki:

İnsan, hayvan ve süpermen arasında gerilmiş iptir – uçurumun üzerindeki ip.

Sonra korku, korku geriye bak, korku titremesi durur.

İnsanla ilgili harika olan şey, onun bir hedef değil, bir köprü olmasıdır: İnsanda sevilebilecek olan şey, onun karşıdan karşıya geçip batmasıdır.

Batmasını bilmedikçe yaşamayı bilmeyenleri severim; çünkü bunlar karşıdan karşıya geçen insanlar.

Büyük küçümseyicileri severim, çünkü onlar büyük hürmetkarlardır ve karşı kıyıya hasret oklardır.

Önce batmak ve fedakarlık yapmak için yıldızlardan başka bir sebep aramayanları, bir gün dünya süpermen olsun diye kendilerini dünya için feda edenleri seviyorum.

Bilmek için yaşamayı seviyorum ve bir gün süpermen yaşayabilsin diye bilmek istiyorum. Kendi çöküşünü böyle istiyordu.

Kâhya için bir ev inşa eden, toprağı, hayvanları ve bitkileri hazırlayan işçiyi ve mucidi seviyorum: bu yüzden kendi çöküşünü gönüllü olarak inşa ediyor.

Erdemimi seveni severim: çünkü erdem batma isteği ve arzunun okudur.

Ruhundan bir damla bile ayırmayan, tam erdemin ruhu olmak isteyen adamı seviyorum: o köprüde bir ruh gibi yürüyor.

Ben, huyunu ve kaderini erdeminden çıkaranı seviyorum: ya erdemi için yaşasın, ya da hiç yaşamasın.

Fazla erdem istemeyen insanları seviyorum. Tek bir erdem, iki erdemden daha iyidir, çünkü kaderin bağlı olduğu daha zor düğümdür.

Kalbini boşa harcayan insanları seviyorum. Ne umar ne de teşekkür eder: çünkü her zaman verir ve kendini korumak istemez.

Utangaç olan ve zar ne zaman uygun şekilde düşündüğünü soran birini severim: “Ben entrikacı bir oyuncu muyum?” Çünkü ortadan kaybolmak istiyor.

İşine başlamadan önce altın vaatler yayan ve her zaman söz verdiğinden daha fazlasını yapan bir adamı severim: çünkü bunun gerçekleşmesini ister.

Geleceği haklı çıkaran ve geçmişi kurtaran adamı seviyorum: çünkü o şimdiki zamanda ölmek istiyor.

Ben tanrımı düzelteni seviyorum, çünkü o tanrısını seviyor: o da tanrısının gazabında ölmeli.

Yaralı olsa ve küçük bir şey için ölebilse de kalbimin derinliklerinde bir insanı seviyorum: o köprüyü böyle mutlu bir şekilde geçer.

Taşmayı, kendini ve üzerindeki her şeyi unutmasına izin vermeyi seviyorum: her şey onun çöküşü oluyor.

Özgür ruhu ve özgür kalbi seviyorum: Bırakın kafası sadece kalbinin içinde kalsın ama kalbi onu batmaya zorluyor.

Ben üzerlerinde asılı duran kara buluttan birer birer düşen ağır damlalar gibi olan herkesi severim: Haberciler gibi şimşeklerin ve kıyametin habercisidirler.

İşte, ben şimşeğin elçisiyim ve buluttan ağır bir damla düşüyor: Şimşek üstünken.

Zerdüşt bu sözleri söyledikten sonra tekrar herkese baktı ve sustu. “İşte buradalar,” dedi kendi kendine, “burada gülüyorlar: beni anlamıyorlar, ben bu kulakların ağzı değilim.

Gözleriyle duymayı öğrenebilmek için kulaklarını mı seçmeliler? Baget gibi şarkı söyle, vaiz gibi mi? Yoksa sadece kekemeliğe mi inanıyorlar?

Gurur duyacakları bir şeyleri var. Onları gururlandıran ne diyorlar? Kültür derler – onları keçi çobanlarından ayıran şey.

Bu yüzden onlar için “aşağılama” kelimesinin kullanılmasından hoşlanmazlar. Bırakın onların gururuyla haykırayım.

Onlara en aşağılık şeyi anlatırdım, “bu son adam.”

Ve Zerdüşt halka dedi ki:

İnsanların kendilerine bir hedef bulmasının zamanı geldi. İnsanın en yüksek umudunun tohumlarını ekme zamanı geldi.

Arazi bu iş için çok verimli. Ama bir gün bu topraklar yoksullaşacak, güçsüz kalacak ve içinde büyük bir ağaç büyümeyecek.

Ne yazık ki! İnsanın özlem okunu insanın ötesine bırakamayacağı ve yay uğultusunu unutacağı zaman geldi.

Size söylüyorum: Kükreyen bir yıldızın doğması için hâlâ iç karışıklık olması gerekir. Sana söylüyorum: hala bu anarşiye sahipsin.

Ne yazık ki! İnsanların artık yıldız doğuramayacağı zaman geldi. Ne yazık ki! Artık kendine bakamayan en aşağılık adamın zamanı geldi.

Bak! Sana Süpermen’i gösteriyorum.

“Aşk nedir? Yaratılış nedir? Arzu nedir? Yıldız nedir?” En son göz kırparak sordu.

Dünya küçüldü ve her şeyi küçülten son adam onun üzerine atlıyor. Yerdeki pire gibidir, kökünden sökülemez: sonuncusu en uzun yaşar.

“Mutluluğu bulduk” – sonuncusu göz kırparak böyle söyledi.

Güç alanlarından izole edilirler: bir kişinin de sıcaklığa ihtiyacı vardır. Komşu daha çok sevilir ve onunla ovulur: birinin de sıcaklığa ihtiyacı vardır.

İtaatsizlik ve şüpheye düşmek günahtır: İnsan ihtiyatla yürür. O bir aptal, kayalara veya insanlara takılan o!

Bazen biraz net: tatlı rüyalar görmeni sağlar. Ve ızgaranın sonunda tatlı bir ölüm için çok fazla.

Daha çok çalışın, çünkü çalışmak eğlencelidir. Ama sevinç zarar görmedi.

Artık zengin ya da parasız olunamaz: ikisi de çok zordur. Başka sipariş vermek isteyen var mı? Kim dinler: ikisi de çok zahmetlidir.

Pek çok insanın çobanı yok! Herkes aynı şeyi ister, herkes aynıdır: Farklı duyan herkes gönüllü olarak eve girer ve aklını kaybeder.

“Bir kez tüm dünya çıldırdı” derler, en ince göz kırpışlarıyla.

Akıllıdırlar ve olup biten her şeyi bilirler: Böylece alayları hiç durmaz. Daha çok bozulur ama hemen barışır ya da mideleri bulanır.

Gündüz için küçük zevkleri ve gece için küçük zevkleri vardır: ama sağlığı hesaba katarlar.

“Mutluluğu bulduk” – sonuncusu göz kırparak böyle söyledi-

Zerdüşt’ün “öngörü” olarak da adlandırılan ilk konuşması burada sona eriyor: şimdilik kalabalığın bağırışları ve neşesi onun sözünü kesti. “Bize bu son adamı ver, ey Zerdüşt,” diye bağırdılar, “bizi bu sonunculardan gönder! Size menajeri daha sonra vereceğiz! Ve bütün kalabalık çok sevindi ve sırıttı. Ama Zerdüşt üzüldü ve yüreğine dedi ki:

“Beni anlamıyorlar: Ben bu kulakların ağzı değilim.

Görünüşe göre çok uzun zamandır dağlardayım, dereleri ve ağaçları çok dinledim, şimdi onlarla keçi çobanları gibi konuşuyorum.

Kalbim sakin ve berrak, sabahları dağlar gibi. Soğuk ve şakacı olduğumu düşünürken, korkunç bir şakacı.

Ve burada bana bakıp gülüyorlar: ve gülerken benden nefret ediyorlar. Gülümsemeleri buz gibi.”

Sonra tüm ağızları susturan ve tüm gözleri büyüten bir şey oldu. Bu arada, yürüteç oyununa başlamıştı: küçük bir kapıdan dışarı çıktı ve iki kule arasına, çarşı ve halkın üzerine uzanan bir kordon boyunca yürüdü. Yarı yolda, küçük kapı yeniden açıldı ve rengarenk giysiler içinde palyaçoya benzer bir figür içeri girdi ve hızlı adımlarla öncekinin arkasından yürüdü. “Haydi sakat,” diye haykırdı korkunç sesi, “ileri, seni yavaş, kurnaz, senin gibi! Yoksa seni ayağımın altına alırım, ha! Bu kuleler arasında ne yapıyorsun? Senin yerin kulenin içi, kilit altına almalısın, üstlerinin yolundasın!” -Ve her kelime ile önündeki kişiye daha da yaklaştı: ama bir adım önce, tüm ağızları ve tüm gözleri büyüten bir şey oldu: bir iblis gibi bağırdı ve engelleyen adamın üzerinden atladı, başı döndü. ve sendeledi, direğini yere attı ve direğinden daha hızlı, bir kol ve bacak dalı gibi derinliklere daldı.

Ama Zerdüşt kıpırdamadı ve beden ona doğru düştü, kırılmış ama hâlâ canlı. Dakikalar sonra, yaralı adam bilincini geri kazandı ve Zerdüşt’ün yanında diz çöktüğünü gördü. “Nasılsın böyle?” dedi en son. “Şeytanın bana saldıracağını uzun zamandır biliyordum. Şimdi beni cehenneme sürükleyecek: Onu durduracak mısın? ”

Zerdüşt, “Onurum için, dostum” diye yanıtladı, hiçbiriniz demezsiniz: Şeytan ve cehennem yoktur. Ruhun bedeninden önce ölecek: artık korkma! ”

Adam şüpheyle gözlerini kaldırdı. “Söylediklerin doğruysa,” dedi, “Hayatımı kaybedersem kaybedecek bir şeyim yok. Ben yemeği döverek ve ısırarak oynaması öğretilen bir hayvandan başka bir şey değilim. “

“Ne demek istiyorsun,” dedi Zerdüşt, “işini tehlikeye attın, küçümsenecek ne var? Ve şimdi işin için ölüyorsun: Bunun için seni kendi ellerimle gömeceğim.”

Zerdüşt bunu söyledikten sonra, ölmekte olan adam başka cevap vermedi; ama teşekkür etmek için Zerdüşt’ün elini arar gibi elini hareket ettirdi.

Bu sırada gök gelmiş, çarşı kararmıştı: Sonra halk meraktan ve korkudan bıkmış olarak dağıldı. Ama Zerdüşt yerde ölü adamın yanına oturdu ve derin derin düşündü: bu yüzden zamanı unuttu. Sonunda gece oldu ve yalnız adamın üzerine soğuk bir rüzgar esmeye başladı. Sonra Zerdüşt doğruldu ve yüreğine dedi ki:

Gerçekten de bugün Zerdüşt iyi yakaladı! O bir insan değildi, elinde tuttuğu bir cesetti.

Garip, insan varoluşu değildir ve yine de anlamsızdır: Onun için bir soytarı yıkım anlamına gelebilir.

İnsanlara varlıklarının anlamını öğretmek istiyorum: Bu Süpermen – o kara buluttan, insandan gelen şimşek.

Ama hala onlardan uzaktayım ve düşüncelerim onlara hiçbir şey söylemiyor. Ben onlardan daha deli ve ceset arasında bir melezim.

Karanlık gecedir, karanlık Zerdüşt’ün yoludur. Gel, soğuk ve sert yoldaş! Seni kendi ellerimle gömeceğim yere götüreceğim.

Zerdüşt bunu kalbine söyledikten sonra cesedi sırtında taşıdı ve yola koyuldu. Daha yüz adım atmadan bir adam yaklaştı ve kulağına fısıldadı: – Bak! Konuşan kuledeki palyaçoydu. “Git bu şehirden Zerdüşt,” diyordu, burada senden nefret eden çok insan var. İyi insanlar ve sadece sizden nefret eden insanlar, sizi düşmanları ve aşağılıkları olarak görürler; Hak dine inananlar sizden nefret eder ve sizi kitleler için bir tehlike olarak görürler. Neyse ki sana güldüler: Aslında bir dolandırıcı gibi konuştun. O ölü köpekle arkadaş olduğun için çok şanslısın; Yani bugün düşük çaldın. Ama git bu şehirden, yoksa yarın üzerinden atlayacağım – tıpkı yaşayanların ölülerin üzerinden atladığı gibi. Bunu söyledikten sonra adam ortadan kayboldu: ama Zerdüşt karanlık bir yola girdi.

Şehir kapısında mezar kazıcılarıyla karşılaştı: Yüzüne meşaleler tuttular, Zerdüşt’ü tanıdılar ve onunla çok alay ettiler. “Zerdüşt ölü köpeği yakalıyor: Zerdüşt’ün mezar toplayıcı olması harika! Ellerimiz bu kebapa dokunamayacak kadar temiz. Zerdüşt şeytanın lokmasını mı çalmak istiyor? Peki! Afiyet olsun! Şeytan Zerdüşt’ten daha yetenekli bir hırsız olmasaydı! -ikisini de çal, ikisini de ye! Ve güldüler ve birbirlerine verdiler.

Zerdüşt buna bir şey demedi ve yoluna devam etti. Ormanlarda ve bataklıklarda iki saat yol kat ettikten sonra kurtların ulumalarını o kadar açtı ki kendisi de acıktı. Sonra yanan bir evin önünde durdu.

“Açlık,” dedi Zerdüşt, “beni bir hırsız gibi bastırıyor. Ormanlarda ve bataklıklarda açlığım beni boğuyor ve derin gecede.

Açlığımın garip bir alışkanlığı var. Kalabalık bana ancak yemekten sonra gelir, ama bugün asla gelmez: nerede o? ”

Ve sonra Zerdüşt evin kapısını çaldı. Yaşlı bir adam dışarı çıktı; Elinde bir lamba tuttu ve “Kim benimle yatamaz?” Diye sordu.

Zerdüşt dedi ki: “Biri yaşar ve biri ölür. “Bana yiyecek bir şeyler verin, gün içinde yemek yemeyi unutuyorum. Açları doyuran, kendi kalbini uyandırır: Bu hikmettir. ”

Yaşlı adam gitti, ama çabucak geri döndü ve Zerdüşt’e ekmek ve şarap ikram etti. “Burası aç insanlar için bir yer değil” dedi, “bu yüzden burada oturuyorum. Hayvanlar ve insanlar, yalnız geliyorum. Bir yoldaşı beslersen o da yorulur.” Zerdüşt yanıtladı: “Yoldaşım artık hayatta değil, ona kolay yemek yediremem.” Kapım ne verirsem onu ​​almalı. Yiyin ve iyi şanslar! ”

Sonra Zerdüşt yola ve yıldızlara yaslanarak iki saat daha yürüdü: çünkü geceleri yürümeye alışıktı ve uyuyanların yüzlerine bakmayı severdi. Ama şafak vakti, Zerdüşt kendini sık bir ormanda buldu, görünürde bir yol yoktu. Sonra cesedi bir ağaçtaki bir oyuğa yerleştirdi – onu kurtlardan korumak için – kendisi yere ve yosuna uzandı. Ve anında uykuya daldı, bedeni yorgun, kalbi hareketsizdi.

Zerdüşt uzun süre uyudu ve yüzünün üzerinden yalnızca şafak değil, sabah bile geçti. Ama sonunda gözleri açıldı: Zerdüşt hayretle ormana ve sessizliğe baktı; Şaşırdı, kendi içine baktı. Sonra, birden karayı gören bir denizci gibi, hemen doğruldu ve sevinçle haykırdı: çünkü yeni bir hakikat gördü. Ve kalbine dedi ki:

“İçime bir ışık doğdu: Yoldaşlara, ölü değil canlı yoldaşlara ve istediğim yere götürebileceğim cesetlere ihtiyacım vardı.

Benim istediğim yerde, kendi şartlarıyla beni takip edecek canlı yoldaşlara ihtiyacım var.

İçinde bir ışık parladı: Sözünü halka değil, yoldaşlara iletecek olan Zerdüşt! Zerdüşt sürünün çobanı ve köpeği olmayacak!

Sürüden daha fazlasını çekmek için – bu yüzden geldim. Halk ve koyunlar bana kızacaklar: Çobanlar Zerdüşt’e haydut diyecekler.

Çoban dediğimde kendilerine iyi ve dürüst diyorlar. Çoban dediğimde, kendilerine gerçek dindar diyorlar.

İyiye ve doğruya bakın! En çok kimden nefret ederler? Yok edenden, zarar verenden, kendi değerlerinin kurallarını çiğneyenden: – Tam tersine yaratıcıdır.

Bütün inançlardan erkeklere bakın! En çok kimden nefret ederler? Yok edenden, zarar verenden, kendi değerlerinin kurallarını çiğneyenden: – Tam tersine yaratıcıdır.

Yoldaşlar, cesedi değil, sürüyü ve inancı değil, yaratıcıyı ararlar. Yaratıcılık, yeni disklere yeni değerler kazıyan arkadaşlar bulur.

Yoldaşlar, yaratıcı arkadaşlar ve hasat arar: çünkü ona göre her şey hasat için hazırdır. Ama orak yüzü yok: bu yüzden kulaklarını alıyor ve sıkılıyor.

Yaratıcılık arayışındaki yoldaşlar, orakları bilemeyi bilenler. İyiyi ve kötüyü hor görenlere, yok ediciler denilecek. Ama onlar biçerdöverler ve ziyafetler.

Zerdüşt yaratılışın dostunu, mahsulün dostunu ve ziyafetin dostunu arar Zerdüşt: Sürüler ve çobanlar ne ise o!

Ve sen, ilk takım arkadaşım, iyi şanslar! Seni bir ağacın çukuruna iyice gömdüm ve seni kurtlardan iyice sakladım.

Ama seni bırakıyorum: zamanı geldi. İki alacakaranlık arasında yeni bir gerçek geldi aklıma.

Çoban ya da otobur olmayacağım. Artık insanlara söylemeyeceğim: Son kez ölülerle konuştum.

Yaratıcılara, hasatçılara, partiye katılanlara katılacağım: Onlara gökkuşağını ve kahyaya merdiveni göstereceğim.

Şarkımı bekarlar ve çiftler için söyleyeceğim; Ama kulağı duyamayanın, mutluluğum için kalbini ağırlaştıracağım.

Kendi yolumda yürüyorum: Erteleyenlerin ve gecikenlerin üstesinden geleceğim. İlerlemem onların düşüşü olsun! ”

Güneş doğarken, Zerdüşt’ün yüreğine söylediği buydu: Sonra hayretle baktı, çünkü yukarıdan bir kuşun tiz çığlığını işitmişti. Ona bak! Kartalın havası geniş daireler çiziyordu ve üzerine bir ev gibi değil, bir arkadaş gibi bir yılan asılmıştı: çünkü yılan kartalın boynuna dolanmıştı.

“Bunlar benim hayvanlarım!” dedi Zerdüşt ve yüreği sevindi.

“Güneşteki en gururlu hayvan ve güneşteki en bilge hayvan – araştırmak için dışarı çıktılar.

Zerdüşt’ün hâlâ hayatta olup olmadığını bilmek istiyorlardı. Doğrusu, hala yaşıyor muyum?

İnsanlar arasında yaşamayı, hayvanlar arasında yaşamaktan daha tehlikeli buluyorum; Zerdüşt tehlikeli yollarda yürür. Hayvanlarım bana yol göstersin! ”

Zerdüşt bunu söyler söylemez ormanın azizinin sözlerini hatırladı, içini çekti ve yüreğine şöyle dedi:

“Keşke daha akıllı olsaydım! Keşke yılanım gibi tepeden tırnağa bilge olsaydım!

Ama imkansızı istiyorum: Bırak da gururumdan onun her zaman bilgeliğimde yürümesini dileyeyim!

Ve bir gün aklım beni yarı yolda bırakırsa: – Ah, koşmayı sever! – o zaman bırak gururum çılgınlığımda kaçsın! ”

– Zerdüşt’ün düşüşü böyle başladı.

Bin Bir Amaç Hakkında

Zerdüşt pek çok ulus, pek çok ulus gördü: bu yüzden birçok ulusa göre neyin iyi neyin kötü olduğunu anlar. Zerdüşt yeryüzünde iyilik ve kötülükten daha büyük bir güç bulamadı.

İlk değerlendirme olmadan hiçbir ülke var olamaz; ama ayakta durmak istiyorsa onu komşusu saymamalı.

Bir ülkenin iyi bulduğunu, bir başkası utanç verici ve utanç verici buluyor: ben böyle gördüm. Burada kötü sayılan birçok şeyin mor şeref levhalarıyla süslendiğini başka yerlerde de gördüm.

Komşu komşuyu hiç anlamıyor: komşusunun çılgınlığına ve zulmüne her zaman hayran kalıyor.

Her ülkenin üzerinde bir iyilik işareti asılıydı. İşte onların zafer diski; Bakın, bu onların güç isteklerinin sesi.

Övgüye değer, güç olarak gördükleri; çok gerekli ve zor olanı iyi olarak adlandırırlar; en büyük, eşsiz ve en zor sıkıntıdan kurtaranı, kutsal olanı övüyorlar.

Onlara hakim olan, fetheden ve parlatan, çevrelerindekileri korkutan ve kıskanan şeyler, her şeyin ölçüsü ve anlamı en yüksek ve en önemli şey olarak kabul edilir.

Gerçekten kardeşim, bir ulusun neye ihtiyacı olduğunu, toprağını, göklerini ve komşularını bilirsen, onun kazanan yasasını ve bu merdiveni neden tırmandığını anlarsın. Umut etmek.

“Her zaman önce gelmelisin, kesinlikle başkalarını geçmelisin, arkadaş olmadıkça kimseyi sevmemelisin!” – Yunanistan’ı titreten bu: Büyüklüğe giden yolda böyle yürüdü.

“Doğruyu söylemek, yayda bilgelik” – bana adını veren ülke için güzel ve güçlü, – benim için güzel ve güçlü bir isim.

“Baba ve annenin şerefine, tüm kalbimle istediklerini yap” – bu zafer levhasının asılı olduğu başka bir ülke onunla güçlü ve ölümsüz hale geldi.

“Yüreğe bağlılık, bu bağlılık uğruna namus ve kan için, hatta kötü ve tehlikeli şeylerde bile hayatı tehlikeye atıyor” – bunu kendine öğreterek kendini aşan ve kendini böyle yendiğinde büyük umutlara gebe olan başka bir ülke.

Gerçek şu ki, insanlar kendilerine her türlü iyiyi ve kötüyü vermiştir. Gerçek şu ki, bu şeyleri almadılar, bulamadılar, gökten düşen bir ses gibi inmediler.

İnsan kendini korumak için şeylere değer verir – şeylerin anlamını, insanların anlamını yarattı! Bu yüzden kendisine “insan”, yani değerlendirici diyor.

Yorumlar yaratıcıdır: dinleyin, yaratıcılar sizsiniz! Değerlendirmenin kendisi, değerlendirilen tüm nesnelerin hazinesi ve mücevheridir.

Değer yalnızca değerlendirmeyle var olur: değerlendirme olmadan varoluş boş bir kabuğa dönüşür. Dinleyin, yaratıcılar sizsiniz!

Değerdeki değişim, yaratıcıdaki değişimdir. Yaratılması gereken her zaman yok eder.

İlk uluslar yaratıcıydı, ancak daha yakın zamanlarda bireyler yaratıcı oldular; Gerçek şu ki, bireysel benlik nihai yaratımdır.

Eski zamanlarda, milletler üzerlerine iyilik işaretleri asarlardı. Konuşmayı sevmek ve birlikte dinlemeyi sevmek bu tür işaretleri yaratır.

Sürüdeki sevinçten, “Ben”deki sevinçten daha büyüktür: ve iyi bir vicdan sürüyle bir olduğu sürece, yalnızca kötü bir vicdan “Ben” der.

Gerçek şu ki, kurnaz, sessiz ego kendi çıkarlarını kalabalığın çıkarına görür – sürünün kaynağı değil, yıkımı.

Onlar her zaman aşık, yaratıcı, iyiyi ve kötüyü yaratan oldular. Aşk ateşi her erdem adına ve öfke ateşi adına yanar.

Zerdüşt birçok ulus, birçok halk gördü: kendisini sevenlerin yarattıklarından daha güçlü bir şeyle karşılaşmadı – onlara “iyi” ve “kötü” denildi.

Gerçek, bu övgü ve azarlama gücünün canavarlarından biridir. Söyleyin kardeşlerim, onu kim yenecek, bu canavarın bin boynuna boyunduruğu kim koyacak?

Şimdiye kadar bir amaç var çünkü bin tane ülke var. Ama bin eski boyunduruk, hedef eksikliği diye bir şey yoktur. İnsanlığın bir amacı yoktur.

Ama söyleyin bana kardeşlerim, eğer insanlığın başka bir amacı yoksa, o henüz orada değil mi – insanlığın kendisi mi?

Böyle dedi Zerdüşt.

Şair hakkında

Zerdüşt müritlerinden birine şöyle dedi: “Bedeni daha iyi anladığım için ruhun artık önemli olmadığını düşünüyorum. Ve “ebedi” denilen her şey sadece semboliktir.

Elçi cevap verdi: “Daha önce böyle bir şey söyledin. Ama şairlerin çok yalan söylediğini de ekliyorsunuz. Neden öyle diyorsun?”

“Neden soruyorsun?” dedi Zerdüşt. “Neden diye sorulmayan erkeklerden biriyim. Bunu daha dün mü yaşadım? Fikirlerimin nedenleri hakkında konuşmayalı uzun zaman oldu. Nedenlerimi ortaya koymam gerekseydi, hatıraların ambarı olmaz mıydım? Hatta bu fikri kendime saklıyorum çok fazla.

Ve birçok kuş uçup gidiyor. Bazen güvercinime dokunduğumda saklanan garip bir kuş görüyorum. Ama Zerdüşt sana bir keresinde ne demişti? Hangi şair çok yalan söyler? Ama Zerdüşt aynı zamanda bir şairdi. Bu işte doğruyu söylediğine inanıyor musunuz? Neden inanıyorsun? Elçi yanıtladı, “Ben Zerdüşt’e inanıyorum. ”

Zerdüşt başını salladı ve gülümsedi.
“İnan, özellikle bana inanıyorsan, beni mutlu etmez. Çok yalan söylüyoruz, az biliyoruz. Ve gücü öğreniyoruz. Bu yüzden yalan söylemek zorundayız. Aramızda hangi şairler şarabımızı kirletmez? Mahzenimizde bir sürü zehirli karışım yaptık. Anlatılamayacak kadar çok iş yaptık, çünkü o kadar az şey biliyoruz ki, morali bozuk insanları seviyoruz.

Özellikle kadınlar!
Yaşlı hanımların akşamları anlattığı hikayelere bile can atıyoruz. Ve biz buna kendi yolumuzla “ebedi karanlık” diyoruz, insana ve onun aforizmalarına, sanki özel bir kapı ve oradan öğrenmek isteyenlere dağıtılan bilgiler varmış gibi inanıyoruz.
Bütün şairler, çayırlarda veya münzevi tepelerde yatan ve kulaklarını diken herkesin cennet ve dünya arasında bir şeye aşık olabileceğine inanır. Ve şairler kendilerine geldiklerinde, tabiatın onları sevdiğini duyarlar. ve doğa kulaklarına gizli okşamalar fısıldıyor ve ölümlülerin önünde bununla övünüyorlar.

Ah, cennet ve dünya arasında sadece bir şairin hayal edebileceği o kadar çok şey var ki. Özellikle tanrı hakkında. Çünkü tüm tanrılar şiirsel semboller ve şiirsel icatlardır. Ve sonra onlara tanrılar ve süpermenler diyoruz. Bu sandalyelere oturmak için fazla yumuşaklar. Tüm şairler ve önde gelen insanlar!

Ah, olağanüstü biri gibi görünmek isteyen bu çaresiz insanlardan bıktım! Ah, tüm şairlerden bıktım. “Zerdüşt bunu söyleyince müritleri ona kızdı. Ama o sustu. Zerdüşt de sustu. Ve sanki uzaklara bakıyormuş gibi gözleri içe döndü. Sonunda bir iç çekti. Ve dedi ki: ” Ben bugünün ve dünün eseriyim.Ama içimde bir şey var ki yarın, yarından sonra ve ötesinde bir gelecek.Bıktım eski yeni şairlerden.Bence hepsi sati.Ve sığ sular.Dalmadılar. derin. Ona olan hisleri dibine kadar ulaşamadı, biraz şehvet, biraz can sıkıntısı. En çok düşündükleri bu, kamışları bir hayaletin hışırtısı. Ses yakınlığından ne anladılar?

Onlar da temiz değil. Derin görünmesi için tüm sularını bulandırıyorlar. Ve böylece sakin görünmek isterler. Ama bence onlar orta adam, kafa karıştırıcı. Yarım kalmışlar ve kirliler. Ah, ağımı onların denizine daldırdım ve balık tutmak istedim. Ama ben her zaman eski bir tanrının başını alırım, bu yüzden deniz sadece bir taş verir. Kendileri de denizden gelmiş olabilirler, elbette içlerinde incilerle. Ama kabuklulara çok benziyorlar.

Ve içlerinde genellikle ruh yerine tuzlu görüyorum, ayrıca denizle gurur duymayı da öğreniyorlar. Deniz en güzel tavus kuşu değil mi? Tavus kuşu en çirkin bufaloyla karşılaştığında bile kuyruğunu açar ve gümüş ve ipek kanatlarından asla bıkmaz.

Bufalolar bunu hayretle izlediler. Ruhundaki kuma daha yakın, sazlara daha yakın, bataklığa en yakın. Bu sembolü şairler için söylüyorum Gerçekten de ruhları tavus kuşudur ve deniz gururludur. Şairin ruhu bir dinleyici ister. Seyirci genç olmak istiyorsa ama ben bu ruhtan sıkıldım. Ve görüyorum ki o da kendinden bıkacak. Şairlerin değiştiğini ve bakışlarının kendilerine döndüğünü görüyorum. Onlardan yapılmıştır.

Böyle dedi Zerdüşt.

Armağan Eden Erdem Hakkında

Zerdüşt, çok bağlı olduğu ve “Fars İneği” olarak adlandırıldığı şehirden ayrıldığında, Zerdüşt’ün müridi olduğunu iddia eden birçok kişi onu takip etti ve ona eşlik etti. Böylece bir yol ayrımına geldiler: sonra Zerdüşt onlara artık yalnız yürümek istediğini söyledi; çünkü yalnız yürümeyi sever. Ama o giderken, öğrencileri ona bir değnek sundular: altın kabzasında güneşe sarılı bir yılan. Zerdüşt asa karşısında sevindi ve on kişi dayandı; Sonra öğrencilerine dedi ki:

Söyle bana: altın en yüksek değerine nasıl ulaşır? Kıt ve işe yaramaz, tatlı tatlı parlıyor ve parlıyor; O her zaman kendini adamıştır.

Ama en yüksek erdemin simgesi olarak altın en yüksek değere ulaşır. Vericinin gözleri altın gibi parlıyor. Parlak sarı rengi, ay ve güneş arasında barışı sağlar.

Nadir olan en yüksek erdemdir ve faydasız, ışıltılı ve tatlı bir şekilde parlaktır: verme erdemi en yüksek erdemdir.

Gerçekten, sizi anlıyorum, öğrencilerim: sizler de benim gibi verme erdemi için çabalıyorsunuz. Kediler ve kurtlarla ortak noktanız nedir?

Fedakarlığı ve fedakarlığı özlediniz; bu nedenle tüm zenginlikleri yüreğinizde toplamayı özlediniz.

Yüreğinde hazinelere ve mücevherlere doymak bilmeyen bir susuzluk var, erdemin vermekte doyumsuz.

Her nesneyi kendini ve içinizi doldurmaya zorlarsınız ki, pınarınızdan sevgi armağanlarınız olarak geri akabilsinler.

Evet, böyle bir sevgi vermek tüm değerlerin hırsızı olmalıdır: ama ben böyle bir bencilliğe sağlam ve kutsanmış derim.

Başka bir bencillik daha var, şımarık ve aç, her zaman çalmak istiyor – soyluların bencilliği, azınlığın bencilliği.

Hırsız gözüyle her şeyi parlak görür; bol yiyeceği açların tutkusuyla süzer; her zaman hediye verenlerin sofrasına getirilir.

Bu tutkuda yozlaşma kendini gösterir ve yozlaşma görünmezdir; bir bedenden bahset, bencil hırsızın tutkusu.

Kardeşler, söyleyin bana, en kötüsü ve en kötüsü nedir? yolsuzluk değil mi? Ve cesaretin olmadığı yerde, her zaman yolsuzluktan şüpheleniriz.

Bizimkisi bir türden diğerine yukarı doğru bir yoldur. Ama “her şey benim için” deme hissi içimizi titretiyor.

Duygularımız yükselir: bedenimizin sembolü olur, dolayısıyla yükselişin sembolü olur. Yükselişlerin sembolleri erdemlerin isimleridir.

Böylece beden tarih boyunca, oluşarak ve savaşarak geçer. Peki ya ruh-beden? Savaşlarının ve zaferlerinin habercisi, yoldaşı ve yankısı.

Onlar iyinin ve kötünün sembolleri ve isimleridir. Seslerini çıkarmazlar ama çatlarlar. Onlardan bilgi istemek çılgınlık!

Kardeşlerim, ruhunuz sembollerle konuşmak istediğinde her saat uyanık olun: erdeminizin kaynağı oradadır.

O zaman bedeniniz dirilir ve dirilir; ruhu sevinciyle kendinden geçmişti; Böylece O, her şeyin Yaratıcısı ve Hakimi, Seveni ve Yardımcısı olmuştur.

Kalbiniz bir nehir gibi aktığında – çevrenizdekiler için bol ve tehlikeli: o zaman eylemlerinizin kaynağı budur.

Övgü ve kınamanın üstüne çıktığınızda ve iradeniz, sevgilinizin iradesi gibi, her şeye hükmetmek istediğinde: erdeminizin kaynağı oradadır.

Hoş şeylerden ve yumuşak bir şilteden nefret ettiğinizde, şilteyi yumuşak bir insandan yeterince uzağa yaydığınızda: erdeminizin kaynağı budur.

Tek bir istekle istediğinizde; işte o zaman tüm ihtiyaçları karşılayana “zorunluluk” diyorsunuz: erdeminizin kaynağı budur.

Yeni gerçek iyi ve kötü! Gerçek, yeni bir derin fısıltı, yeni bir kaynağın sesi!

Güç, bu yeni erdemdir; O, egemen bir düşüncedir ve çevresinde uyanık bir ruhtur: Altın bir güneş ve çevresinde bir bilgi yılanı.

Burada Zerdüşt müritlerine sevgiyle bakarak bir an durdu. Ve devam etti: – Bu ses değişti.

Kardeşlerim, temelinize sımsıkı sarılın! Size bahşedilen sevginiz ve bilginiz dünyanın anlamına hizmet etsin! Bunu diliyorum, sana yalvarıyorum.

Kanatlarının dünyevi şeylerden kaçmasına ve sonsuz duvarlara çarpmasına izin verme! Ah, kaç nimet her zaman dünyadan kaçar!

Sen de benim gibi, kaybedilen erdemi toprağa geri veriyorsun – evet, bedene ve hayata: yeryüzüne kendi anlamını ver, ona insani bir anlam ver!

Ruh da erdem gibi yüzlerce kez kaçtı ve şimdiye kadar yanlışlara saplanıp kaldı. Ah, tüm bu çılgın şeyler, bu yanlış şeyler hâlâ vücudunda: beden ve irade orada.

Ruh erdem gibi, yüzlerce kez denemek de şimdiye kadar yorucudur. Evet, denemeydi. Eh, biz de bir sürü cehalet ve aldanış gösterdik.

Binlerce yıl sadece zekayı değil, içimizdeki deliliği de kırıyor. Mirasçı olmak tehlikelidir.

Adım adım tesadüfi devle çarpışıyoruz; anlamsızlık, anlamın yokluğu insanlığı bugüne kadar caydırmıştır.

Ruhunuz ve erdeminiz yeryüzünün anlamına hizmet etsin kardeşlerim: ve her şeyin yeniden takdir edilmesine izin verin! Bu yüzden bir savaşçı olmalısın! Yani yaratıcı olmalısın!

beden bile kendini arındırır; bilginizi test ederek kendinizi yükseltin; tüm içgüdüler görücüde kutsanmıştır; ruh yükselişte neşelenir.

Doktor, kendine yardım et: sayılarına yardım edeceksin. Kendi kendini iyileştirme sürecine ilk elden tanık olabilmek için elinden gelenin en iyisini yapmasına izin verin.

Daha ayak basmadığımız binlerce yol, binlerce sağlık adası ve hayatın sırları var. İnsan ve dünyası tükenmiş, açığa çıkmamış değildir.

Uyanın ve dinleyin, yalnız insanlar! Gelecekteki rüzgarlardan gizli kanat çırpışları ile hassas kulaklara iyi haberler duyurulacak. Bugün yalnızsın, içe kapanıyorsun, ilerde millet olacaksın: Senden, kendini seçenlerden bir millet doğacak: – Milletten Bu da bir süper kahraman.

Dünya gerçekten bir şifa yeri olacak! Her yerde yeni bir koku var, kurtuluş getiriyor – ve yeni bir umut!

Zerdüşt bu sözleri söylediğinde, konuşmamış gibi durdu; Uzun bir süre, asasını elinde şüpheyle tarttı. Sonunda dedi ki: – Bu ses değişti.

Şimdi yalnız gidiyorum öğrencilerim! Sen de git, yalnız git! Bunu istiyorum.

Gerçekten, sana tavsiyem: beni bırak ve Zerdüşt’e karşı git! Daha da iyisi: Bundan utanın! Belki seni aldatmıştır.

Muhafızlar sadece düşmanlarını sevebilmeli, aynı zamanda arkadaşlarından da nefret edebilmelidir.

Kişi hala sadece bir öğrenciyse, öğretmenine düzgün bir şekilde ödeme yapmadığı kabul edilir. Sen de neden benim çelenkimi takmıyorsun diyordun.

sen beni sayıyorsun; Ya bir gün saygınız düşerse? Heykelin altında kalmayın!

Zerdüşt’e inandığını mı söylüyorsun? Ama Zerdüşt’ün ne önemi var! Bana inananlar sizlersiniz: ama önemli olan tüm inananlar!

Henüz kendini aramadın: Beni bulduğunu söylediğinde. Hepsi mümindir; Bu yüzden tüm inançlar çok az önemlidir.

Şimdi beni kaybetmeni ve kendini yeniden bulmanı istiyorum; Sadece hepiniz beni reddettiyseniz size geri döneceğim.

Doğrusu o zaman kaybettiklerimi bir başka gözle ararım kardeşlerim; O zaman seni başka bir aşkla seveceğim.

Ve yine benim dostlarım ve tek umudun çocukları olacaksınız: o zaman sizinle büyük öğleni kutlamak için üçüncü kez aranızda olacağım.

Bu büyük öğlendir: insan, hayvanlarla üstün insanlar arasındaki yolunun ortasındadır ve akşam yolunu en iyi umudu olarak onurlandırır: çünkü bu yeni sabah yoludur.

O halde kendini boğana, geçene de galip gelene de bereket ver; ve onun bilgi güneşi tam onun üzerinde durur.

“Bütün tanrılar öldü; Superman’in şimdi yaşamasını istiyoruz.” – O büyük öğlen son dileğimiz bu olsun!

Böyle dedi Zerdüşt.

Engerek Sokması Hakkında

Bir gün Zerdüşt, sıcaktan yüzü ellerinin arasında bir incir ağacının altında uyuyakaldı. Sonra bir engerek geldi ve onu boynundan bıçakladı ve Zerdüşt’ün acı içinde haykırmasına neden oldu. Kolunu yüzünden çekince yılanı gördü; Zerdüşt’ün gözlerini tanıyan yılan beceriksizce dönüp kaçmaya çalıştı. “Olmaz,” dedi Zerdüşt, “hâlâ teşekkürümü almadın! Beni zamanında uyandırdın, gidecek çok yolum var. “Yolun kısa,” dedi engerek üzgün üzgün, “zehrim ölümcül.” Zerdüşt gülümsedi, “Zehirden ölen bir ejderha nerede bulunur?” dedi, “al onu.” Zehrini geri al! Bunu bana verecek kadar zengindi.Sonra yılan yine Zerdüşt’ün boynuna sarıldı ve yarasını yaladı.

Bir gün Zerdüşt müritlerine bunu söylediğinde, onlar sordular: “Peki bu hikayeden alınacak ahlaki ders nedir, ey Zerdüşt?” Ve Zerdüşt cevap verdi:

Bana ahlaki yok edicinin iyilik için doğru olduğunu söylediler: benim hikayem ahlaksız.

Ama o senin düşmanınsa, kötülüğüne iyilikle karşılık verme; bu onu utandırır. Sadece ona sana yardım ettiğini göster.

Ve utanmak yerine kızınız! Ve gücendiğinde sana iltifat etmeye çalışmandan hoşlanmıyorum. Biraz lanet et!

Ve eğer sana büyük bir haksızlık olursa, ona beş küçük haksızlık ekle. İnsanların tek başına haksızlığa uğradığını görmek korkunç.

Bunu biliyor musun? Haksız bölme sağ yarıdır. Ve kim dayanabilirse, haksızlığa kendisi katlanmak zorundadır!

Biraz intikam, hiç intikam almamaktan daha insancıldır. Ve ceza, suçlunun da bir hakkı ve onuru olmadıkça cezanız kesilmez!

Özellikle kişi haklıysa, bir hak talep etmektense haksız olduğunuzu kanıtlamak daha önemlidir. Yalnız, bunu yapacak kadar zengin olmak gerekir.

Senin soğuk adaletini istemiyorum; Cellat ve cellatın soğuk kılıcı her zaman yargıcınızın gözlerinden bakar.

Söyle bana, gerçeği nerede bulacağım, gözlerle sevmek mi?

O halde bana sadece tüm cezaları değil, suçları da taşımayı sevdir!

Öyleyse yargıç dışında herkesi cezalandırmak için bana adalet ver!

Bunu tekrar duymak istiyor musun? Baştan aşağı dürüst olmak isteyenler için yalan bile sadakadır.

Ama nasıl tepeden tırnağa doğru olabilirim! Herkese hakkını nasıl verebilirim? Benim için yeterli olsun: Herkese hakkımı veriyorum.

Son olarak kardeşlerim, yalnızlara yapılan haksızlığa dikkat edin. Yalnız, nasıl unutabilirim! Acısını hafifletmesine nasıl izin verilir!

Derin bir kuyu gibidir. Bir taş atmak kolaydır: Ama bu taş dibe düşerse, söyleyin bana, onu kim çıkarabilir?

Yalnızlığı incitmekten sakının! Ama canın yanarsa, şimdi öldür onu!

Böyle dedi Zerdüşt.

arkadaşlar hakkında

“Birisi her zaman benimle daha fazla” – bu yalnız bir insanın düşüncesidir!

“Her zaman bir, bir, iki, eninde sonunda ortaya çıkacaktır!”

‘Ben’ ve ‘Ben’ her zaman hararetle tartışılır: arkadaş değillerse buna nasıl tahammül edilebilir?

Yalnızlar için arkadaş her zaman üçüncü şahıstadır: Üçüncü şahıs, iki insan arasındaki sohbetin içeri girmesine engel olan engeldir.

Ah, tüm yalnızlar için çok fazla derinlik var. Bu nedenle, arkadaş ve arkadaşlar için yüksek bir istekleri vardır.

Başkalarına olan inançlarımız, kendimize inanmak istediklerimizi ortaya çıkarır. Arkadaş özlemimiz bizi ele veriyor.

Ve çoğu zaman kıskançlığı sevgimizle yenmek isteriz: ve çoğu zaman saldırıya uğrayabileceğimizi gizlemek için düşmanlarımıza saldırır ve düşman ederiz.

“En azından benim düşmanım ol!” Öyle demişti, gerçek saygı dostluk için yalvarmaktan vazgeçmez.

Dost edinmek isteyenler, dostları için savaşmaya hazır olmalıdır: eğer savaşırlarsa, düşman edinmelidirler.

İnsan dostundaki düşmana bile saygı göstermelidir. Arkadaşına onu geçmeden ona ulaşabilir misin?

İnsan en iyi düşmanını dostunda bulmalıdır. Arkadaşına karşı çıktığın zaman ona yüreğinle en yakın olmalısın.

Arkadaşının önünde çıplak mı durmak istiyorsun? Arkadaşının kendini olduğun gibi sunması bir onur mu? O yüzden şeytan yüzünü görsün dostum!

Kendini asla saklamayan insanlar insanları çıldırtıyor: Çıplaklıktan korkuyor olmalısın! Evet, eğer bir tanrı olsaydın kıyafetlerinden utanırdın!

Arkadaşını aşırı giydiremezsin; çünkü ona bir ok ve amir için bir özlem vermelisin.

Hiç arkadaşını uyurken gördün mü – nasıl göründüğünü görmek için? Arkadaşının yüzü nasıl? Kaba ve kaba bir aynada kendi yüzünüzdür.

Arkadaşını hiç uyurken gördün mü? Arkadaşını böyle gördüğüne şaşırmadın mı? Ah adamım, insanlar üstesinden gelinmesi gereken bir şeydir.

Bir arkadaş, sezmekte ve susmakta usta olmalıdır: her şeyi görmek istememelisiniz. Arkadaşınızın uyandığında ne yaptığını bir düşünün.

Kocanızın acıma sezgisine sahip olmasına izin verin: böylece önce arkadaşınızın acınmasını isteyip istemediğini anlarsınız. Belki de sende sevdiği keskin gözü ve sonsuz akışıdır.

Arkadaşın Ko için yasın sert bir kabuğun altına saklansın; bu kabukta bir diş kırmalısın. Böylece daha ince ve daha tatlı hale geldi.

Arkadaşınız için temiz hava, yalnızlık, ekmek ve ilacınız var mı? Birçok insan kendi zincirlerini çözemez, ancak arkadaşları için kurtarıcı olur.

köle misin Yani arkadaş olamazsın. zorba mısın O zaman senin arkadaşın olamaz.

Uzun süre köleler ve tiranlar kadınların içine saklandı. Bu nedenle, bir kadın arkadaşlık için yeterli değildir: sadece aşkı bilir.

Bir kadının sevgisinde, sevmediği her şeye karşı adaletsizlik ve körlük vardır. Bir kadının bilinçli sevgisinde bile ışığın yanında daima hakimiyet, şimşek ve gece vardır.

Kadınlar dostluk için yeterli değildir: Kadınlar kedilerden ve kuşlardan daha iyidir. Ya da bir inek.

Kadınlar daha fazla arkadaşlığa sahip olmak için yeterli değil. Ama söyleyin bana beyler, hanginiz arkadaşlık için yeterince iyi?

Ah yoksulluğunuz, erkekler, özellikle oburluğunuz! Dostlarına verdiğin kadar düşmanlarıma da vereceğim ve bundan kopmayacağım.

Arkadaşlığın olsun: bırak arkadaşlık olsun!

Böyle dedi Zerdüşt.

Yeni idollerin tanıtılması

Bazı yerlerde daha çok ulus ve sürü var ama biz değiliz kardeşlerim: burada devletler.

Durum? Bu ne ? Peki ! Şimdi beni dinleyin, size ulusların ölümünü anlatacağım.

Tüm soğuk canavarların en soğuğuna devlet denir. Soğukkanlılıkla yalan söyledi ve ağzından şu yalan çıktı: “Ben, devlet – Ben milletim.”
Yalan! Ulusları yaratan, onlara güvenini ve sevgisini koyan yaratıcılardır: böylece yaşama hizmet ettiler.

Yıkıcıdırlar, birçok insana tuzak kurarlar ve buna devlet derler: üzerlerine kılıçlar ve yüzlerce arzu asarlar.

Nerede bir ülke varsa, devlet anlayamaz; nazar, kanun ve âdetlere karşı bir günah olarak ondan nefret edilir.

Size şu işareti veriyorum: Her ulus kendi dilini konuşur, iyi ve kötü: Komşusu anlamaz. Dili, yasaları ve gelenekleriyle kendisi için yapılmıştır.

Ama devlet iyisiyle kötüsüyle yalan söyler ve ne söylerse söylesin yalandır ve sahip olduğu her şey çalınmıştır.

Onunla ilgili her şey düz; Bu ısırık çalıntı dişlerle ısırır. Göbeği bile düz.

İyi ve kötü arasındaki karışıklık: Bu işareti size bir statü işareti olarak veriyorum. Bu semptom, gerçek bir ölme arzusunu gösterir! Hakikat, ölüm vaizlerini çağırır!

İnsan zorunluluktan doğar: Devlet yararsızlar için yapılır!

Bakın devler bu işe yaramaz insanları nasıl cezbediyor! Onları yutma, çiğneme ve çiğneme şekli!

“Yeryüzünde benden daha büyük kimse yok: Ben akort tanrısının parmağıyım” – uluyan canavar bundandır. Ve diz çökenler sadece uzun kulaklı ve miyop değil!

Oh, ayrıca size fısıldıyor, onun büyük ruhları, karanlık yalanları! Ah, kendini harcamayı seven zengin kalpler buluyor!

Evet, o da seni bulacak, sen eski tanrı fatihisin! Savaştan bıktınız, şimdi yorgunluğunuz yeni idole hizmet ediyor!

Etrafına kahramanlar ve saygın insanlar, yeni idol kurmak istiyor! İyi vicdanların güneşinde ısınmayı sever – soğuk canavar!

Ona taparsan, sana her şeyi verir, bu yeni put: Böylece erdemlerinin ışıltısını ve gururlu bakışlarını satın alır.

Gereksiz insanları cezbetmek için sizi yem olarak kullanır. Evet, burada cehennemi bir araç yaratıldı, tanrının onuruna süslü bir koşum takımı içinde bir jingle ölüm atı!

Pek çoğu için, burada kendini yaşam olarak selamlayan bir ölüm bulundu: ölüm hakkında vaaz veren herkese gerçek, samimi bir yardım!

Ben buna herkesin solduğu, iyinin ve kötünün, iyinin ve kötünün, insanların kendilerini, iyinin ve kötünün yitirdiği devlet diyorum: “hayat” denen, insanların yavaş yavaş hayatın kendisini ele geçirdiği yer.

Şu işe yaramazlara bak! Yaratıcıların eserlerini ve bilgelerin hazinelerini çalıyorlar: Kötülükleri olarak adlandırdıkları kültür, – ve onlara gelen her şey hastalık ve ıstırap!

Şu işe yaramazlara bak! Onlar her zaman sayılardır; safra kusarlar ve ona leopar derler. Birbirlerini yamyamlarlar ve kendilerini bile sindiremezler.

Şu işe yaramazlara bak! Zenginlik kazanırlar ve bundan sıkılırlar. Güç istiyorlar, en çok da kaldıraç istiyorlar, çok para istiyorlar – bu beceriksiz insanlar!

Çevik maymunların adımlarına bakın! Birbirlerinin sırtına tırmandılar, böylece çamura ve uçuruma daldılar.

Hepsi tahtı ele geçirmek istiyor: Bu onların aptallığı, sanki mutluluk tahtın üzerindeymiş gibi! Halkın çamuru tahta oturdu, halk tahtın çamuru üzerine oturdu.

Hepsi bana çılgın görünüyor, tırmanan maymun ve azgın bakış. Putları burnumu kokutuyor, o soğuk canavar: hepsi burnuma kokuyor, bu kafirler!

Kardeşler, ağızlarının dumanında ve iştahlarında boğulmak mı istiyorsunuz? Pencereyi kırarsan ve dışarı atlarsan.

Kötü kokulu yoldan çekil! Gereksiz insanların putperestliğinden uzak durun!

Kötü kokulu yoldan çekil! İnsan kurbanlarının sisinden uzak durun!

Dünya hala büyük ruhlara açıktır. Güzel yerler – etrafta yüzen denizin sakin kokusu – bekarlara ve yalnız çiftlere açık kaldı.

Özgür bir yaşam hala büyük ruhlara açıktır. Gerçekten, az kölesi olan: fakir ve mutlu!

Orada, devletin bittiği yerde, temel olmayan insanlar başlar: gerekli olanın, o eşsiz, eşsiz melodinin şarkısı orada başlar.

Orada, durumun bittiği yerde, – şuraya bak kardeşim! Gökkuşağını ve Süpermen’in köprülerini görmüyor musun?

Böyle dedi Zerdüşt.

Okuma ve Yazma Hakkında

Bütün yazılanlar arasında ben sadece kanla yazılanları seviyorum. Kanla yaz: Göreceksin ki kan ruhtur.

Yan hikayeyi anlamak kolay değil: Boş okuyuculardan nefret ediyorum.

Okuyucuyu tanıyanlar, okuyucu için başka bir şey yapmazlar. Bir yüzyıl daha okuyucunun geçmesine izin verin – ruhun kendisi çürür.

Zamanla, insanların okumayı öğrenme yetenekleri yalnızca yazma becerilerinde azalmakla kalmaz, aynı zamanda azalır.

Ruh bir kez tanrı olduğunda; sonra insan oldu, şimdi kitlesel pazar oldu.

Kanla ve atasözleriyle yazan insanlar, okunmak değil, hatırlanmak isterler.

Dağdaki en kısa yol zirveden dağa; ama bunun için uzun bacakların olmalı. Atasözü doruk noktası olmalıdır; Konuşulan kişilerin de uzun boylu olması gerekir.
Hava kalın ve temiz, tehlike yakın ve ruh neşeli kötülüklerle dolu; birbirlerine çok yakışıyorlar.

Etrafımda cinler olsun istiyorum; çünkü cesurum.

Kendi kötülüğünü yaratan hayaleti kovalama cesareti – gülme cesareti.
Artık senin gibi duymuyorum: altımda gördüğüm bu bulut, gördüğüm bu siluet ve ağırlık – bu senin fırtına bulutun.

Yükselmek istediğinde yukarı bakmalısın. aşağı baktım; çünkü ben uzunum.

Hanginiz aynı anda gülecek ve yükselecek?

En yüksek dağlara tırmanan, her hüzünlü oyuna ve hüzünlü haysiyete güler.

Kayıtsız, alaycı, talepkar, – olsun, bilge: o bir kadın. O sadece savaşçıyı sever.

Bana diyorsun ki: “Hayatta hayatta kalmak zor.” Değilse, sabah gururunuz ve akşam memnuniyetsizliğiniz neye yarar?

Hayata katlanmak zordur: sen de çok üzülme! Hepimiz harika kıçlarız ve orospu eşekleriyiz!

Sabah çiyinden dolayı titreyen gül tomurcuğuyla ortak noktamız ne?

Bu doğru: hayatı seviyoruz; ama sevmeye alıştığımız için yaşamaya değil.

Aşkta her zaman biraz delilik vardır. Ama delilikte her zaman bir yöntem vardır.

Bana öyle geliyor ki ben de hayatı seviyorum, insanlar arasında en mutlu insanlar kelebekler, sabun köpüğü ve benzeri.

Bu genç, saf, kırılgan, küçük ruhların debelendiğini görmek – bu Zerdüşt’ü gözyaşlarına ve şarkı söylemeye getirdi.

Ben sadece dans edebilen bir tanrıya inanırım.

Şeytanımı gördüğümde onu ağır, derin, huysuz ve ciddi buluyorum. O yerçekiminin ruhudur – her şey ona düşer.

İnsanlar insanları öfkeyle değil, kahkahalarla öldürür. Haydi yerçekiminin ruhunu öldürelim!

Yürümeyi öğrendim: o gün bugün kendimi koşturdum. Uçmayı öğrendim: o gün bugün, hareket etmeye zorlanmam gerekmiyor.

Şimdi torunum, artık uçabiliyorum, şimdi kendimi altımda görüyorum, içimde dans eden bir tanrı.

Böyle dedi Zerdüşt.

Soluk suç hakkında

Yargıçlar ve kurbanlar, hayvanı eğilmeden öldürmek istemez misiniz? Bakın, solgun suçlu başını eğdi: Gözlerinde küçümseme vardı.

“Benim benliğim üstesinden gelinmesi gereken bir şey: Sanırım ben bir erkek-aşağılayıcıyım”: Bu gözler bunu söylüyor.

Benlik saygısı onun en yüksek anıdır: Saygın insanlar bir daha aşağılık durumuna düşmesin!

Hızlı bir ölüm gelmedikçe, elinde acı çeken için kurtuluş yoktur.

Yargıçlar, öldürmeniz acıma olmalı, intikam değil. Ve insanları öldürürken kendi hayatını haklı çıkarmaya çalış!

Öldürdüklerinle barışmak yetmez. Üzüntün, Süpermen’in aşkı olsun: bu yüzden hayatta kalmanı haklı çıkarıyorsun!

“Alçak” değil, “düşman” demelisiniz; “düşük” değil “miktar” demelisiniz; “Günahkar” değil “deli” demelisiniz.

Ve sen, kırmızı yargıç, aklını ortaya koyarsan, herkes haykıracak: “Bu pislik ve çürük isimden çık!

Ama düşünce farklıdır, eylem farklıdır, eylemin tasarımı yine farklıdır. Sebep ve sonuç çarkı aralarında dönemez.

Bu solgun adamın solmuş tasarımı. Çalışırken aktifti ama oyunculuğu bitirdikten sonra bu aksiyon tasarımı da buna dayanamadı.

Artık kendini her zaman bir eylemin yaratıcısı olarak görüyor. Ben buna delilik diyorum: Yasa dışı, kural olduğu ortaya çıkıyor.

Tavukları büyüleyen bir çizgi; Düştüğü vuruşta, zavallı zihnini büyüledi. Eylemden sonra buna delilik derim.

Dinleyin yargıçlar! Başka bir delilik daha var: Eylemden önceki delilik. Ah, bu kalbe henüz girmedin!

Kırmızı yargıç, “Bu suçlu neden cinayet işliyor? Onu soymak istiyor” dedi. Ama size söylüyorum: ruhu kana susamış, ganimete değil: mutluluğa susamış.

Fakat zayıf aklı bu çılgınlığı kavrayamadı ve onu aldattı. “Ne kanı!” “Ya en azından bir şey çalsaydın? Ya da intikam?” dedi.

Ve zavallı zihnine uydu: sözleri onu eleştiriyordu – bu yüzden onu öldürürken çaldı. Deliliğinden utanmak istemiyordu.

Burada suçluluğu kurşun gibiydi, zavallı zihni uyuşmuştu, aşağı inmek zorundaydı, çok ağırdı.

Başını sallayabilirse, yük ondan düşer: ama bu kafayı kim sallayabilir?

Bu adam nedir? Bir yılan gölgesi hiddetlendi ama aralarında sessiz kaldı, bu yüzden ayrı ayrı dışarı çıktılar ve dünyayı avlarını aradılar.

Şu zavallı vücuda bak! Zavallı ruh, ıstıraplarını ve arzularını, öldürme tutkusu ve bıçağın mutluluk şehveti gibi, kendi tarzında yorumladı.

Şimdi kötülük zayıfları eziyor, şimdi kötü: Kendisine acı çektirenlere acı çektirmek istiyor. Ama başka dönemler de var, başka iyi ve kötü şeyler de.

Eskiden kötü şüpheler ve irade vardı. Sonra soylular kafir ve cadı oldular: kafir ve cadı olarak acı çektiler ve acı çekmek istediler.

Ama bu kulağınıza gitmiyor: İyi insanlarınızı incitti, – bana böyle diyorsunuz. Senin iyi insanlarından benim ne işim var!

İyi insanlarınızla ilgili birçok şey beni iğrendiriyor; gerçek, kötülük değil. Keşke delilikleri olsaydı da, o solgun suçlu gibi bu çılgınlık için ölselerdi!

Evet, keşke onların aptallıklarına gerçek, ya da bağlılık ya da doğruluk denilse: erdemleri uzun yaşamak, acınacak bir rahatlık içinde yaşamak iken.

Ben nehir kenarındaki korkuluğum: Beni tutabilenler tutsun! Ama ben senin koltuk değneğin değilim.

Böyle dedi Zerdüşt.

Chaste hakkında. bilgi

Dün ay yükseldiğinde, bana güneş doğmak istiyormuş gibi geldi; ufukta çok geniş ve hamile.

Ama hamileliği yanlıştı; Erkeksi erkeklere inanırım ama kadınlara inanmam.

Dürüst olmak gerekirse, bu utangaç gece gezgininde de fazla erkeklik yok. Evet, vicdan azabıyla çatılarda yürüyor.

Şehvetli, kıskanç insanlar o kadar kibirlidirler; Toprağı ve sevenlerin tüm sevinçlerini arzular.

Hayır, bu kedinin çatıya sürtünmesinden hoşlanmıyorum! Yarı kapalı bir pencereye konulan her şeyden tiksiniyorum!

Yıldızlardan halılar gibi yürür, sessiz ve dindar: – Ama ayaklarının hafif olmasını, gıcırtı olmamasını sevmiyorum.

Her adım aslına sadık kalarak ses üretir; kedi dünyayı iyilik için yürürken. Bak, ay miyavlayan bir kedi gibi, çok namussuz.

Size bu benzetmeyi sunuyorum, siz ruhsuzsunuz, ikiyüzlüsünüz, siz “gerçekçi”siniz! Sana şehvetli diyorum!

Sen de dünyayı ve karayı seviyorsun: Seni iyi tanıdım! -Ama aşkında utanma var, huzursuz bir vicdan var, -Ay gibisin!

Aldanmış ruhun, dünyayı hor görüyor; ama kalbin aldatılmaz: bunlar senin en güçlü noktaların!

Ve şimdi ruhun, bağırsaklarına itaat etmekten utanıyor; Ve utancını gizlemek için sinsi ve aldatıcı yollara başvurur.

“Bence en iyisi” – sahte ruhunuz kendi kendine – “hayata isteksizce bakmaktır, dili köpek gibi dışarı sarkmış halde bakmak değil:

Mutlu bir şekilde: bir ölüm iradesiyle, bencillik ve açgözlülüğün pençesinden kurtulmuş, soğuk gri ay gözleriyle tepeden tırnağa ecstasy ile bakılacak!

Bana göre en güzel şey “-insanların kendilerini böyle baştan çıkarması” dünyayı ay gibi sevmektir, sadece gözlere dokunmak dünyanın güzelliğine dokunabilir.

Ve bence bu, tüm nesnelerin kusursuz algılanmasıdır: Onlardan hiçbir şey istememek, bin gözlü bir ayna gibi önlerine uzanabilmek. ”

Ey ruhsuz insanlar, ikiyüzlüler, fahişeler! Masumiyet senin iradenden yoksundur: bu yüzden her isteği yerine getirmeye çalışırsın!

Doğrusu siz yeryüzünü bereketli ve sevinçli yaratıcılarınız gibi sevmiyorsunuz!

masumiyet nerede? İradenin doğduğu yer. Ve bence en güçlü irade, kendilerinin ötesinde yaratmak isteyen insanlarda bulunur.

Güzellik nerede? Tüm irademle istemem gereken yer: İmgenin artık sadece bir görüntü olmaması için sevmek ve ortadan kaybolmak istediğim yer.

Sevmek ve ölmek: baştan birbirlerine uyuyorlar. Sevmeye istekli: yani aynı zamanda ölmeyi de istemek. Sana böyle derim korkak!

Ancak yorgun gözleri artık “kaybolmuş” olarak anılmak istiyor! Korkak gözler dokunduğunda ses çıkarmayan bir şeye de “güzel” denilecek! Ah, kim soylu isimleri kirletti!

İşte size lanet olsun, temiz insanlar, saf canlılar: Ufukta geniş ve hamile olsanız bile asla çocuk doğuramayacaksınız!

Aslına bakarsan kendi ağzını soylu sözlerle doğuruyorsun: Yüreğinin taştığına mı inanıyoruz yalancılar?

Ama sözlerim önemsiz, aşağılayıcı, dolambaçlı sözler: Yemek masanıza düşeni seve seve alırım.

Ama onlara gerçeği söyleyebilirim, ikiyüzlüler! Evet, kemiklerim, ağaç kabuğu ve diken yapraklarım, – münafıkların burnunu gıdıkla!

Etrafınızda ve yemek masanızda her zaman kötü bir ruh hali vardır: Düşünceleriniz, yalanlarınız ve sırlarınız hepsi orada!

Sadece kendinize inanmaya çalışın – kendinize ve bağırsaklarınıza! Kendine inanmayan insanlar her zaman yalan söyler.

Bir tanrının maskesini takıyorsunuz, siz “saf insanlar”sınız: iğrenç yılanınız bir tanrının maskesine sarılmış.

Gerçekten, hile yapıyorsunuz, siz “aptallar”sınız! Zerdüşt bile bir zamanlar senin tanrısal tenlerine aldanmıştı, onları saran yılan halkalarını hissetmiyordu.

Bir zamanlar oyununuzda oynanan bir tanrının kalbini gördüğümü sandım, açıkçası görüyorsun! Hiçbir sanatın seninkinden üstün olmadığını düşündüm.

Yılan pislikleri ve kokuları uzaktan benim tarafımdan gizlenmişti: sinsi bir kertenkele sürünüyor.

Ama ben sana yakındım derken o gün geldi aklıma, -şimdi sana geliyor, -ay aşkı bitti!

Ona bak! Gün batımından önce orada sefil ve solgun duruyordu!

Yanıyor diye geldi, – Geliyor bu yeryüzü sevdası! Masumiyet, yaratıcı arzu, hepsi güneşsiz aşk!

Bakın denizde ne kadar sabırsız! Aşkının susuzluğunu ve sıcak nefesini hissetmiyor musun?

Denizi emmek istiyor, derin denizi yükseklere emmek istiyor: Denizin bin göğüs büyütme arzusu.

Güneşin hasretiyle öpülmek ve emilmek ister, hava olmak ister, yükseklik ve ışık yolu ve ışığın kendisi olmak ister!

Gerçek şu ki, güneş gibi hayatı ve tüm derin denizleri seviyorum.

Ve algı şu ki, derinlerde her şey ağlayacak – benim boyumla! –

Böyle dedi Zerdüşt.

Bedeni Küçümseyen İnsanlar Hakkında

Sözlerimi bedeni hor görenlere göndermek istiyorum. Beni yeniden öğrenmelerine veya yeniden öğretmelerine izin vermeyin, kendi bedenlerine veda etmelerine izin verin ve bu yüzden sessiz olun.

“Ben bedenim ve ruhum” dedi çocuk. Ama neden çocuklar gibi konuşmuyorsun?

Ancak uyanmış, anlayışlı kişi şöyle der: “Ben tepeden tırnağa bedenim, başka bir şey değil; ruh sadece vücuttaki bir şeyin adıdır. ”

Gövde büyüklüktür, yalnız bir birlik, savaş ve barış, sürü ve çoban.

Küçük zihnin bile bedenimin bir aleti, dostum, senin “ruh” dediğin şey bu – senin büyük zihninin küçük bir aleti ve oyuncağı.

“Ben” diyorsun ve bununla gurur duyuyorsun. Ancak, ondan daha büyüktür – inanmak istemezsiniz – bedeniniz ve bedenin büyük zihni: “Ben”
“Ben” demiyor.

Duyuların işittiği, ruhun bildiği, kendi içinde asla bitmez. Ancak bilinç ve ruh, sizi her şeyin hedefi olduklarına ikna etmek isterler: kayıtsızlar.

Algı ve ruh araç ve oyuncaktır: onların arkasında hala “benlik” vardır. Bu “ben” duyu gözüyle arar, ruhun kulaklarıyla dinler.

Her zaman “kendi”sini dinler ve arar: karşılaştır, boyun eğdir, yen, yok et. Hakimiyet devam eder ve hatta “ben”in egemenliğidir.

Düşüncelerinin ve duygularının arkasında, güçlü bir han, bilinmeyen bir bilge olan ağabeyim vardı – ona “öz” deniyordu. O senin vücudunda, bu senin vücudun.

Bedeninizde dokunsal zekadan daha fazla zeka vardır. Ve vücudunuzun bu dokunma zekasına neden ihtiyaç duyduğunu kim bilebilir?

Egonuz kendi kendine ve gururlu sıçrayışlarına güler: “Benim için bu sıçrayışlar ve düşünce uçuşları nedir?” dedi kendi kendine. “Kariyerim için dolambaçlı bir yol oldu. Ben egonun rehberi ve kavramlarının fısıldayanıyım. “

Kendinize şunu söyleyin: “Kulağa acıyor!” Sonra acı çektim ve daha fazla acı çekmemek için bir yol buldum – ve onun da düşündüğü buydu.

Kendinize şunu söyleyin: “Sevin!” Sonra heyecanlanıyorum ve sık sık sevinmenin yollarını düşünüyorum ve onun düşündüğü de bu.

Bedeni hor görenlere birkaç sözüm var. Aşağılamalarını yaratan saygılarıydı. Saygı, aşağılama, değer ve irade yaratan nedir?

Doğa kendine saygı ve küçümseme yaratır, kendisi için neşe ve acı yaratır. Yaratıcı beden, ruhu kendi iradesinin eli olsun diye kendisi için yarattı.

Deliliğiniz ve küçümsemenizle bile bedeni hor görüyor, kendinize hizmet ediyorsunuz. Sana söylüyorum: sen kendin ölmek ve hayatı terk etmek istiyorsun.

Artık en çok yapmak istediği şeyi yapamıyor: – Kendinden ötesini yaratmak. En çok istediği, tek istediği bu.

Ancak bunda çok geç kalınmıştır: – Bu yüzden kendi batmak ister, sen bedeni hor gören birisin.

Kendi batmak istiyorsun; ve bu yüzden vücut küçümseyici oluyorsunuz. Artık kendinizden ötesini yaratamazsınız.

Bu yüzden hayata ve toprağa kızgınsın. Küçümseyici bakışlarında bilinçsiz bir kıskançlık var.

Ben senin yönteminle yapmıyorum, bedeni küçümseyen sensin! Senin Süpermen’e giden köprü olduğunu sanmıyorum!

Böyle dedi Zerdüşt.

Erdem koltukları hakkında

Zerdüşt’ü uykudan ve kurtuluştan güzel söz eden bir bilge olarak övdüler: bu nedenle ona çok saygı duyuldu ve sevildi ve tüm gençler onun minberinin önünde oturdu. Zerdüşt yanına geldi ve bütün gençlerle birlikte sandalyesinin önüne oturdu. Ve bilge dedi ki:

Uykuya karşı saygı ve utanç! Bu başlangıç! Ve iyi uyumayanlardan ve geceleri ayakta kalanlardan uzak durun!

Hırsız bile uyku karşısında utanır: geceleri hep sessizce çalar. Utanmaz, ama gece bekçisi düdüğünü utanmadan taşır.

Uyumak o kadar kolay bir sanat değildir: Bunun için bütün gün uyanık kalmak gerekir.

Günde on kez kendini dövmelisin: Yorgunluk getirir ve ruhun afyonudur.

Kendinle on kere daha barışmalısın; üstesinden gelmek acıdır ve iyi uyumamaktır.

Gündüz on hakikati bulmalısın yoksa hakikati gece arar ve acıkırsın.

Günde on kez gülmeli ve sevinmelisiniz: Aksi takdirde, belanın babası olan mideniz geceleri sizi huzursuz eder.

Çok az insan bunu biliyor: iyi uyumak için yeterince iyi niteliklere sahip olmak gerekir. Yalan yere tanıklık mı edeceğim? zina mı yapacağım?

Komşumun hizmetçisine göz dikiyor muyum? Bütün bunlar uyku için iyi değil.

Ve bir insan tüm erdemlere sahip olsa bile, bilinmesi gereken bir şey daha vardır: erdemlerin kendilerini doğru zamanda uyumaya gönderin.

Öyle nazik çocuklar ki birbirleriyle kavga etmesinler! Senin yüzünden şanssızsın!

Tanrı ve komşu ile barış: iyi bir gece uykusu bunu gerektirir. Ve komşunun şeytanıyla bile barış! Aksi takdirde, geceleri kafanız karışır.

Yetkililere saygı duyun ve onlara itaat edin, sahtekar yetkililere bile! İyi bir gece uykusu gibi. Power, bükülmüş bacaklar üzerinde yürümek isterse ne yapabilirim?

Koyunlarını en yeşil meralara götüren, ona her zaman en iyi çoban derim: Bu, iyi bir gece uykusuyla bağdaştırılır.

Çok fazla onur ya da çok hazine istemiyorum: şişerler. Ama iyi bir ismin ve küçük bir hazinen yoksa rahat uyuyamazsın.

Bence küçük bir grup kötü olandan daha iyidir: doğru zamanda gelirler ve giderler. Bu iyi bir uyku ile uyumludur.

Ben de zavallı ruhları severim: uykuyu teşvik ederler. Mutlular, özellikle de her zaman güçlü olduklarında.

Salihlerin günü böyle geçti. Geceleri beni uyumaya çağırmaktan kaçınıyorsun! Uyumak, erdemler hanı denilmek istemiyor!

Ama gün içinde ne yaptığımı ve ne düşündüğümü düşünüyorum. Boğa gibi sabırlı, düşünürken kendime sordum: On zaferiniz nedir?

Peki kalbimi acıtan on uzlaştırıcı, on gerçek ve on gülümseme nedir?

Bunları düşünürken, kırk düşüncenin beşiğinde sallanırken, erdemlerin kıtlığı çekici olmayan uyku birdenbire beni bunalttı.

Gözüme uyku çarptı: onlar da ağırlaştı. Uyku ağzıma dokunuyor: o da açık kalıyor.

Tabii ki, bana hırsızların en sevdiği yumuşak tabanlar gibi geldi ve aklımı çaldı: O podyum kadar aptalca sersemlerdim.

Ama bu kadar uzun kalamam: Şimdi yatacağım.

Zerdüşt bilgenin bu sözlerini duyunca kendini beğenmiş bir şekilde gülümsedi. Çünkü içinde bir ışık doğdu. Ve kalbine dedi ki:

Bufalo çobanlarından biri sanırım bu kırk düşünceli bilgeydi: ama sanırım o iyi uyumayı biliyordu.

Ne mutlu bu bilgenin yanında duranlara! Böyle bir uyku, kalın bir duvardan bile çok bulaşıcıdır.

Podyumda bile sihir var. Bu ahlak vaizinin önünde oturan genç adam boşuna değildi.

Bilgeliği şudur: İyi uyumak için uyanık kalmak gerekir. Gerçeğin hayatta bir anlamı olmasaydı ve saçmalığı seçmek zorunda olsaydım, bence en çok seçilen saçmalık bu olurdu.

Artık erdem öğretmenleri aranırken en çok neyin arandığını tam olarak anlıyorum. İyi bir gece uykusu memnuniyetle karşılandı. Ve afyonun erdemleri, uyku içindir!

Tüm bilgelerin bilgeliği, rüyasız uyku olarak selamlandı: onlar hayatın daha yüksek bir anlamını bilmiyorlar.

Bugün erdem vaizi gibi insanlar var, her zaman çok dürüst değiller: ama yaşları geçti. Daha fazla dayanamadılar: zaten işteydiler.

Bu uykulu insanlara ne mutlu, çünkü yakında içeri girecekler.

Böyle dedi Zerdüşt.

şarkı mezar

Bu mezarlar adası, susan adası; Gençliğimin mezarları da orada. Oraya taze yeşil bir yaşam çelengi göndermek istiyorum.

Bunu kalbime koydum ve denizi geçtim.

Ey gençliğimin manzaraları ve resimleri! Hepiniz aşkın gözlerisiniz, tanrıların gözlerisiniz! Seni ne çabuk kaybettim! Bugün seni ölü gibi özlüyorum.

Senden, sevgili ölüm, zodyak kokusu geliyor bana, yüreği ağzına kadar dolu, gözyaşlarıyla dolu. Gerçek şu ki, bu koku tek başına bir denizcinin kalbini açar, kafasını karıştırır.

Hâlâ en zenginim, en kıskanılacak olan benim – en yalnız benim! Çünkü sen benimsin, hala benimsin. Konuş benimle; Böyle kırmızı elmalar benden başka kime aşık olur?

Aşkının varisi ve mirası olarak kalıyorum; Seni düşündüğümde, vahşi renkler ve erdemlerle çiçek açarım, canım!

Ah, birlikte olmak için yaratıldık, güzel, görünmeyen harikalar; Bana ve hasretlerime ürkek kuşlar gibi gelmedin – hayır emanet olarak geldin!

Evet, bağlılık için yaratılmışsın, ince bir sonsuzluk için var sanıyorum: Şimdi sana inişler çıkışlar diyeceğim, Ey ilahi bakışlar, anlar; Henüz başka isim öğrenemedim.

Gerçek şu ki, çok erken öldünüz, kaçaklar. Ama sen benden kaçmadın, ben de senden kaçmadım: birbirimize bağlılığımızda masumduk.

Beni öldürmek için seni boğdular, sen benim umut kuşlarımı söylüyorsun! Evet, bana attı, canım, kötü oklarını – kalbimden!

O da vuruyor! Çünkü sen her zaman kalbime en yakın olansın, ne dedim, bana benim diyenler: Bu yüzden genç ve çok erken ölmelisin.

Benim için en önemli yerde oku: sen, pembemsi tüylü tenli olan, daha doğrusu, göz açıp kapayıncaya kadar kaybolan gülümseme!

Ama düşmanlarıma söyleyecek birkaç sözüm var: Bana yaptıklarının yanında cinayet nedir?

Beni cinayetten beter yaptın; Yeri doldurulamaz eşyalarımı benden aldın: -İşte sana bunu söylüyorum düşmanım!

Gençliğimin görüntülerini öldürmedin, onların en sevgili harikası! Oyun arkadaşlarımı aldınız, mübarek canlar! Bu dilencinin anısına bu çelengi koydum.

Bu lanet senin üzerine, düşmanım! Soğuk gecede solan bir ses gibi sonsuzluğumu kısaltmadın! Ama benim için, bir tanrının gözlerinin parıltısı gibi – bir anlık bakış gibi!

Mutlu bir saat boyunca saflığım, “Bütün canlı varlıklar benim için ilahi olacak” dedi.

Sonra bana kirli vampirlerle geliyorsun; Ah, o sevgili saat şimdi nereye gitti!

“Bütün günler benim için kutsal olacak”—gençliğimin bilgeliği şöyle dedi: evet, bilgeliğin dili sevinir!

Ama sonra sen, düşmanım, gecelerimi çaldın, onları uykusuzluğun acısına sattın: ah, nereye gitti o neşeli bilgelik!

Kuşların neşe işaretlerini özlerdim: Sonra iğrenç ya da iğrenç bir canavar baykuş getirdin yoluma. Ah, o zaman en ufak arzum nereye gitti?

Bütün iğrençlikleri reddetmeye yemin ettim: sonra akrabalarımı kaynağa çevirdin, en yakın akrabam. Ah, en değerli anım nereye gitti?

Kör gibi yürürdüm mübarek yollarda: Körlerin yoluna toprak attın, şimdi kör eski kaldırımından nefret ediyor.

Ve en zor görevimi tamamladığımda ve zafer partimi kutladığımda: Beni sevenleri o anda en çok ben incitmişim gibi çığlık attın.

Gerçekten de senin işin bu: En tatlı balımı zehirledin, en iyi arılarımın çabalarıyla.

Her zaman en utanmaz dilencileri merhametime gönderdin; Acımanın etrafına tedavi edilemez yüzsüzlük yığdın. İnancımı böyle zedeledin.

Ve en mukaddes şahsımı bir süngüye bağladığımda, senin “çileciliğin” hemen yanına daha karlı adaklar koyuyor: böylece, en mukaddes insanım duman içinde boğularak öldü. senin yağın.

Ve geçmişimde hiçbir şeyin bulunmayacağı bir şekilde vurmak istiyorum: Tüm gökleri vurmak istiyorum. Sonra en sevdiğim müzisyeni kandırdın.

Ayrıca korkunç, ağır bir hava başlattı; ah, kulaklarımda hüzünlü bir arp gibi şarkı söylüyor!

Öldürücü lavta, kötü ud, en masum ud! Durdum en güzel oyunda: Sonra hevesimi sesinle öldürdün!

En yüksek şeylerin sembolünü ancak bir oyunla anlatabilirim: – En yüksek sembolüm üyelerim arasında söylenmeden kalır!

Söylenmemiş, gerçekleşmemiş, en büyük umutlarım kaldı! Ve tüm görüntüleri, gençliğimin tesellilerini soldur!

Buna nasıl dayanırım? Nasıl kurtuldum, bu yaralardan nasıl kurtulurum? Ruhum bu mezarlardan nasıl çıktı?

Evet, içimde incinmeyecek, gömülemeyecek bir şey var, kayaları kıracak bir şey: bu benim vasiyetim. Sessizce ilerledi ve yıllar boyunca değişmeden kaldı.

Kocam benim ayaklarımla yürüyecek; Taşın kalbidir ve zaptedilemez.

Yaralanmadım, ama topuğumdu. Hala hayattasın, olduğun gibisin, en sabırlı insanlar! Her zaman tüm mezarları ziyaret etmiyorsun!

Ama o benim gençliğimde kurtulmadı, hala sende yaşıyor; Umut dolu, hayat ve gençlik gibi, burada mezarların sarı yıkıntıları üzerinde oturuyorsunuz.

Pekala, lütfen yine de benim için tüm mezarları yıka: merhaba, vasiyetim! Ve diriliş ancak kabirlerin olduğu yerde olur.

Bu Zoroaster’ın bir şarkısı.

Fairfly Hakkında

Yalnızlığından kaç dostum! Büyük adamların gürültüsünden şaşkına döndüğünü ve çocukların iğneleriyle bıçaklandığını görüyorum.

Ormanlar ve kayalar sana nasıl susacağını çok iyi bilir. Yine o geniş dalıyla sevdiğin ağaç gibisin: Denizin üzerinde sallanıyor ve dinliyor.

Yalnızlığın bittiği yerde iş başlar; çarşının başladığı yerde, büyük oyuncuların bağırışları ve sineklerin uğultuları başlar.

Dünyadaki en iyi şeyler bile bir sembolü yoksa değersizdir: İnsanlar bu protestocuları “büyük adamlar” olarak adlandırır.

İnsanlar büyüklük hakkında pek bir şey anlamıyorlar, yani: yaratıcılık. Ama büyük şeylerin tüm oyuncularını ve oyuncularını sever.

Dünya, yeni değerler yaratan insanların etrafında döner: -görünmez olun. Ancak, hem insanlar hem de aura aktörlerin etrafında döner: dünya böyle işler.

Oyuncuların ruhu vardır ama ruhların vicdanı yoktur. Her zaman kendisini en çok inandıran şeye inanır – kendini inandırdığı şeye.

Yarın inanacaksınız, ertesi gün inanacaksınız. Halkı andıran keskin gözleri ve tuhaf mizaçları vardır.

Subversion, kanıtlamak için hepsi bu. Delirmek, hepsi aldatmaca. Ve tüm bu kan en iyi kanıt.

Ama hassas kulaklara düşen gerçek, yalan ve hiçlik diyor. Gerçek şu ki, sadece gürültü çıkaran tanrılara inanıyor!

Pazar parlak paltolar giyen insanlarla dolu – ve herkes harika adamlarıyla gurur duyuyor! Onlara göre çağın efendileri onlar.

Ama an onu sıkıştırır ve seni öldürür. Ve size “evet” veya “hayır” diye sorar. Pardon, sandalyenizi “…için” ve “…karşı” arasına koymak ister misiniz?

İşte böyle dedik, bu sıkıcı insanları kıskanma, gerçek aşık! Gerçek hiçbir zaman konuştuğumuz kişinin koluna asılmadı.

Bu ani insanlar için güvenli yerinize dönün; insanları sadece pazarda ezmek; Evet veya Hayır?

Tüm kaynak kaynakları yürek parçalayıcıdır; Uçurumlarına neyin düştüğünü anlamak için uzun süre beklemek zorundalar.

Pazardan ve şandan uzakta, büyük olan her şey yerli yerindedir; Yeni değer yaratıcıları piyasadan ve ilgi odağı olmaktan uzak durur.

Yalnızlığından kaç dostum; Görüyorum ki her yerde sivrisinekler var. Güçlü ve kuvvetli rüzgarın estiği yere kaç!

Yalnızlığından kaç! Bu zavallı ve küçük insanlara çok yakın yaşadınız. Görünmez intikamlarından kaç! Onlar sizden intikam almaktan başka bir şey değiller.

Artık onlara el kaldırma! Sayısızlar ve sinekleri kovmak için kaderiniz değilsiniz.

Sayısız küçük ve zavallı insan, pek çok gururlu yapı yağmur damlaları ve yabani otlar tarafından yok edildi.

Sen bir taş değilsin, ama sayısız damla seni oydu. Sayısız damla tarafından parçalanacaksınız.

Görüyorum ki ağ sinekleri seni bitirmiş; Bin bir delinmiş yerden kan aktığını gördüm; ve gururun kızmak bile istemiyor.

Sizden tamamen masum kan vermenizi istiyorlar; Kansız ruhlar kana susamış ruhlardır ve bu nedenle sokulurlar, tamamen masumdurlar.

Ama sen, derin bir insan, küçük yaraların acısını çok derinden hissedersin; ve iyileşmeden önce, ahırdaki kurt kollarında yürüdü.

Bu piçleri öldüremeyecek kadar gururlusun. Ama kaderin tüm zulmüne maruz kalmasına izin vermeyin!

İltifatlarıyla bile etrafınızda vızıldarlar; yıl onların övgüsüdür. Cildinize ve kanınıza yakın olmak istiyorlar.

Sanki bir tanrı ya da iblismişsin gibi sana siniyorlar; sanki bir tanrının veya şeytanın önündeymiş gibi inliyorlar. ne işe yarar! Onlar pohpohlayıcı ve mızmızdır, hepsi bu.

Ve genellikle sana sevimli görünürler. Ama bu her zaman korkakların kurnazlığıdır. Evet, korkaklar kurnaz olur.

Dar kalpleriyle seni çok düşünürler, senden hep şüphe ederler! Fazla düşünülen her şey sorgulanır.

Seni erdemlerin için cezalandırıyorlar. Gönülden bağışladıkları sadece kendi hatalarıdır.

Nazik ve dürüst olduğunuz için, “Onlar küçük benliklerinde masumlar” diyorsunuz. Ama dar kalpleri, “bütün büyük varlıklar suçludur” diye düşünür.

Onlara karşı nazik olsanız bile, onları küçümsediğinizi düşünürler; ve size gizli kötülüklerle karşılık verirler.

Sessiz gururunuz her zaman zevklerine aykırıdır; Bir kere olsun tevazu gösterirseniz sevinirler.

Bir insanda ne bulursak onda da patlatırız. Bu yüzden küçüklere dikkat edin!

Kendilerini önünüzde küçük görürler ve kötülükleri size karşı görünmez bir intikamla yanar.

Yanlarına geldiğinizde ne kadar sessiz kaldıklarını ve güçlerinin sönmekte olan bir ateşin dumanı gibi onlardan nasıl ayrıldığını görmüyor musunuz?

Valla dostum sen komşularının dertli vicdanısın; çünkü onlar senin dengi değiller. Bunun için senden nefret ediyorlar ve kanını emmek istiyorlar.

Komşularınız her zaman sineklere yakalanacak; içinizde büyük olan – onları daha gevşek, daha kırılgan yapacak olan şey budur.

Yalnızlığına kaç dostum, – ve orada, güçlü ve sabit bir havanın estiği yere. Senin kaderin sinek kovalamak değil.

Böyle dedi Zerdüşt.

Merhamet Hakkında

Arkadaşlarım arkadaşına şaka yaptı: “Zerdüşt’e bak! Sanki hayvanmışız gibi aramızda dolaşmıyor mu?

Ama insanların: “Hayvanlar arasındaymış gibi insanlar arasında dolaştığını bulur” deseler daha iyi olur.

Görene göre insanın kendisi nedir: acelesi olan bir hayvan.

Bu insanlara nasıl oluyor? Sık sık utandığı için değil miydi?

Ey dostlarım! Gören dedi ki: ayıp, ayıp, ayıp, – bu insanlık tarihidir!

Ve bundan dolayı, asil adam başkalarını utandırmamayı kendisine emreder: bütün acı çekenlerin önünde utanmayı kendisine emreder.

Gerçek şu ki, onları sevmiyorum, acınası olanları, incindiklerinde sevinenleri: Utanmazlar.

Acımam gerekiyorsa, bana acıyan biri olarak anılmak istemem; Ve eğer acıyan bensem, uzaktan severim.

Ben de başımı örtmeyi ve fark edilmeden kaçmayı seviyorum: Sizden bunu yapmanızı istiyorum dostlarım.

Kaderim hep senin gibi tasasız, umudumu, yemeğimi, balımı paylaşabileceğim insanları taşısın!

Evet, acı çeken insanlar için şunu şunu yaptım: ama daha mutlu olmayı öğrendiğimde, her zaman daha iyisini yapmış gibi oldum.

İnsanoğlunun başlangıcından beri biraz neşe duymuştur: ama bu, kardeşler, bizim ilk günahımızdı!

Sevinmeyi ne kadar çok öğrenirsek, acımızı unutmak ve başkalarına zarar vermeyi düşünmek o kadar kolay olur.

Bu yüzden acı çeken birine yardım ettiğimde ellerimi yıkarım; Bunun için kalbimi bile temizleyeceğim.

Şimdi, acı çeken bir adam gördüğümde, onun utancından utanıyorum; Ve ona yardım ettiğimde, benlik saygısını çok kötü incittim.

Bol borç, insanları takdir etmeyi ve kin tutmayı bilmez hale getirir; Unutulmazsa kemirgen bir kurda dönüşen küçük bir iyilik.

“Kabul etmek utanç verici! Kabul ederken kendinizi ifade edin! “-Verecek bir şeyi olmayanlara bunu tavsiye ederim.

Ama ben vericiyim: Bir arkadaşın bir arkadaşa verdiği gibi hediye vermeyi severim. Ama yabancılar ve yoksullar ağaçtan kendi meyvelerini toplayabilirler; daha az utanç.

Ama dilenciler köklerinden sökülmeli! Gerçek şu ki, vermek insanı tedirgin ediyor, vermemek bile insanı tedirgin ediyor.

Günahkarlar ve rahatsız vicdanlar da öyle! İnanın dostlarım: Vicdan yarası insanlara acı çekmeyi öğretir.

Ama en kötüsü küçük düşünceler. Kötülükleri dürüstlükle yapmak, aşağılanmaktan daha iyidir.

Elbette, “Küçük kötülüklerin sevinci bizi birçok büyük kötülüklerden kurtarır” diyorsunuz. Ama burada kişi bağışlanmak istememelidir.

Kötü iş çıban gibidir: kaşınır, tahriş eder ve alevlenir, – açıkça söylemek gerekirse.

“Bak, hastayım,” dedi kötü iş adamı: Bu onun dürüstlüğüydü.

Ancak küçük bir düşünce bir mantar gibidir: tüm vücut çürüyene, sararmaya, küçük mantardan kuruyana kadar hiçbir yerde yanmaz ve saklanmaz.

Ama ele geçirilmiş kişinin kulağına şu sözleri fısıldamak istiyorum: “İblisini beslesen iyi olur! Senin için bile harika olmanın bir yolu var! ”

Ey kardeşlerim! O kişi herkesi biraz fazla tanıyor. Ve birçok insan bize karşı şeffaf oluyor ama biz onları asla anlayamayız.

İnsanlar arasında yaşamak zordur çünkü susmak zordur.

Ve bize karşı gelenlere haksızlık yapmıyoruz, bizi hiç umursamayanları suçluyoruz.

Ama acı çeken bir arkadaşın varsa, acına bir dinlenme yeri ol; Sert bir yatak gibi ama askeri bir yatak gibi: bundan en iyi şekilde yararlanmanın yolu budur.

Ve eğer bir arkadaşın sana bir kötülük yaparsa, de ki: “Bana yaptıklarını bağışlıyorum; ama kendine yaptıklarını, – Onu nasıl affedebilirim! ”

Böylece, her büyük aşk dedi ki: Affetmeyi ve acımayı aşar.

İnsan kalbini tutmalı: Bir kere gitmesine izin verdiğinde, aklını çok çabuk kaybedersin!

Ah, dünyanın neresinde yoksulların çılgınlığından daha büyük bir çılgınlık var? Ve dünyada yoksulların çılgınlığından daha fazla acıya ne sebep olur?

Sevip de acımalarının üstesinden gelmeyenlerin vay haline!

Bir gün şeytan bana dedi ki: “Tanrı’nın bile kendi cehennemi vardır: bu onun insana olan sevgisidir.”

Ve geçenlerde onun, “Tanrı öldü: Tanrı insana acıdığı için öldü” dediğini duydum.

O halde zavallıdan sakının: İnsana o taraftan bir kara bulut daha gelir! Gerçek şu ki, havanın dilini biliyorum!

Ama aynı zamanda şu sözü de hatırlayın: Her büyük aşk her şeyden önce acımadır: çünkü o sevileni yaratmak ister!

Kendimi aşkıma adadım, “Komşum benim gibi” – tüm yaratıcılar böyle der.

Ancak tüm yaratıcılar serttir.

Böyle dedi Zerdüşt.

Savaş ve Savaşçılar Hakkında

Ne en iyi düşmanlarımızın ne de en sevdiklerimizin bizi affetmesini istemiyoruz, o yüzden size gerçeği söyleyeyim!.

Savaş Kardeşlerim! Seni tüm kalbimle seviyorum, benim olmalısın. Ve ben de senin en iyi düşmanınım. Bu yüzden sana gerçeği söylememe izin ver.

Kalbinizdeki kin ve kıskançlığı biliyorum. Nefret ya da kıskançlık konusunda o kadar cahil değilsiniz. Onlardan utanmayacak kadar büyük!

Ve eğer bir bilgi alimi olamıyorsan, en azından bir bilgi savaşçısı ol. Onlar bu kutsal hizmetin icrasında yoldaşlar ve öncülerdir.

Pek çok asker görüyorum: Keşke pek çok savaşçı görebilseydim! Giydiklerine “üniforma” diyorlar: keşke üniformanın içeriği tek tip olmasaydı!

Elbette her zaman düşman arayan, kendi düşmanlarını ve ilk görüşte nefret ettiğin bir insansın.

Kendi düşmanlarını bulmalı, kendi savaşlarını vermeli ve kendi düşüncen uğruna! Ve eğer düşünceniz yenilirse, dürüstlüğünüz yine de muzaffer bir şekilde çığlık atmalıdır.

Barışı yeni savaşlar için bir araç olarak sevmelisiniz. Ve kısa vadeli barışı uzun vadeli barıştan daha çok sevmelisiniz.

Sadece oklar ve yaylarla susabilir ve hareketsiz oturabilirsiniz: aksi takdirde insanlar dedikodu ve kavga eder. Barışınız bir zafer olsun!

Bütün savaş için iyi bir sebep!: -Ne diyorsun? Size söylüyorum: Bu, tüm nedenleri kutsayan iyi bir savaştır!

Savaş ve cesaret, komşu sevgisinden daha büyük şeyler yaptı. Cesaretiniz, acımanız değil, şimdiye kadar umutsuzluğa düşenleri kurtardı.

“Ne iyi?” Sen sor. Cesur olmak iyidir. Küçük kızlar “İyi olmak hem güzel hem de dokunaklı olmaktır” desinler.

Sana kalpsiz diyorlar ama kalbin temiz ve ben senin ürkek samimiyetini seviyorum. Yükselişinizden utanıyorsunuz, diğerleri kökenlerinden.

Kötümüsün? Peki o zaman kardeşlerim! Çirkin kisvesi altında yükseğe git!

Ruhun gurur duyduğunda, büyüklüğün kötü olacak. Seni tanıyorum.

Gururlulara, beceriksizlere, zalimce konuşmak, Ama birbirlerini yanlış anladılar. Seni tanıyorum.

Ama ölümcül bir düşmanın olmalı! Düşmanlarınızla gurur duymalısınız: o zaman düşmanın başarısı sizin başarınızdır!

İsyan – bu köleliğin asaleti. Soylularınız dindar olmalı. Emirlerine bile uyulmalı!

“Yapmalısın”, “istiyorum”dan daha iyi bir dövüşçüye daha iyi geliyor. Ve sevdiğiniz her şeyi önce kendinize emretmelisiniz.

Hayatınızın aşkı, en yüksek umudunuzun aşkı olsun; En büyük umudunuz, hayatınızın en yüksek düşüncesi olsun!

Ve en yüksek düşünceni benden bir emir olarak almalısın: İnsan aşılması gereken bir şeydir!

Öyleyse hayatını itaat ve savaşla yaşa! uzun ömür ne demek? Ne bir savaşçı bağışlanmak ister!

Sizi hayal kırıklığına uğratmayacağım, sizi tüm kalbimle seviyorum, asker arkadaşlarım!

Yani Zerdüşt dedi ki…

genç ve yaşlı kadınlar hakkında

“Nereye gidiyorsun Zerdüşt, günbatımında bu kadar ürkek? Mantosunun altında bu kadar dikkatli ne saklıyorsun? Zenginlik sana mı verildi? Yoksa sana doğan bir çocuk mu? Ey zalimlerin dostu, hırsızların yoluna mı uydun? ”

Zerdüşt dedi ki: “Şüphesiz kardeşim, bu bana bahşedilen bir nimettir: Biraz gerçek, taşıdığım şey bu! Ama bu gerçek yaramaz bir çocuk gibi, ağzımı kapatmazsam, elinden geldiğince yüksek sesle bağıracak.

Bugün güneş batarken sokakta yürürken tesadüfen yaşlı bir kadınla karşılaştım. Kalbime şöyle seslendi;

“Zerdüşt kadınlara çok şey söyledi ama kadınlar hakkında hiçbir şey söylemedi.”

Ben de ona cevap verdim;

“Ben sadece erkeklerle kadınlar hakkında konuşurum.”

“Anlat bana,” dedi kadın, “söylediklerini unutacak yaştayım.”

Yaşlı kadına itaat ettim ve onunla şöyle konuştum;

Kadınlarda her şey bir muammadır ve her şeyin tek bir çözümü vardır: Hamilelik! Erkekler kadınların aracıdır, amaç her zaman çocuktur. Peki bir erkek için bir kadın nedir?

Gerçek bir erkek iki farklı şey ister: tehlike ve eğlence! Bu yüzden kadını en tehlikeli oyuncak olarak istiyor.

Erkekler savaş için eğitilmelidir. Ve düşen kadın savaşçının huzur içinde yatmasına izin verin. Diğer her şey delilik!

Savaşçılar tatlıları pek sevmezler. Bu yüzden kadınları sever. En tatlı kadın bile acıdır.

Kadınlar çocukları erkeklerden daha iyi anlar. Ama erkekler kadınlardan daha çocuksu.

Gerçek bir erkekte gizlenmiş bir çocuk. Oynamak istiyor. Kadınları neşelendirin! Bu çocuğu çocukta keşfedin!

Onun bir oyuncak olması gerekiyordu. Saf ve zarif, biçimlenmemiş bir dünyanın erdemleriyle bir mücevher gibi parlıyor.

Bir yıldızın ışığı sevginizde parlasın! Umudunuzun formülü bu olsun: “Süpermen doğurabilirsem”

Cesaret senin aşkında olmalı! İçinde korku uyandıran sevginle, sevginle onun üzerinde yürümelisin.

Aşkında saygınlık olmalı! Aksi takdirde, bir kadın haysiyeti tam olarak anlayamaz. Onurun, sevildiğinden daha fazla sevmek olmalı ve asla ikinci planda kalmamalı!

Bir erkek sevdiği kadından korkmalıdır: Sevdiği uğruna her şeyi feda eder ve aşkından başka her şey değerini kaybeder.

Erkekler kin tutan kadınlardan korkmalı: Çünkü derinlerde erkeklerin ruhları çok çirkindir. Kadın orada yaygındır.

En çok kimden nefret ediyor? İşte Demir’in mıknatısa sorma şekli: “Senden en çok çekici olduğun için nefret ediyorum ama bunu kendine saklayacak kadar güçlü değilsin.”

Bir erkeğin mutluluk tarifi şudur: Onu istiyorum! Bir kadının mutluluk formülü: Onu istiyor!

“Şimdi dünya mükemmel!” -Öyleyse her kadının tüm sevgisiyle itaat ettiğini düşünün.

Ve itaat etmeli ve yüzeyselliğine derinlik katmalıdır. Kadın ruhu sığ, fırtınalı sularda oynayan bir yüzey, bir zardır!

Bir erkeğin ruhu, zamanın nehrinin yeraltı mağarasının derinliklerinde yatar: kadın onun gücünü hisseder, ama idrak edemez.

Yaşlı kadın bana cevap verdi: “Zerdüşt çok güzel şeyler söyledi, özellikle de doğru yaştaki gençlere karşı.”

Zerdüşt’ün yeterince kadın tanımaması garip ama söylediğinde haklıydı. Kadınlarda imkansız diye bir şey olmadığı için mi?

Ve şimdi bir teşekkür olarak küçük bir gerçeği kabul edelim. Böyle bir gerçeği söyleyecek yaştayım.

Sarıl ve ağzını kapalı tut! Aksi takdirde, bu gerçek olabildiğince yüksek sesle çığlık atacaktır.

“Bana doğruyu söyle hanımefendi” dedim. Yaşlı kadın hemen dedi ki:

“Gidiyor musun kadın? Kırbacı unutma! ”

Böyle dedi Zerdüşt…

Rabble Hakkında

Hayat bir neşe çeşmesidir; ama kuduz içeceğin zehirlendiği bütün pınarlar.
Temiz, berrak şeyleri severim; ama pisliğin sırıtışını ve susuzluğunu sevmiyorum.

Aşağıya, pınara baktılar; sonra tiksintili kahkahaları pınardan yukarıya bana yansıdı.

Mukaddes suyu şehvetleriyle zehirlerler, kirli rüyalarını bir zevk olarak anlatırken sözlerini de zehirlerler.

Kalplerini tutuştururlarsa, kıvılcımlar iştahlarını boğar; Kalabalık ateşe her yaklaştığında ruhun kendisi kaynamaya ve tütmeye başladı.

Meyvelerin buruşuyor, ellerinde buruşuyor; Meyve ağacını ve tepelerini bakışlarıyla kurutur.

Ve bazıları hayata sırtını dönüyor, esasen aptal uğruna: o aptalla baharı, ateşi ve meyveyi paylaşmak istemiyor.

Ve bazıları çöle gitti ve yırtıcılara susadı, sarnıçların yanında özensiz deve binicileriyle oturmak istemedi. Bazıları ise sadece patilerini kuduz köpeklerin boğazlarına sokmak ve seslerini kısmak amacıyla ortalığı kasıp kavurmaya gelir ve meyve bahçelerine yağmur gibi dolu yağdırır.

Beni en çok mide bulandıran şey, hayatın kendisinin nefret, ölüm ve işkence gerektirdiğini bilmemek.

Tamamen zıt; Bir gün kendime şu soruyu sordum ve neredeyse boğulacaktım: Ne? Hayatın artık kalabalığa ihtiyacı var mı?

Zehirli yaylara mı ihtiyacınız var? Kötü kokulu bir ateş, kirli rüyalar, hayat pastasındaki solucanlar da mı ihtiyaç?

Nefretim değil, tiksintim aç kurtlar gibi hayatımı yiyip bitiriyor! Ah, kalabalığın bile [zeka] ruhu olduğunu görmek [istihbarat] ruhundan bıktırıyor beni.
Ve ne anlama geldiklerini bildikten sonra hükmederek yöneticilere sırtımı döndüm: yönetmek, derler, iktidar için pazarlık etmek ve mafyayla tartışmak.

Dilini bilmediğim yabancılar arasında sağır kulaklarla yaşadım: pazarlıklar ve güç kavgaları, duyamam.

Burnumu tıkadım ve isteksizce dünü ve bugünün her şeyini gözden geçirdim.

Dilsiz, sağır, kör ve sakat gibi, – bu yüzden uzun yaşadım; güç manyağı, şehvet düşkünü yazar ve zevk arayanlardan uzak durun.
Ruhumun merdivenlerini çıkmakta zorluk, tedbirli; Sadaka verme zevkiyle rahatladı ve kör adam tarafından hayatı süpürüldü.

Bana böyle ne oldu? Kendimi tiksintiden nasıl kurtardım? Gözlerimi kim canlandırdı? Ve pınarlarda kaynağın olmadığı yerde nasıl zafer kazanabilirim?

İğrenmem bana kanatlanıp gençliğimi geri kazanma gücü veriyor mu? Gerçekten de, yeniden ilham bulmak için en yüksek irtifaya çıkmam gerekiyordu!

Ah, buldum kardeşlerim! Burada, yukarıda, benim için sevinç pınarı kaynar. Ve burada suyun içilemez olduğu bir hayat var!

Ey zevk pınarı, bana öyle geliyor ki çok şiddetli akıyorsun! Ve çoğu zaman dolmak istediğinde kaseyi boşaltırsın.

Ve sana çok daha alçakgönüllülükle yaklaşmayı öğrenmeliyim: kalbim hala şiddetle sana doğru ilerliyor.

Yazdıklarımın yandığı gönlüm; Ruhsuz, öfkeli, delicesine ve mutlu yazılarım: Ne kadar soğukta kal, yaz gönlüm!

Gençliğimin bitmeyen hüznü gelip geçti! Haziran ayında görülen kartoplarının vahşeti sona erdi! Bütün yaz öğleden sonra, tepeden tırnağa yaz.

Bir yazda, en yüksek irtifada, soğuk pınarlarda ve güzel bir sessizlikte: ah, gelin dostlarım, gelin, daha mutlu bir sessizlik olsun!

Çünkü bu bizim doruk noktamız ve yorgunluğumuzdur: Burada, onların tüm pisliklerinin ve arzularının ötesinde, sarp bir yerde yaşıyoruz.

Dostlarım, dostlarım, sevincimin pınarına göz kulak olun! Nasıl hasta olabilirdi ki! Bahar, saflığıyla gülüşünüzü geri getirecek. Yuvamızı geleceğin ağacına kurarız; gagalarındaki kartallar bize yalnız yiyecek getiriyor!

Aslında bunlar kirlilerin bizimle paylaşabileceği yiyecekler değil! Ateş yiyip ağızlarını yakabileceklerini sanıyorlar!

Doğrusu, biz murdarlar için kalacak bir yer hazırlamadık! Mutluluğumuz bedenlerine ve ruhlarına bir buz mağarası gibi gelir!

Ve kuvvetli rüzgarlar gibi onların üzerinde yaşamak istiyoruz; Kartalın komşusu, yeryüzünün komşusu, güneşin komşusu: kuvvetli rüzgarlar böyle yaşar.

Ve bir gün, kuvvetli bir rüzgar gibi eseceğim aralarına ve ruhumla onların ruhlarını boğacağım: Arzuladığım gelecek bu.

Gerçekten de, Zerdüşt, bütün ovalar üzerinde kuvvetli bir rüzgardır; Bütün düşmanlarına, tüküren ve kusan herkese şu öğüdü verdi: “Rüzgarla kusmaktan sakının!”

Böyle dedi Zerdüşt…

Üç dönüşüm hakkında

Size ruhun üç dönüşümünü anlatacağım: Ruh nasıl deve olur, deve nasıl aslan olur ve aslan nasıl çocuk olur.

Ruh, aralarında güçlü, dayanıklı, derinden saygı duyulan bir ruh olan yükler taşır: gücü her zaman en ağırını ve en ağırını talep eder.

Ağır nedir? Öyleyse sert ruha sor, bir deve gibi diz çök ve tam olarak yüklenmek iste.

En ağır nedir, en cesur siz misiniz? Dayanma ruhuna yalvar ki onu omuzlarımda taşıyayım ve gücümle yetineyim.

Öyle değil mi: gururunu zedelemek için kendini küçük düşürmek? Bilgeliğiyle dalga geçebilmesi için deliliğini ateşlemek için mi?

– Ya da bu: zaferinizi kutlarken davamızı terk etmek mi? Ayartıcıyı baştan çıkarmak için yüksek dağlara mı tırmanıyorsunuz?

– Ya da şu: İlim bitkilerini yiyip, hakikat iradesiyle ruhu aç bırakmak mı?

– Ya da şu: hastalanıp eve yorgan gönderip ne istediklerini asla duyamayan sağır insanlarla arkadaş olmak mı?

– Ya da şu: İçlerinde gerçek olduğu için kirli sulara dalın ve soğuk kurbağaları ve sıcak kaplumbağaları hor görmeyin?

– Ya da şu: Bizi gücendirenleri sevmek ve bizi korkutmak isteyen hayalete ulaşmak mı?

İnatçı ruh bütün bu ağırlıkları taşır: Yükünü taşıyan bir deve gibi kendi çölüne doğru koşar.

Ama en uzak çölde ikinci bir dönüşüm gerçekleşir: Ruh aslana dönüşür, özgür bir ortam kurmak ve çölün efendisi olmak ister. Son efendisini burada arar: düşmanı olmak ve zafer uğruna büyük ejderhayla güreşmek ister.

Tanrıların artık efendiler ve tanrılar olarak tanımadığı büyük ejderha nedir? Büyük ejderhanın adı “yapmalısın”. Ancak aslanın ruhu “İstiyorum” der. Yolunda “durmalısın”, altın kıvılcımları olan parlak pullu bir hayvandır ve her damgada altın bir “yapmalısın” parıltısı vardır.

Binlerce yılın değeri bu ölçeklerde parlıyor ve ejderhaların en güçlüsü şöyle diyor: “Her şeyin tüm değeri içimde parlıyor.”

“Önceden oluşturulmuş tüm içerikler ve oluşturulan tüm içerikler – bu benim. Artık gerçekten ‘İstiyorum’ olmamalı.” Öyleyse ejderhaya emir ver.
Kardeşim, ruhun neden bir aslana ihtiyacı var? Bir yük, sebat ve saygı canavarına ne yetmez ki?

Yeni değerler yaratmak – bunu bir aslan bile yapamaz: kendisi için yeni değerler yaratma özgürlüğü – aslanın gücü budur.

Kendine özgürlük yaratmak, kaçınılmaz görevler karşısında bile kutsal “hayır” diyebilmek: yegenlerim, bunun için aslan gereklidir.

Yeni değerlere hak kazanmak için – bu, dayanıklı ve onurlu bir ruh için “kayıpların” en ürkütücüsüdür. Doğrusu bu, onun için bir gasp ve bir yırtıcının işidir.

Eskiden en kutsal şeymiş gibi severdim “yapmalısın”: şimdi beni sevgimden çalmak için en kutsal şeyde bile yanılgıya ve keyfiliğe dönmeliyim: Bu gaspçının bir aslana ihtiyacı var.

Söyleyin kardeşlerim, bir çocuğun yapıp aslanın yapamayacağı ne var? Gaspçı neden çocuk olmak zorunda?

Çocukluk masumiyettir ve unutkanlık yeni bir başlangıçtır, bir oyundur, bir benlik döngüsüdür, ilk harekettir ve kutsal bir “evet”tir.

Evet, kardeşlerim, yaratma oyunu kutsal bir “evet” gerektirir: ruh kendi iradesine sahip olmak ister, dünyayı kaybeden kendi iradesine sahip olur.

Size ruhun üç dönüşümünü anlattım: Ruh nasıl deve olur, deve nasıl aslan olur ve sonunda aslan nasıl çocuk olur.

Böyle dedi Zerdüşt. Ve o sırada, bazılarının “Alaca İnek” dediği yerdeydi.

zehirli örümcek üzerinde

Bak, bu zehirli bir örümceğin yuvası. Kendin görmek ister misin? Orada ağ asılı. Dokun ve titret. Hayır, doğal olarak gelir. Hoşgeldin örümcek!

Sırtında siyah üçgen şeklinde bir işaret var. Ben de senin ruhunda ne olduğunu biliyorum.

Ruhunda intikam var. Isırdığınızda siyah kabuk biter. Nefretiyle zehrin ruhu sersemletir.

Eşitlik vaizleri, bu sembolü ruhları titreyenler için kullanıyorum. Bence sizler kin ve kinle dolu, kinle dolu örümceklersiniz.

Ama ne sakladığını ortaya çıkaracağım. Bu yüzden yükseklerin kahkahalarıyla gülüyorum yüzüne.

Bu yüzden öfken seni yalanlar mağarasından çıkarsın diye senin ağına vurdum. Ve güzel sözlerinizin ardındaki kin görünsün.

Çünkü bence nefretten kurtuluş, en büyük umuda giden yol ve uzun süren kötü havanın ardından görülen gökkuşağı.

Ancak zehirli örümcekler bunu istemez. Birbirlerine dediler ki, “Dünyanın bizim kin fırtınalarımızla dolu olması bizim için adil.

örümcek kalpleri; “İntikam istiyoruz ve bize eşit olmayan her şeye yemin ediyoruz” dedi.

“Ve eşit irade.” Bu nedenle, erdemin adı bu olmalı ve gücü olan herkese haykırmalıyız.

Eşitlik vaizleri, çaresizliğin acımasız çılgınlığı içinizde eşitliği çağırıyor. En gizli, acımasız arzularınız erdem sözlerini taşır.

Sapık gurur, kılık değiştirmiş kıskançlık, belki de babalarının nefreti ve kıskançlığı. Sizden ateş ve nefret şeklinde çıkarlar.

Bir babanın gizlediği şey oğlunda ortaya çıkar. Çoğu zaman oğul, babanın açığa çıkan sırrıdır.

Eğlenmiş görünüyorlar ama onları heyecanlandıran kalpleri değil, nefretleri. Kıskançlıkları onları zayıf ve soğuk yapan şeydir.

Kıskançlıkları da onları tefekkür yoluna götürür. Kıskançlıklarının işareti şudur: Her zaman aşırıya kaçarlar. Yorulduklarında karda uyumak zorunda kaldılar.

Her şikayetten nefret sesleri geliyor. Her iltifatta bir ceza vardır ve yargıçları bunlarla mutlu edin.

Ama arkadaşlar öldürmeye meyilli insanlara güvenmemenizi tavsiye ederim.

Bunlar, doğası ve kökeni bozuk olan insanlardır. Cellat ve polis köpeği yüzlerine baktılar.

Adaletten ve akıldan çok bahsedenlere inanmayın. Gerçekten de, ruhlarında eksik olan tek şey bal değildir.

Kendilerini iyi ve adil görseler bile, münafık olmaktan başka güçleri olmadığını unutmayın.

Dostlarım, başkalarıyla kıyaslandığında başkalarıyla karıştırılmak istemem. Yaşam ilkelerimi kazıyan, aynı zamanda normal ve zehirli örümcekler olan insanlar var.

Bu zehirli örümcekler yuvalarında oturup hayata sırtlarını dönerken, hayatı övüyorlar. Amaçları acıya neden olmaktır.

Şu anda iktidarda olanlara acı çektirmek istiyorlar. Çünkü ölümün tavsiyesi onlar için geçerlidir.

Eğer durum böyle değilse, örümcekler aksini öğütlerler: Daha önce dünyayı en çok reddetmişler ve Allah’a eş şirk koşanları cezalandırmış olanlardır.

Bu eşit vaizlerle karıştırılmak istemiyorum. Çünkü bence adil karar şu: İnsanlar eşit değil. Ve onlar da eşit olmamalıdır. Bunu söylemeseydim Superman’e olan aşkım nasıl olurdu?

İnsanlar binlerce köprü ve yolda geleceğe koşmak zorundadır. Ve aralarında daha fazla savaş ve eşitsizlik olmalı. Büyük aşkım bana bunu söyletiyor!

Düşmanları üzerinde sahneler ve hayaletler yaratmalıdırlar. Ve bu hayaletlerle birbirlerine karşı en şiddetli savaşı vermek zorundalar.

İyi ve kötü, zengin ve fakir, büyük ve küçük ve diğer tüm değer yargıları, bunlar hayatın kendi kendine geçmesi için silahlar ve sebepler olmalıdır.

Hayatın kendisi, okları ve merdivenleriyle daha yükseğe çıkmak ister. Uzaklara, tatlı güzelliklere bakmak ister. Bunun için yüksekliğe ihtiyacı var.

Merdiven yüksekliğe ihtiyaç duyduğu için; Merdivenler ve tırmanıcı arasında bir kontrast olmalıdır. Hayatta yükselmek için, yükselerek kendinizi yenmelisiniz.

Bana bakın dostlarım, bu örümcek mağarasının bulunduğu yerde eski bir tapınağın kalıntıları ortaya çıkıyor. Ona dikkatlice bak!

Gerçekten de bir zamanlar fikirlerini burada taşla dile getirenler; En bilge bir adam gibi, hayatın tüm sırlarını bilir.

Burada bize güzellikte savaş ve eşitsizlik olduğunun, güç ve üstünlük için savaşın gerekli olduğunun en açık işaretlerini gösteriyor.

Burada kubbe ve eğrilik mücadele ediyor gibi görünüyor, ne kadar ilahi bir şekilde uzlaşıyorlar. Bu ilahi sütunlar, ışık ve karanlıkla birbirlerini nasıl aşıyorlar.

Dostlarım, böyle güzel ve kesin bir düşmanlık yapalım, ilahi bir şekilde birbirimize düşman olalım.

Pekala, baş düşmanım örümcek beni ısırdı. Parmağımı ilahi bir güven ve güzellikle ısırdı.

“Bu bir ceza ve adalet olmalı” diye düşündü. Burada düşmanı yüceltmek için boş yere şarkı söylememeli. “

Evet intikamını aldı. Ve ne yazık ki şimdi benden de intikam almak istiyor.

Ama dostlarım, beni bu direğe bağlayın da başım dönmesin.

Bir kötülük kasırgası olmak yerine, direğe bağlı bir aziz olmayı tercih ederim!

Gerçekten de, Zerdüşt bir kasırga değildir. Dansçı olmasına rağmen asla örümcek adam dansçısı olmadı.

Böyle dedi Zerdüşt.

Yaradan yolunda

geri çekilmek istiyor musun
Kendiniz için bir yol mu bulmak istiyorsunuz?
Dur ve beni dinle?

“Arayıcı kendini kolayca kaybedebilir… Her türlü yalnızlık günahtır!” : sürü de… ve uzun süredir bu sürünün bir parçasısın.

Sürünün sesi sizde de duyulacaktır. Ve “Seninle ortak vicdanım yok” demek istersen, bu bir şikayet ve acı olacaktır.

Bak, bu acıyı o ortak vicdan doğurdu: Ve bu vicdanın son ışını hala senin tasarımında parlıyor..

Ama keder yolunu takip etmek istiyor musun? Kendine ulaşmak mı? O zaman bana gücünü göster ve buna layık olduğunu kanıtla!

Yeni bir güç müsün, yeni bir hak mı? sen benim ilk hamlem misin? Kendi kendine dönen bir tekerlek misiniz? Yıldızları etrafta dolaşmaya zorlayabilir misin?

Ah, kaç tane irtifa meraklısı var! Gururluların böyle arzuları var, göster bana sen bu şehvetli ve kibirli insanlardan değilsin! Eh, üfleyicilere benzeyen birçok harika fikir var: üflerler ve gittikçe daha fazla üflerler.

Beni aramakta serbest misin? Boyunduruktan kurtulduğunuzu değil, baskın düşüncelerinizi duymak istiyorum. Egemenliğin boyunduruğundan kurtulmayı hak eden bir adam mısınız? Hizmetçiden ayrıldıktan sonra nihai değerini kaybeden insanlar da tanıyorum.

Neyi kaldırdın? Bu benim için utanç verici ama gözlerin bana şunu söylemeli: Bedava! Ama ne amaçla?

Kendi iyiliğini ve kötülüğünü yaratabilir misin? … Ve iradenizi kanun kadar egemen kılabilecek misiniz? Kendi yargıcın ve kendi intikamın olabilir misin? Yargıçla ve kendi yasalarının intikamını alan kişiyle baş başa kalmak korkunç bir şey. Yalnızlığın boş uzaya ve buz gibi nefesine bir yıldız böyle atılır.

Ey yalnız insanlar! Bugün hala kalabalığın altındasın, bugün hala cesaret ve umut topluyorsun. Ama yalnızlığın sizi yıprattığı, gururunuzun boyun eğdiği, cesaretinizin kırıldığı, “yalnızım” diye bağırdığınız zamanlar olacak.

Boyunuzu göremediğiniz, kısalığınızı yakından duyamayacağınız zamanlar olacaktır. Çığlık atacaksın.

Yalnız insanları öldürmek isteme duygusu vardır, yoksa kendi başlarına ölmeleri gerekir, ama bir katil olmayı başarabilir misin?

Erkek kardeşim! Aşağılama ve acı kelimesinin sizi yetersiz bulanlara adil olması gerektiğini biliyor musunuz?

Birçok insanı senin hakkındaki fikrini değiştirmeye zorladın. Bunun intikamını alacaklar. Onlara yaklaştın; ama yine de onları geçiyorsun.

Seni asla affetmeyecekler, sen onları geçtin ama yükseldikçe, insanların en nefret ettiği kıskançlık seni daha çok küçümsüyor.

Bana nasıl adil olabilirsin demelisin. Senin adaletsizliğin için kendimi suçluyorum.

Sadece haksız ve iftiracı şeyler yapıyorlar ama ağabey yılsız kalmak istiyorsan sırf böyle davrandılar diye onları daha az aydınlatma!

İyilerden ve salihlerden sakının! Erdemlerinin yaratıcısını çarmıha germeyi severler, yalnızlıktan nefret ederler.

Kutsal basitlikten sakının! Her şey basitçe kötü değildir.

Bu odun yığını ateşle oynamayı da sever.

Kendi aşkınızın saldırılarına dikkat edin! Yalnız adam, onu görünce çok hızlı bir şekilde elini uzattı.

Bazı erkekler için, sadece uzanıp pençelersiniz, eller değil… ve keşke sizin de pençeleriniz olsaydı. Karşılaşacağın en kötü düşman kendin olacaksın.

Yalnızsanız, kendinize giden bir yoldasınızdır, ancak bu yol kendinizden ve yedi şeytanından geçer.

Kendi inkarınız, cin, deli, falcı, deli, şüpheci, uğursuz ve kötü olacaksınız. Kendi ateşinde yanmak istersin, kül olmadan nasıl yeneceksin?

Tek başına! Yaratıcınızın yolunda yürüyorsunuz. Yedi şeytanından bir tanrı yaratacaksın. Tek başına! Aşıkların yolundan yürürsün. Kendini seviyorsun.. ve kendini sadece aşıkların yaptığı gibi hor görüyorsun.

Aşıklar yaratmak ister. Sevgilisine tepeden bakmadan aşk hakkında ne biliyor?

Sevginle ve yaratıcılığınla yalnız git. Çok sonra adalet de seninle birlikte topallayacak.

Gözyaşlarımla ıssız yerine git kardeşim! Kendinden üstün bir şey yaratmak isteyip bu yüzden harcayan insanı seviyorum!

Böyle dedi Zerdüşt

yakın aşk hakkında

Sevdiğine yalvarırsın. Ve güzel sözler buluyorsun. Ama sana söylüyorum, sevdiğine olan sevgin, kendine olan kötü sevgindir.

Kendinden kaçıyorsun ve sevdiklerine sığınıyorsun. Ve ondan bir erdem yaratmak istiyorsun. Ama fedakarlığın içini biliyorum.

“Benden büyüksün” “Sen” kutsal kabul edilir. Ama “ben” değilim. Bu yüzden insanlar yakınlaştırılır.

Sana olan yakın aşkını önermeli miyim? Uzak durmayı ve en uzakları sevmeyi öneriyorum.

En uzak gelecek için aşk, yakın için aşktan daha yüksektir. nesneler ve hayaletler için aşk; insanlıktan üstündür.

Abi önünden koşan hayalet senden daha güzel. Neden ona etini ve kanını vermiyorsun? Ama korkuyorsun ve onlara yaklaşıyorsun.

Kendine tahammül edemiyorsun ve kendini yeterince sevmiyorsun. Şimdi sevdiğinizi sevgiyle aldatmak ve onun hatasıyla yaldızlanmak istiyorsunuz.

Akrabaları ve komşuları ile anlaşmalar yapmamanızı ve böylece sizden bir dost ve yüksek moralini oluşturmanızı dilerim.

Kendi adına konuşmak istediğinde, bir tanık çağırırsın. Senin hakkında “sorun yok” demesi için onu kandırdığında, iyi olduğuna inanırsın.

Yalancılar sadece bilgi karşılığında konuşmazlar. Özellikle de bilgisizliği karşısında. İlişkilerinizde kendinizden böyle bahsediyorsunuz. Ve kendin hakkında, komşunu aldatıyorsun.

Deli adam, “İnsanlarla olan ilişkiler karakteri bozar. Hele de karakter bulunmazsa” dedi.

Birisi onu aradığı için ona yaklaştı. Diğeri kendini kaybetmek istediği için gitti. Diğer bencilliğiniz, yalnızlığınızı bir hapishaneye çevirir.

Yakınlarda olan sevginizin bedelini uzaktakiler öder. Ve beşiniz birleştiğinde, altıncısı ölmeli.

Ben de senin izin günlerini sevmiyorum. Orada çok sanatçı gördüm. Seyirci bile bir sanatçı gibi davrandı.

Sana yakın aşkı önermiyorum, bir arkadaş öneriyorum. Arkadaş size evrenin şölenini ve bir Süpermen duygusu vermelidir.

Sana arkadaşını ve taşan kalbini öğretiyorum. Ama gönülleri dolduran gönüllüler tarafından sevilmek isteyen herkes sünger olmak zorundadır.

Sana hazır bir dünyası olan ve iyilik kabuğu olan bir arkadaş, her zaman vermeye hazır bir diyarı olan yaratıcı bir arkadaş öğretiyorum.

Onun kaybolan dünyası; Kötüden iyiye, amaçtan kazaya mücadelede yeniden birleşirler.

Bu günün nedeni bir sonraki ve en uzak hedef olmalıdır. Sebebiniz olmak için içinizdeki Süpermen’i sevmeniz gerekir.

Kardeşlerim, size yakın olmasını tavsiye etmiyorum. En uzakları sevmeni öneririm.

Böyle dedi Zerdüşt.

Sevinç ve tutku hakkında

Kardeş, erdemin varsa ve o kendi erdeminse, onu kimseyle paylaşmazsın. Kesinlikle adlandırmak ve evcilleştirmek isteyeceksiniz; kulağını çekmek ve onunla eğlenmek istiyorsun.

Buna bir bak! Artık O’nun adına sahip olanlara ortak oldunuz ve bu sayede halktan ve sürüden biri oldunuz! Keşke: “Tarifi mümkün olmayan, isimsiz olan, kalbime midemin burukluğunu ve açlığını veren” deseydin.

Erdeminizin adının size ulaşamayacağı yüksekliklere yükselmesine izin verin ve eğer ondan bahsetmeniz gerekiyorsa, kekelemekten utanmayın.

Böyle söyle ve kekele: Bu benim iyim, bu benim aşkım, bu benim hoşuma gidiyor, ama ben iyiliği böyle istiyorum.

Tanrı’nın yasası olmasını istemiyorum, bir emir ya da zorunluluk olarak istemiyorum: benim için cehenneme ve cennete giden yolun işareti olmayacak.

Sevdiğim bir toprak erdemidir: daha az kurnazlık ve hatta daha az sağduyu.

Ama bu kuş benim yanıma bir yuva kurmuş: işte onu seviyorum, okşadım, – işte burada, yanımda kuluçkaya yatan altın “yumurtaların” üzerinde. İşte böyle kekelemeli ve erdemlerinizi iltifat etmelisiniz.

Eskiden tutkuların vardı ve onlara kötü dedin. Ama şimdi sadece erdemleriniz var: onlar tutkularınızdan doğdular.

Bu tutkular için en yüksek hedeflerinizi belirlediniz: o zaman bunlar sizin erdemleriniz ve sevinçleriniz olur.

Öfkeden veya şehvetten, bağnazlıktan veya nefretten gelseniz de, tüm tutkularınız erdemleriniz olur ve tüm şeytanlarınız meleklerinizdir.

Boynuzlu köpekleri mahzende tutardınız, ama sonunda sevimli kuşlar ve halk şarkıcıları oldular.

Kendi iksirinizi şebekenizden kaynatıyorsunuz; ineğini sağdın, dertlerini, şimdi memesinden tatlı süt içiyorsun. ve kötülük artık sizden doğmayacak; sanki erdemlerinin kırılmasından doğan bir kötülük gibi.

Kardeşim, eğer şanslıysan, sadece bir erdemin var, çok değil: bu şekilde köprüyü daha kolay geçebilirsin.

Birçok nimete sahip olmak bir ayrıcalıktır, ancak yetersiz bir kaderdir; Ve birçoğu, erdemlerinin savaş alanı ve savaş alanı olmaktan bıkmış, çöle gitti ve kendi canına kıydı.

Kardeşim, savaş ve çatışma kötü mü? Ancak bu kötülük gereklidir, bilgeler arasında kıskançlık, güvensizlik ve iftira gerektirir.

Erdemlerinin her birinin en yüksek mevkiye nasıl imrendiğini görün: bütün canlarının onun elçisi olmasını ister; öfkede, nefrette ve aşkta tüm gücünü ister.

Her erdem diğerini kıskanır ve kıskançlık korkunç bir şeydir. Erdemler bile kıskançlıkla yok edilebilir.

Akrep gibi kıskançlık alevlerine sarılı olan, sonunda kendini bir kalemin ucuna dönüştürdü.
Abi sen hiç erdeme iftira atıp kendini bıçakladın mı?

İnsan aşılması gereken bir şeydir: bu yüzden onun erdemlerini seveceksin-: onlar yüzünden helak olacaksın.-

Böyle dedi Zerdüşt.

özgür öldüğünde

Birçok insan çok geç, bazıları ise çok erken ölür. “Doğru zamanda öl” sloganı hala garip geliyor. “Doğru zamanda öl.” Zerdüşt önerdi.

Ama kendi zamanında hiç yaşamamış bir adam nasıl olur da kendi zamanında ölebilir? Keşke hiç doğmasaydı. İhtiyacı olmayanlara tavsiye ederim. Ama işe yaramazlar da onların ölümünü umursar ve içi boş tohum bile şımartılmak ister.

Herkes ölümle ilgileniyor. Ölüm bir tatil değil, insanlar en güzel bayramlarını nasıl kutlayacaklarını henüz öğrenmediler.

Sana Yaradan’ın bir diken ve yaşayanlar için bir adak olan ölümünü göstereceğim.

Yaratıcı, kendi ölümünden önce, umutlar ve övgülerle çevrili olarak muzaffer bir şekilde öldü.

Böyle ölmeyi öğrenmeli! Böyle bir ölü, dirilere adak adarsa, hiçbir bayram kutlanmamalıdır.

Böyle ölmek en iyisi. Ama ikincisi, mücadelede ölmek ve büyük bir ruhu boşa harcamaktır. Ama bir lord olarak canınızı sıkan ve gelen kasvetli ölümünüz, savaşçı ve muzaffer için yabancı bir şey.

Kendi ölümüm ve bana özgürce gelen ölüm için seni övüyorum çünkü onu istiyorum.

Bunu ne zaman talep edeceğim? Bir hedefi olan ve bu amaç için zamanında ölmek isteyen bir varisi ve varisi olan herkes.

Ve hedefe ve varise saygıdan dolayı, yaşam tapınağına kurutulmuş çelenkler asılmamalıdır.

Dürüst olmak gerekirse, tasmalı adamlar gibi görünmek istemiyorum. İpleri gererken, kendileri tersine giderler.

Bazıları gerçeklerden daha eskidir ve zaferleri buna değer. Dişsiz bir ağzın artık tüm gerçekleri söyleme hakkı yoktur.

Şöhret isteyenler, onurunu doğru zamanda terk etmelidir. Ve “zamanında gitmek” güç göstermelidir.

Elimizden gelenin en iyisini hissettiğimizde, kendi başımıza yemek yemeyi bırakmalıyız. Uzun süre aşık olmak isteyenler bunu bilirler.

Kaderin sonbaharın sonunu beklemesi gereken ekşi elmalar vardır. Olgunlaşırlar, sararırlar, büzüşürler.

Kiminin kalbi, kiminin ruhu önceden yaşlanır, kimininki de gençken yaşlanır. Kim yine geç gençleşirse, uzun süre genç kalır.

Bazıları için hayat ters gider ve zehirli bir sülük kalplerini kemirir. Bırakın ölümü kendilerine nasıl bağlayacaklarını bulmaya çalışsınlar.

Bazıları hiç tatlı değildir, yazın çürürler. Dalda tutmak korkaklıktır.

Birçok ağaç dallarda çok uzun süre asılı kalır. Bir fırtına gelip tüm bu çürümüş parçaları ve solucanları ağaçtan çıkarsa bile.

Hızlı ölümün vaizleri gelirse. Bana göre hayat ağacı için en iyi fırtınalar ve sarsıntılar bunlar. Ama onların yalnızca yavaş ölüm ve tüm evrenin felaketlerinden acı çekmeyi önerdiklerini duydum. Peki, “Neyin Evrene ait olduğunu” temel alarak öneriyorsunuz. Dumanlı ağızlar, bu evren size çok fazla.

Gerçekten de, yavaş ölümün vaizleri tarafından saygı duyulan bu Yahudi çok erken öldü ve erken ölümü o zamandan beri birçoklarını tuzağa düşürdü.

Yahudilik İsa, Yahudiliğe özgü gözyaşı ve kederler; İyiden de kötüden de nefret etmesini bilir. Bu yüzden ölmeyi çok istiyordu.

Çölde iyilerden ve doğrulardan uzak durabilseydi belki yaşamayı, evreni sevmeyi ve gülmeyi öğrenirdi.

Kardeşler, inan bana. Çok yakında vefat etti. Benim yaşımda yaşasaydı, öğretilerini geri çekerdi. Onu geri alacak kadar asildir. Ama hala olgunlaşmamış.

Aşık çocuk. Ve safça insanlardan ve evrenden nefret eder. Kalbi ve ruhunun kanatları hâlâ ağırdı, özgür değildi.

Yetişkin bir erkeğin, oğlandan daha fazla çocukluğu ve daha az sorunu vardır. ölümü ve hayatı daha iyi anlamak.

Ölmekte ve evet demek için zamanı olduğunda ölmekte ve hayır demekte özgürdür. Böylece ölmeyi ve yaşamayı anlar.

Dostlarım, ölümünüz insanlara ve yeryüzüne günah değildir. Bunu ruhunun tatlılığından diliyorum.

Ölümünüzde, ruhunuz ve erdeminiz, evrenin etrafındaki parlak akşam gibi parlayacak. Aksi takdirde, ölümünüz kötü bir ölümdür.

Siz dostlarım, benim rızam için kainatı daha çok sevesiniz diye, böyle ölmek ve beni doğuran topraklara katılmak isterim.

Gerçekten de Zerdüşt’ün bir hedefi vardı. Zarı attı. Şimdi siz dostlarım, amacımı miras aldınız. Altın topu sana atıyorum.

Dostlarım, altın topu attığınızı görmeyi her şeyden çok seviyorum. Bu yüzden bir süre dünyayı dolaştım. Beni affet.

Böyle dedi Zerdüşt.

başka bir dünyada

Zerdüşt, diğer tüm dünyalar gibi, bir zamanlar bir dış insan yanılsamasına sahipti.

Dünya bana bir rüya ve tanrının bir şiiri gibi görünecek, huysuz tanrının gözleri önünde duman gibi görünecek.

İyi ve kötü, sevinç ve acı, sen ve ben; yaratıcının gözlerinin önünde renkli bir duman gibi görünecek.

Yaradan kendinden kurtulmak istiyor: sonra dünyayı yarattı. Acı çeken için, acılarından ayrılmak ve kendilerini kaybetmek vahşi bir zevktir. Dünyanın bana çılgınca ve kendini küçümseyen bir zevk gibi göründüğü bir zaman vardı.

Bu dünya sonsuz, sonsuz bir çelişki örneği, kusurlu bir örnek, kusurlu yaratıcı için çılgın bir zevk Ben dünyayı böyle görürdüm.

Böylece, diğer tüm dünyalar gibi, dönüşüm illüzyonuna düştüm.

Aslında, insanın ötesinde ne var? Ey kardeşlerim, yarattığım Tanrı, tüm tanrılar gibi bir insan ve yanılsama eseridir. O bir insan, hatta zavallı insan ve ben! .. Bu bana kendi küllerimden ve ateşimden geldi. Bu hayalet bana gerçek öbür dünyadan gelmedi.

Sorun nedir beyler? Kendimi yendim, acı çeken. Kendi küllerimi dağa taşıyorum. Ve kendime daha parlak bir alev buldum. Ve bak, sonra hayalet hemen ortadan kayboldu.

Şimdi benim için, hastalıktan yeni kurtulmuş biri için, bu tür hayaletlere inanmak acı verici ve acı verici. Bu bir hakaret ve hakarettir. Bunlar benim uhrevi insanlar dediğim insanlar.

Diğer tüm dünyaları yaratan acı ve çaresizlikti. Ve bu, yalnızca en sefillerin yaşayabileceği geçici, hayali mutluluktur.

Bir adımla varmak isteyen bir yorgunluk, bir ölüm adımı, daha fazlasını isteyemeyen zavallı, olgunlaşmamış bir yorgunluk. Duygular tüm tanrıları, diğer dünyaları yarattı.

İnanın kardeşlerim, bedenden gelen tehdidi gösteren bedendir! Beni çağıran şeyi dinliyorum. Ve böylece son duvarları da aşmak ve sadece başıyla değil, tüm varlığıyla başıyla başka bir dünyaya göç etmek istedi.

Ama ahiret de herkesten gizlidir. Bu insanlık dışı bir dünyadır ve insanlık dışılık ilahi bir kibirdir. Ve varlık insana insan olarak hitap etmedikçe hiç hitap etmez.

Gerçekten; her türlü varlığın güçlü olduğu kanıtlanır ve güç konuşulur. Söyleyin kardeşlerim, bu kanıtlanmış en tuhaf şey değil mi?

Evet, bu benlik ve en samimi “ben”in zıtlığı ve karmaşası, kendi varoluşu için konuşur. Bu yaratıcı, istekli “Ben” her şeyin ölçüsü ve değeridir.

Ve bu samimi varlık, ben; bedenden bahseder ve şarkı söylerken, rüya görürken ve kırık kanatlarla titrerken bile bedeni talep eder.

“Ben” daha çok konuşmayı ve daha samimi olmayı öğreniyor! … ve ne kadar çok öğrenirse, bedene ve hayata o kadar saygı duyması gerekir.

“Ben”im bana yeni bir gurur öğretti. Herkese diyorum ki: Kafanızı kutsal şeylerin sırlarına gömmeyi bırakın. Aksine, özgürce götürün. Hayata anlam katan bir kafa taşıyın.

İnsanlara yeni bir irade öğretiyorum: Karanlık yolu seç ve onu savun. Hastalar gibi ondan sapma!

“Tanrıça”nın bedeni ve yaşamı hor görmesi için “Kurtarıcı’nın kanına” gelen hastalardır. Ama bedenlerinden ve hayatlarından aldıkları bu tatlı ve karanlık zehir bile!

Acılarından kurtulmak isterler. Ama yıldızlar onlardan çok uzaktaydı. Sonra iç geçirdiler; “Ya başka bir varlığa ve mutluluğa götürmenin ilahi yolları olsaydı!” dediler. Böylece kendi çıkmazlarını ve kanlı içkilerini fark ettiler.

Bu nankör insanlar, bu şekilde bedenlerinden ve canlarından kurtulabileceklerini zannederler. Ancak bu kaçışın heyecanını ve sevincini kime borçluydular? bedenleri ve bu dünya için.

Zerdüşt hastalara karşı naziktir. Onların tesellilerine ve bilgeliklerine gerçekten içerlemiyor. Yalnız, hastalıktan kurtulsunlar ve hayatta kalanlara katılsınlar ve kendilerinden daha yüksek bir varlık yaratsınlar.

Zerdüşt hastalığından yeni çıkmışlara, kendi kuruntularına bakıp gecenin bir yarısı Rabb’lerinin mezarına sığınanlara kızmaz. Ama bence gözyaşları da hastalık ve hasta bir vücudun işi.

Şairler ve tanrılar arasında pek çok hasta insan vardır. Erdemlerin en küçüğü olan anlayışlı ve samimi olanlardan kesinlikle nefret ederler.

Hep karanlık zamanlara bakarlar. Ama o zaman yanılsamalar ve inançlar başka bir şeydir. Akılcı insanlar Tanrı gibidir ve şüphe günahtır.

Bu Tanrı severleri çok iyi bilirim. Güvenilmek isterler. Ve şüphenin günah olduğunu söylüyorlar. Neye inandıklarını çok iyi biliyorum.

Gerçekten de en çok öteki dünyaya değil, bedene ve kurtaran kan damlasına ve kendi bedenlerinin “Mutlak Varlık” olduğuna inanırlar.

Ama beden hasta bir şeydir ve bedeni terk etmek isterler. Bu yüzden ölümü vaaz edenlere ve özellikle ahiretten öğüt verenlere güvenirler.

Kardeşlerim beni dinleyin bedenin sesi sağlamdır, daha içten, daha net bir sestir.

Sağlam, mükemmel, dik bir beden daha içten konuşur ve hayatın amacına hitap eder.

Böyle dedi Zerdüşt.

onur hakkında

Ormanı severim. Şehirde yaşamak berbat. Orada bir sürü uzun ağaç var!

Boynuzlu diş rüyasına girmektense bir katilin eline düşmek daha iyi değil mi?

Bir de şu adamlara bakın; Gözlerinden, dünyada bir kadınla yatmaktan daha iyi bir şey olmadığı açıktı.

Ruhlarının dibi bataklıktır Bataklıklarında akıl varsa ne yazık ki!

Keşke mükemmel bir hayvan olsaydın. Ama bir hayvan olarak insan masum olmalıdır.

Duygularını öldürmeni önermeli miyim? Duygularına saygı göstermeni öneririm.

Sana şeref verecek miyim? Bazıları için onur bir erdemdir, ancak çoğu için neredeyse bir günahtır.

Kendilerini koruyorlar, ama açgözlü kaltak yaptıkları her şeye kıskançlıkla sırıtıyor.

Bu hayvan ve huzursuzluğu onları erdemin ve soğuk zekanın zirvesine kadar takip etti. Ve aç köpek, bir parça etten mahrum bırakıldığında bir parça akıl için nasıl yalvaracağını nasıl biliyor.

Dramayı ve kalp kırıklığını seviyorsun. Ama senin kaltağın konusunda emin değilim.

Gözlerin bana karşı acımasız ve acı çekenleri görmek için can atıyorsun.

Size bu sembolü veriyorum: Şeytanlarından kurtulmaya çalışırken bataklığa gömülenler az değil!

Onur, kimin gücü varsa vazgeçmeli. Cehenneme yol kalmayana kadar Bu, ruhun bataklığı ve öfkesidir.

Kirli şeylerden mi bahsediyorum? Bunun en kötüsü olduğunu düşünmüyorum.

Olgun insan, hakikat suyuna kirliyken değil, kuruyken girmeyi sevmez.

Gerçekten de dürüst, basit ve senden daha tatlı gülen insanlar var.

Onlar da şeref için gülüyorlar. “Onur nedir?” onlar söylüyor.

Onur deli değil mi? Ama bu çılgınlık bize ulaştı, biz onun peşinden gitmedik.

Bu konuğa kalacak bir yer ve bir kalp verdik. Şimdi bizimle oturuyor. Bırak istediği kadar kalsın.

Böyle dedi Zerdüşt…

kurtuluş hakkında

Bir gün, Zerdüşt büyük köprüden geçerken, sakatlar ve dilenciler tarafından kuşatıldı. Kambur bir adam ona dedi ki:

“Bak Zerdüşt, insanlar da senden öğreniyor ve mezhebine inanıyorlar. Ancak halkın size tam olarak güvenmesi için bir şey daha gerekiyor: Bizi de ikna etmeniz gerekiyor. Bak, bizde her çeşit var. Körlerin görmesini sağlayabilirsin, topallayabilirsin, kamburunu biraz düzeltebilirsin. Bence engellilerin Zerdüşt’e inanması için en iyi çare bu. “

Zerdüşt konuşmacıya cevap verdi: “Kamburun kamburunu kaldırırsak, canı da alınır. Herkes buna inanıyor. Ve körün gözlerini geri verirsek, dünyada çok kötülük görecek ve onu iyileştirene lanet edecek. Topal adam ona en büyük zararı verir, çünkü yürümeye başladığında günah ona etki eder. İnsanların engelliler hakkında söyledikleri bu. Ve herkes Zerdüşt’ten bir şeyler öğreniyorsa, Zerdüşt neden herkesten bir şey öğrenmesin?

Ama insanların arasında olduğum için birinin gözünü kaybetmesi, diğerinin sağır olması, üçüncünün topal olması, birinin dilini, burnunu veya kafasını kaybetmesi kaçınılmazdı.

Daha kötü şeyler gördüm ve görüyorum. O yüzden hepsini anlatamam. Bazıları hakkında sessiz kalmayacağım. Her şeyden yoksun insanlar var, ama bundan daha fazlası var. Bunlar insanlar; koca bir gözden, koca bir ağızdan, koca bir göbekten veya başka bir organdan başka bir şey değiller. Ben onlara sakatlar diyorum.

Yalnızlıktan dönüp bu köprüden ilk kez geçtiğimde gözlerime inanamadım. Bir ileri bir geri baktım. Sonunda, “Bu bir kulak, insan büyüklüğünde bir kulak” dedim.

daha yakından baktım; zavallı küçük ve zayıf kulağın altında bir şey hareket ediyordu. Gerçekten de o dev kulak, küçük, narin bir ağaç gövdesine tünemişti. O bir insandır. Lensi gözlerinin önüne koyar; Ayrıca küçük, kıskanç bir yüz ve puslu bir ifade görebiliyordu. Ama insanlar bu koca kulağın sadece bir erkek değil, büyük bir adam, bir dahi olduğunu söylüyorlar.

Ama insanlara büyük adamdan bahsettiğinde ona hiç inanmadım. Ve büyük adam dedikleri şeyin bir sakat olduğuna karar verdim, birçok şeyden yoksun, tek bir şey çok fazla.”

Bu sözleri kambur adama ve onun temsilcilerine söyledikten sonra, Zerdüşt derin bir üzüntü içinde müritlerine döndü ve şöyle dedi:

Gerçekten dostlarım, sanki insanın kıymıkları ve oranları arasındaymışım gibi insanlar arasında dolaşırım.

Gözüme en korkunç gelen şey insanların paramparça olmasıydı; onu bir savaş alanında ya da bir kasap dükkanındaymış gibi görmektir.

Gözlerim şimdiki zamandan geçmişe kaydığında da aynı şeyi gördü. Bulmacalar, organlar ve korkunç tesadüfler. Ama kimse göremez.

Dünyanın şimdiki ve geçmişteki durumu; Ah beyler, en dayanamadığım şey bu. Olacakları gören bir ebeveyn olmasaydım nasıl yaşardım?

Bir gören, bir irade sahibi, bir yaratıcı, bir geleceğin kendisi ve geleceğe bir köprü. Ve üzgünüm, bu köprüde bir sakatım. Bu Zerdüşt.

Çok fazla soruyorsun. Zoroaster kimdir? İşte bizim olan. Sen de benim gibi kendine soruyorsun.

Adanmış mı, icracı mı, fatih mi, varis mi, düşen mi, sapan mı, doktor mu yoksa şifacı mı?

O bir şair mi yoksa bir gerçek mi? Kurtarıcı mı yoksa bağlayıcı mı? İyi bir şey mi yoksa kötü bir şey mi?

Geleceğin, gördüğüm geleceğin parçalarının ortasındaymışım gibi insanların arasında dolaştım.

Bütün şiirim ve düşüncem yapbozun parçalarını, bilmeceleri ve korkunç tesadüfleri bir araya getirmekle ilgili.

Ve eğer insansam, nasıl insan olabilirim, şair değilsem, bulmaca çözersem ve fırsat koruyucuysam?

Geçmişi geri yükleyin ve tüm “Böyle istiyorum” ifadesini “Böyle istiyorum”a çevirin. Bence bu kurtuluş.

İradeyi kurtaranın ve neşe verenin adıdır. Arkadaşlarım sana bunu öğretti. Ama şunu da öğrenin; iradenin kendisi hala bir hapishanedir.

Kurtarma isteği. Ama kurtarıcı zincirinin adı nedir? “Böyledir” iradenin kemirilmesidir ve bu onun en acı verici sorunudur. Tüm geçmişiyle kötü bir seyirciydi, olanlardan çaresizdi.

Will buna karşı çıkmak istemiyor. Zamanı ve tutkularını kıramayan iradenin en nahoş meselesi budur.

Kurtarma isteği. Kederinden kurtulmak ve zindanın alaycılığından kaçmak için ne bulacak?

Ah, her tutsak deliye döner ve tutsak kendini bir çılgınlık içinde kurtarır.

Zaman geri dönmediği için kızgın. Geçmiş, yuvarlayamayacağın taştır. Böylece üzüntü ve öfkenin taşlarını yuvarlar ve onun gibi öfke ve keder hissetmeyenlerden intikam alır.

Will böylece bir kurtarıcı ve bir çift oldu. Ve katlanmak zorunda kalabileceği her şeye rağmen, geri dönememenin intikamını alıyor.

İntikam, iradenin zamana ve geçmişe karşı duyduğu hoşnutsuzluktan oluşur.

Nitekim irademizde de büyük bir delilik vardır. Ve bu vasiyet şakalarını öğrenmek her insan için bir lanet haline geldi.

Nefret ruhu: Beyler, insanları en çok düşündüren şey bu. Ve nerede acı varsa, ceza da orada olmalıdır.

Bu ceza intikamın kendisine verdiği isimdir. bu yalana güvenerek vicdanlı görünmek ister.

Bir irade acı vericidir çünkü içinde geçmiş yoktur. Onun için ceza olması gereken irade ve hayattır.

Sonunda ruhun üzerinde bulutlar toplanır ve şu çılgın yargı gerçekleşir: “Her şey sona eriyor, onun için her şey sona ermeye değer. Kendi çocuklarını yiyen zamanın kanunu adaletin ta kendisidir.” Delilik bunu gösteriyor.

“Her şey kanuna, cezaya ve ahlaki bir düzene göre düzenlenmiştir. Peki olayların akışından kaçış ve varoluşun cezası nerede? “deli öyle dedi.

“Sonsuz bir yasa varsa kurtuluş olabilir mi? Ah, ‘böyle’ taş, hareket etmiyor. (Yani geçmiş etkilenemez) O halde bütün cezalar sonsuz olmalıdır”, delilik böyle söylüyor.

“Hiçbir fiil yok edilemez, ceza ile nasıl olmaz. Varoluş denen ceza sonsuzdur çünkü her zaman eylem ve suç olmalıdır. İrade kendini özgürleştirmedikçe ve istemek isteksizliğe dönüşmedikçe.” Ama kardeşler, bu bir delilik hikayesi.

İrade yaratır dediğimde, seni tüm bu hikayelerden uzaklaştırdım.

Yaratıcı irade, “Ben böyle istiyorum, böyle isteyeceğim” diyene kadar, “İşte bu” terimleri sadece bir bulmaca, bir bulmaca ve korkunç bir tesadüf. .

Ama öyle dedi, ne zaman? İrade kendi deliliğinden korunabilir mi?

İradenin kendisi kendi kurtarıcısı ve sevinç vericisi mi olur? Çenesini ve dişlerini keskinleştirmeyi mi unuttu? Ona zamanla uzlaşmayı kim öğretti ve hepsinden önemlisi uzlaşma nedir?

Güç istenci, uzlaşmadan daha yüksek bir şey istemelidir. Bu nasıl oldu? Ona geçmişi istemeyi kim öğretti? ”

Zerdüşt bu noktada aniden durdu. Çok korkmuş görünüyor. Minnettar insanlara korku dolu gözlerle baktı. Bakışları zihinlerini ve içlerinde bir ok gibi gizlenmiş olanı deldi, ama çok geçmeden tekrar gülümsedi ve tatlı tatlı dedi:

“İnsanlarla yaşamak zor; çünkü susmak zordur, özellikle çok konuşan biri için. “

Böyle dedi Zerdüşt. Ama kambur adam konuşmayı dinledi ve bu sırada elleriyle yüzünü kapattı. Ama Zerdüşt’ün güldüğünü duyunca, gözlerini hayretle kocaman açtı ve ağır ağır dedi ki:

– “Ama Zerdüşt bizimle konuşurken neden minnettar insanlarıyla konuşmuyor? “

Zerdüşt yanıtladı: “Bu şaşırtıcı mı? Kambur bir kamburda söylenebilir.

“Eh,” dedi kambur, “öğrenciler okulda da küçük konuşmalar yapar. Ama Zerdüşt kendi kendine konuşurken neden müritleriyle konuşmadı?”

kendini yenmek hakkında

“Gerçek İrade” Ey en bilgeler! Size hakim olan ve sizi cezbeden şey bu mu?

Var olan her şey hakkında düşünme isteği; Ben buna senin iraden derim.

Var olan her şeyi anlamlandırmak istiyorsunuz, çünkü meşru bir şüpheyle düşünmenin mümkün olduğundan şüpheleniyorsunuz.

Ama sana itaat etmeli ve önünde eğilmeli, senin iraden bunu gerektiriyor. Ruhunuzu yansıtan bir ayna gibi basit ve akıllı olmalıdır.

Ey en güçlü! Bu sizin güç istenciniz, toplam iradenizdir: bu aynı zamanda iyi, kötü ve değerleme hakkında konuşma zamanınızdır.

Önünde diz çökebileceğin bir dünya yaratmak istiyorsun. Sizin ve bu et yemeyen insanların son ümidi, kayığın üzerinde yüzmeye devam ettiği nehir gibidir. Ve bu teknede değerli sessizlik ve ihtişam ölçüleri var.

Oluşan nehre iradenizi ve değerlerinizi yerleştirdiniz. İnsanların iyi ve kötü olduğuna inandıkları şeyler bana eski bir güç iradesini açıklıyor.

Ey en güçlü! Bu tür misafirleri bu teknelere koyan, onlara güzel ve gururlu isimler veren sizlerdiniz.

Nehir kayığımızı daha uzağa taşır ve onu taşımak zorunda kalır, Dalgalar köpüklenip kayığın içine kabarınca ne olur?

Ey en güçlü! Karşılaştığınız tehlike, yaptığınız iyilik ve kötülüklerin sonu; Bu bir nehir değil, aksine iktidarın iradesidir. Kesintisiz yaşama isteği insan yapımıdır.

Ama iyilik ve kötülükle ilgili sözlerimi anlaman için, sana hayata ve tüm canlılara bakış açımı anlatayım.

canlı izledim. Yaratığın özelliklerini öğrenmek için en büyük ve en küçük yollardan geçtim.

Ağzını kapattığında yüz kat aynayla karşılaştım gözlerini ve o bakış benimle konuştu.

Ama nerede yaşam bulduysam, itaati de buldum. Her yaşayan, bir emirle uyanan.

İkinci nokta şudur: Kendi emirlerine uymayan, onun hakimiyeti altına girer, bu bir yaşam sebebidir.

Duyduğum üçüncü şey ise şuydu: Emir vermek, emirlere uymaktan daha zordur, bunun sebebi sadece emri verenin, emre itaat edenlerin yükünü taşıması değil, bu yükün kolayca ezilmesidir. o.

Bana göre her emri vermek bir tecrübe ve cesaret işidir, emir verirken her zaman kendini zorlar.

EVET! Kendine buyurduğu zaman, emrin cezasını çekmekle, kendi kanunlarının yargıcı, öcünü alan, kurbanı olmaya mecburdur.

“Bu neden oldu?” Kendime soruyorum.

Beni dinleyin gurmeler, merak ediyorum hayatın sırlarını çözüp köklerine inebilir miyiz?

Nerede yaşarsam yaşayayım, güç istencini buldum Ve hizmetkarın iradesinde egemen olma istencini buldum.

Zayıfın güçlüye hizmet etmesine izin vererek, zayıfın iradesi zayıfı yönetmeye ikna eder.

Küçük, büyüğün emirlerine uyarken küçüğüne hükmetmeyi tercih eder.

En büyük vazgeçiş, cüret, ölümle ve ölümün tehlikeleriyle oynamaktır.

Fedakarlık, hizmet ve sevginin olduğu yerde, yönetme iradesi vardır. Zayıflar, yoldan saparak güçlülerin kalplerine ve kalelerine nüfuz eder ve gücü çalar.

Hayat bana şu sırrı verdi: “Bak, her zaman kendimi hırpalaması gereken benim!”

Buna üreme iradesi, amaçlı bir içgüdü, daha yüksek, daha ileri ve daha yüksek bir içgüdü diyorsunuz. Ama hepsi sadece bir ve bir gizem.

Şu bakış açısını çürütmektense ölmek daha iyidir: Aşağılanmanın olduğu yerde yapraklar düşer, güç uğruna canlar feda edilir.

Ben savaş, oluş, çelişkilerin hedefi ve hedefi olmalıyım.

Ne yaratırsam yaratayım ve ne kadar sevsem de sonunda ondan ve benim isteğim olan aşkımdan nefret etmek zorundayım.

Ve ey anlayanlar! Sen benim irademin yolu ve ayak izisin.

Var olma iradesini veren kişi, bu irade olmadan doğruyu söyleyemez.

Çünkü var olmayan bir şey var olamaz. Ve var olan daha fazla var olmak isteyebilir mi?

Yaşamın olduğu yerde irade vardır. Ama yaşama arzusu değil, yaşama arzusu. Ben bunu öğretiyorum.

Yaşam için yaşamdan daha değerli şeyler vardır ve yargılayan güç istencidir.

Hayatın bana öğrettiği bu. Ben senin kalbindeki sorunu böyle çözüyorum.

Pekala, size söylüyorum: sonsuz iyilik ve kötülük yoktur, her zaman kendini aşmak zorundadır.

Size değer verenler, iyi ve kötü hakkındaki söz ve değerlerinizle hata yapar.

Ama senin değerinden, daha güçlü bir güç ve daha büyük bir zafer. Yumurta ve kabuğu, çarpılarak kırıldı.

İyinin ve kötünün yaratıcısı olmak isteyen, önce değerleri yok eden ve yok eden olmalıdır.

En büyük kötülük, en büyük iyilik için gereklidir. Bu hayırlı şey yaratıcılıktır.

Merak ediyorum bu kötü bir şey mi? Bunun hakkında konuşun, güçlü insanlar, sessizlik daha kötü. Her gizli gerçek bir zehir olur.

Daha inşa edilecek çok bina var!

Böyle dedi Zerdüşt…

Dağdaki ağaçta

Zerdüşt bir çocuğun ondan kaçtığını gördü. Bir akşam, ‘Sıcak İnek’ olarak adlandırılan şehrin çevresindeki tepelerde tek başına dolaşırken, genç adamın sırtını bir ağaca dayamış oturduğunu ve yorgun gözlerle vadiye baktığını gördü.

Zerdüşt, delikanlının oturduğu ağaca tutunarak, “Bu ağacı elimle sallamak istesem sallayamam. Ancak göremediğimiz rüzgar onu yarı yolda bırakır. Görünmez birleşen eller en çok canımızı yaktı’

Sonra genç adam şaşkınlıkla doğruldu ve şöyle dedi: ‘Zerdüşt’ü duydum ve tam da bunu düşünüyordum!

Zerdüşt yanıtladı: “Öyleyse neden korkuyorsun? – İnsanlar ağaç gibidir, yukarı çıkmak için köklerini toprağa, derinlere, karanlığa, uçuruma – kötülüğe – sokmak zorundadırlar. ‘

“Vay, bu çok kötü!” diye bağırdı çocuk. ‘Kalbimi nasıl ortaya çıkardın?’

Zerdüşt güldü ve dedi ki: “Birçok kalp, onları önce biz bulmadıkça asla açığa çıkmaz.”

“Vay, bu çok kötü!” Oğlan yine ağladı.

“Haklısın Zerdüşt. Artık kendime güvenim kalmadı çünkü daha fazla çalışmak istiyorum, bu nasıl oldu? ”Çok çabuk değişirim: şimdiki zaman, dünümü olumsuzlar.

Yukarı çıktığımda genellikle basamakları atlarım. Sık sık ve hiçbir merdiven onu asla affetmez. Yukarı çıktığımda kendimi hep yalnız buluyorum. Kimse benimle konuşmadı, yalnızlığın soğuğu içimi titretti. Zirvelerde ne arıyorum? Küçümseme ve özlemim birlikte büyür; Ne kadar yükseğe çıkarsam, yükselenlerden o kadar nefret ederim. Yükseklerde bir şey arıyor! Kalkıp düştüğümde ne kadar utanıyorum! Düzensiz nefesimle nasıl eğlenirim! Uçmaktan nasıl nefret ederim! Tırmanmaktan nasıl bıktım? ‘

Çocuk burada sessizdi. Zerdüşt üzerinde durdukları ağaca baktı ve dedi ki: ‘Bu ağaç bu dağın tepesinde tek başına duruyor; İnsanların ve hayvanların üzerine çıktı ve konuşmak isterse kimse onu anlayamazdı: çok yükseğe yükseltildi. İşte bekliyor ve bekliyor, – neyi bekliyor? Barınağı bulut çadırına çok yakın: yoksa ilk şimşek çakmasını mı bekliyor? ‘

Zerdüşt bunu söylediğinde, çocuk elini çabucak salladı ve bağırdı: “Evet, Zerdüşt, haklısın. Yıkımı istediğimde, yüksekleri istediğimde, beklediğim şimşek sensin! Bak, aramıza çıktığından beri ben neyim? Beni kıskanmadığın için mi beni mahvediyorsun! ‘- Genç adam böyle dedi, gözyaşlarına boğuldu. Ama Zerdüşt kolunu onun beline doladı ve onu sürükledi.

Bir süre sonra Zerdüşt demeye başladı: Kalbim kırılıyor, gözlerin bana içinde bulunduğun tehlikeleri sözlerinden daha iyi anlatıyor.
Artık özgür değilsin; Daha fazla özgürlük arıyorsunuz. Çağrından dolayı çok uykusuzsun, çok uyanıksın. Açık yükseklikleri özlüyorsun, kalbin yıldızları özlüyor. Ama şeytani dürtülerin de özgürlük için can atıyor. Boynuzlu köpekler özgürlük ister; Ruhunuz tüm zindan kapılarını açmaya çalışırken kasanızda mutlu bir şekilde havlarlar. Benim gözümde hala özgürlüğü düşünen bir mahkumsun: Ah, kalp kurnazdır, ama bu tür mahkumlarda hile ve zulüm vardır. Ve nefslerinden kurtulanlar bile kendilerini daha fazla büyütmek zorundadırlar. Orada bir sürü zindan ve desen var: gözlerinin hala arınmaya ihtiyacı var. Evet, tehlikede olduğunu biliyorum. Ama sevgim ve umudumla sana yalvarıyorum: Aşka ve umuda arkanı dönme!

Sen kendini asil görüyorsun, başkaları bile seni asil görüyor, sana kin besliyorlar, sana tepeden baksalar bile. Bilin ki herkesin yolu asil bir insan tarafından kapatılmıştır.

İyi şeyler bile bir asilzade tarafından engellenir: Ona iyi deseler bile onu yok etmek için söylerler. Eski güzel şeyleri istiyorlar ve eski şeyleri gizli istiyorlar.

Ama asil adam için tehlike, onun iyi bir adam olması değil, küstah, alaycı, yıkıcı olmasıdır. En büyük umutlarından vazgeçen soylular tanıdım. Boş zevkler içinde utanmadan yaşadıklarını söylediklerinde, amaçları günün sınırlarını zor aşmaktadır.

“Ruhun arzu olduğunu söyle” – öyle dediler. Sonra ruh kanatları kırıldı; ve ruhları şimdi yeryüzüne yayılıyor ve kemirdiği her şeyi kirletiyor. Bir zamanlar kahraman olarak ayarlanmışlardı; şimdi zina ettiler. Kahraman üzgün ve onlarca kişi tarafından tehdit ediliyor.

Ama aşkım ve umudum adına yalvarırım: İçinizdeki kahramana arkanızı dönmeyin! En yüksek umudunu kutsal tut! –

Böyle dedi Zerdüşt.

Çocuklar ve evlilik hakkında

Hey dostum, sana bir sorum var. Bir sonda gibi ruhunun dibine atıyorum. Derinliğini anlamak için.

Gençsin, evlilik ve çocuk özlemi çekiyorsun ama ben sana soruyorum; Çocuk sahibi olma olasılığı yüksek bir adam mısınız?

Soruyorum; Zafere ulaştın mı? kendini mi zorluyorsun Duygularınızın kontrolü sizde mi? Erdemlerinizin efendisi misiniz?

Yoksa arzularınız fetişizmin ve zina ihtiyacının ötesinde mi? Kendinle anlaşamamaktan mı kaynaklanıyor?

Zaferin ve özgürlüğün çocuğunun kaçırılmasını istiyorum. Zaferine ve mutluluğuna canlı anıtlar dikmek.

Kendinizin ötesinde şeyler inşa etmelisiniz. Ama önce, fiziksel ve zihinsel olarak tamamen inşa edilmiş olmalısınız.

İşiniz sadece üretmek olmamalı, aşkın bir varlık yaratmalısınız. Bu görev için evlilik bahçesinden yardım almalısın.

Daha yüksek bir benlik, bir ilk adım, bir çıkrık, bir yaratıcı yaratmalısınız.

evlen ; … Ben onların tüm yarattıklarından daha üstün bir varlık ortaya çıkarma iradelerine sesleniyorum.

Evliliğinizin tek gerçeği ve anlamı bu olsa gerek Ama bu boş insanlar evlilik diyorlar… Ne diyeyim?

Ah, birbirimizin ruhlarından mahrumiyet! Ah, bu ikisinin karşılıklı kirliliği! Ah, bu ikisinin acınası narsisizmi!

Her evliliğe böyle derler ve evliliklerinin cennette kesildiğini söylerler.

İşe yaramaz şeylerin gökyüzünü istemiyorum, bu kutsal mekanda hayvanların kucaklanmasını istemiyorum.

Benden uzakta, Tanrı’nın birbirleri için yaratmadığı iki kişinin evliliğini kabul etmekte aksayan tanrı var.

Böyle evliliklere gülmeyin! Hangi çocuğun anne babasının durumuna ağlamak için bir nedeni yoktur?

O adam bana olgun ve dünyayı anlamlandırma yeteneğine sahip görünüyordu. Ama karısını gördüğümde, dünyanın bir tımarhane olduğunu düşünüyorum.

EVET! Keşke dünya bir aziz ve bir kaz arkadaşıyla sallansa.

O adam bir kahraman gibi gerçeği aradı ve sonunda güzel bir küçük alana kavuştu. Benim evliliğim diyor.

Bu adam ilişkilerinde çok utangaç ve çok güçlü, ama aniden loncasından temelli olarak ayrıldı ve buna benim evliliğim dedi.

Bu adam meleksi niteliklere sahip bir kul arıyordu ama birden bir kadının kulu oldu, şimdi sadece bir melek olması kaldı.

Alışveriş yapanların hepsine yakından bakıyorum, hepsinin gözleri aldatıyor Ama en düzenbaz adam bile bir cep hanımıyla evleniyor.

Delilik çok kısadır; “aşk” diyorsunuz. Ve evliliğiniz, uzun süredir aptallık içinde olan deliliğinize bir son veriyor.

Bir kadına olan sevgin ve bir kadının bir erkeğe olan sevgisi… Acı çekenlere ve gizli tanrılara acırsan Ama çoğu zaman iki hayvan birbirini bulur.

En güzel aşkınız bile kafa karışıklığının ve acınası bir alevin simgesidir. Daha yüksek yolları aydınlatmak için bir işarettir.

Kendini biraz daha sev Böyle sevmeyi öğren. Bunun için aşkınızın acı bardağını içmelisiniz.

Aşkın en iyi fincanı bile acıdır, Süpermen’e sıcaklık verir, Doğa da susuzluk verir.

Yaradan’a hasret, Süpermen’e ve oklara hasret. Kardeşime söyle, niyetin bu mu evlenmek? Bu iradeyi ve bu evliliği kutsuyorum.

Böyle dedi Zerdüşt.

Ölüm Danışmanı Hakkında

Ölüm hakkında vaaz verenler var. Dünya öyle insanlarla dolu ki, hayattan çekilmenizi tavsiye ediyoruz. Onları “ebedi hayat” sözüyle aldatmak ve bu dünyadan ayırmak gerekir.

Ölüm vaizlerine sarı ya da siyah derler ama ben size başka renklerde göstermek istiyorum.
Ne yapacaklarını bilemeyen, zevk alıp kendi etlerini yiyen vahşi hayvanlar taşıyan korkunç hayvanlardır, sevinçleri de kendi etlerini yemektir, bu korkunç yaratıklar henüz insan bile değil, ölmeye söz versinler de göç etsinler. onların kendi.

Bunlar tüberkülozlu insanlar: Daha doğmadan ölmeye başlıyorlar, bitkin ve kendilerine susamış durumdalar. Ölmek istiyorlar. Onların isteklerini de onaylamamız gerekiyor. Ölüleri diriltmekten ve tabutlarda yaşayanlara zarar vermekten kaçının.

Karşılarına bir hasta, yaşlı bir kimse veya bir cenaze çıksa hemen “hayat boş” derler ama kendilerinin ve varlığın sadece bir tarafını gören gözleri boştur.

Dayanılmaz bir acı içinde ve küçük tesadüflerin ölüm getireceğine inanarak beklediler ve dişlerini gıcırdattılar. samana asılmakla dalga geç.

Onların bilgeliği şudur: “Yaşamak isteyen delidir. Biz de bu kadar çılgınız ve bu hayattaki en büyük çılgınlık.”

“Hayat sadece acı verici”; Bazı insanlar böyle söylüyor ve bu yalan değil.

Öyleyse bu hayatı bitirmeye çalış. Öyleyse bu acı dolu hayata son vermeye çalışın.

Erdemleri onlara şunu öğütlemelidir: “Kendinizi öldürmelisiniz. Kendinizi bu hayattan geri çekmelisiniz.”

Bazı ölüm vaizleri, “Seks günahtır” der. “Bir kenara çekilelim ve çocuksuz kalalım.”

Bazıları ise “Doğum yapmak çok zor” dedi. Ve neden doğursun? “Bütün insanlar mutsuz doğar.” Bunlar aynı zamanda ölüm danışmanlarıdır.

Bunların bir başka parçası: “Acıma gerekli. Sahip olduğum şeyi al. Sahip olduklarımı al ki hayata daha az bağlı olayım.” konuşmak.

Ama tamamen merhametli olurlarsa, hayatta kendilerine en yakın olan insanları yorarlar. Kötüleri gerçek iyilikleri olacak.

Ama hayattan geri çekilmek istiyorlar. Zincirleri ve hediyeleriyle başkalarını hayata daha sıkı bağlamaktan ne bekliyorlar?

Hayatı vahşi ve amansız bir iş olan hayattan bıkmadınız mı? Ölüm danışmanı için yeterince olgun değil misin?

Vahşiyi, aceleciyi, yeniyi, egzotiki seven insanlar kendileriyle yetinmezler. Senin işin arzulamak ve kendini unutmak için bir çıkış.

Hayata daha fazla inancınız varsa, “Anı” şımartmayacaksınız. Ama bekleyecek, hatta tembel olacak kadar iraden yok.

Her yerde ölüm vaazı yankılanıyor ve dünya ölüm hakkında vaaz edilmesi gereken böyle insanlarla dolu. Peki ya sonsuz yaşam? Hızlı göç ettikleri sürece onlara uygun olduğunu düşünüyorum.

Böyle dedi Zerdüşt.

Zerdüştlük
(Zerdüştlük)
İran’daki dinler arasında tek tanrılı inançları içermesi bakımından en dikkat çekeni Zerdüştlüktür. Bu din adını kurucusundan alır. Bu dine kıyasla, güvendiği tek tanrı Ahura Mazdah? Mazdeizm? Olarak da adlandırılır.

1. Zerdüşt’ün Hayatı
Zerdüşt (Zerdüşt) kelimesi, Zerdüşt’ün Yunanca karşılığıdır (Zarath: güzel, gerçek; Ustra: deve anlamına gelir. Güzel develeri olan demektir. Halk dilinde, Zerdüşt). yaşayan bir yıldız olarak tanımlanır). Zoroaster’ın doğumu, M.Ö. 570 olduğu tahmin edilmektedir. Zerdüşt’ün İran dini üzerinde önemli bir etkisi olmuştur. Tevhid inancını telkin ettiği için onu peygamber kabul edenler olduğu gibi, onu kadı veya şaman olarak görenler de vardır. Gathalar denilen kutsal metinler buna dayanmaktadır.

Zerdüşt, Yüce Tanrı olarak ilan ettiği Ahura Mazdah ile yakından ilişkili olduğunu iddia etti. Ona göre, İyi ve Kötü denen alemlerde mücadele eden iki ana ruh vardır (birincisine Spenta Mainyu?, ikincisine? Angra Mainyu? denir). Ahura Mazdah’ın bugün bu iki ruhla ilişkisi hakkında pek bir şey bilmesek de, O her zaman onun yanındaydı. İnsan bu iki ruh arasında seçim yapmalıdır ve seçimi kaderini etkileyecektir.

Zerdüşt’ün ölümünden sonra insanlar, onun karşı çıktığı Mitra ve Anahita gibi tanrılara tapmaya başladılar.

2. Kutsal Kitaplar; Gathas – Avesta
Zerdüşt’ten sonra şirk yayılmasına rağmen, ona atfedilen kutsal Gathalar İran’da etkisini sürdürmeye devam etti. Avesta, eski İran’da ve günümüz Hindistan’ında yaşayan Parsi Farsça ve diğer Zerdüşt inananların kutsal kitabıdır. Dilleri Pehlevi (Eski Farsça) ve Kürtçedir. Avesta (bilgelik, bilgi anlamında) şu kısımlardan oluşur:

2.1. Yasna: Dini törenlerde söylenen ilahiler. Zoroaster’ın Gathaları bu bölümde yer almaktadır. Gathalar, eski metinler ve Avesta’nın parçalarıdır. Gathas, Zerdüşt’ün sözü olarak kabul edilir ve özellikle saygı görür. Gatha’nın Pehlevi dilindeki şiirlerinin her biri nedir? Gaz? isminde. Bütün gatahların 17 sure, 338 kıta, 896 ayet ve 5560 kelimeden oluştuğu söylenmektedir. Avesta’da Gatah; Beş tane var: Eşnut Gat, Eştut Gat, Spentmend Gat, Vonu Hister Gat ve Vehiştvet Gat.

2.2. Yas: Farklı tanrılara adanan ilahiler. Güneş tanrısı Mitra’ya, Ahura Mazda’ya ve onun ölümsüz azizlerine ve diğer ilahi fenomenlere yapılan kurbanlık şarkılardır ve 21 konuşmayı içerirler.

2.3. Videoda:? Şeytana karşı kanun mu? aynı zamanda denir; Tılsımlar ve şeytana karşı temizlik kuralları bu bölümde yer almaktadır. Toplam yirmi iki konuşma içerir.

2.4. Vispered: Kutsanmış olan herkes anlamına gelir ve ibadetlerinde, tapınmalarında ve edebiyatın belirli bölümlerinde anılması gereken azizleri içerir.

2.5.Horda (Xorda) Avesta: Bu bölümde genç avesta anlamına gelir, günlük hayatta ve hayatta yapılması gereken ibadet vakitlerini gösteren kronolojik takvimdir. Bunlar dört kısımdır.

2.5.1.Nijis: Tanrı Mitra, umut, ışık, su ve ateş hakkında
2.5.2.Kataha: Beş umuttan oluşur.
2.5.3.Sihroje: Günlük hayatta iyi ve kötü anların varlığı hakkında bilgiler içerir.
2.5.4.Aferinkan: İnsanların güzel ve mutlu anları, eğlenceleri ve nimetleri ile ilgilidir.

2.6.Nirangastan: Bu bölümde ölünün ruhu gökyüzünde anlatılmaktadır.

Bu Avesta bölümlerinde eksik olan boşlukları – ihmalleri – doldurmak için Üye Ülke, vatandaş ve büro hesaplarına ve diğer kaynaklara dayalı olarak derlenmiş (zaman içinde değişen) bölümlerde aşağıdaki alt bölümleri içerir. araştırma sürecinde eski malzeme. .

a.Bundahişn: Kuruluş veya yaratılış anlamında, eski kaynaklara bağlı olarak uzayın ve dünyanın yaratılış sürecini ve sonuçlarını anlatır.

b. Denkart: Bu, Avesta’nın 21 kayıp bölümü, yani dini eserler ve içerikleri hakkında bilgi veren ayrıntılı bir ansiklopedidir.

c. Brahman Yat: Görünüşe göre Sasani döneminde yazılmış olan bölüm, Avesta’nın eksik son parçaları hakkında bilgi veriyor.

D. Ayatkar-i Zamaspik: Zerdüştlüğün ortaya çıktığı bölgenin ilginç mitolojik ve kahramanlık hikayelerini anlatıyor.

varmak. Menok-i Xrat: İyi ruh ve bilgelik anlamına gelir ve burada, Menok-i Xrat ile bir bilgin Zerdüşt dini arasında geçen Zerdüşt dini inançları hakkında 62 soru ve cevap bölümü bulunmaktadır.

f. Pank Namak-i Zerdüşt: Zerdüşt fikir kitabı anlamına gelen bu kitap, Sasaniler döneminde de Zerdüşt’ün fikirleri üzerine yazılmıştır.

g. Ardai Viraz Namak: Bu kitap Arda i Viraz’ın cennet ve cehenneme yolculuğunu anlatıyor.

H. Vichitakihai Zatspram: Zatspram’ın seçilmiş eserleri anlamına gelir ve bu, Zerdüşt’ün dünyanın varlığına veya yaratılışına ilişkin görüşü üzerine Zervanist düşüncedir.

I. Şayast na Şayast: İzin verilen ve izin verilmeyen anlamına gelen bu bölüm, dini inançlar nedeniyle soru cevaplı kuralların yer aldığı bölümdür.

I. Pehlevi Rivayat Zu Datesstan-i Denik: Pehlevi anlatıları dini normlar içerir. Bu bölümde dini, mitolojik ve kahramanlık konuları hakkında bilgi verilmektedir.

Çoğu Avesta’nın dilini anlamak zordur. Avesta, II. Şapur (309-380) döneminde toplandı.

3. Zerdüşt tarafından verilen dini ilkeler
Zerdüşt, eşsizlik inancını eski İran’a getirdi. Ona getirdiği din, bir tanrıya inanmaktı. Bundan önce, İranlılar bir dizi tanrıya taparlardı ve rahipler tarafından hazırlanan anestezik bir ilahi içeceğin içilmesiyle uygulanan Haoma kültürünü sürdürdüler (Haoma, tüm bir krallığı sıvıyla doldurabildiğine inanılan yaşam tanrısıdır).

Zerdüşt daha sonra Ormazd’a dönüştü ve İslami kaynaklarda, ? Hürmüz? Ahura Mazdah (yargı tanrısı anlamına gelir), Daryus (MÖ 500 civarında) ve takipçileri tarafından Batı Asya’ya getirilen ve birkaç yüzyıl önce Turfan’dan Habeşistan’a, İndus Nehri’nden Ege Denizi’ne yayılan yüce bir tanrı. O krallığın tanrısıdır. Alanın amacı; yalan, gerçeğin kötülüğü gerçekle yenmesidir. Ahura Mazdah, dünyadaki maddi ve manevi düzenin yaratıcısıdır ve doğa yasalarını belirler. Kötülüğün kaynağı Ehrimen’dir.

Ahura Mazdah önce bir ruh olarak kabul edilirken, daha sonra Zerdüşt’ten önce olduğu gibi, ışığı ateşin ve dolayısıyla ateş kültürünün içerdiği işlenmemiş bir ışık olarak görülür. (Macusizm) gelişmiştir. Ahura Mazdah’ın yanında altı baş melek vardır. Onlara Amesha Spentas (Ölümsüz Azizler) denir. Bu; İyi Akıl, Adalet (veya Hakikat), İlahi İrade, Alçakgönüllülük (veya Dindarlık), Mükemmellik ve Ölümsüzlük, Ahura Mazdah’ın farklı nitelikleri, yönleri ve işlevleri olarak kabul edilir.

Zerdüşt’e göre,? Asha?, bir yandan sağduyu, nezaket ve ışık içerir. (dünya düzeni) ve diğer tarafta, ? Uyuşturucu?, suç, kötülük ve karanlık içerir. (yalan, anarşi, kurnaz). Kişi iyi tarafı seçmeli. Bu insan seçimi öbür dünyada meyvesini verecek.

Zerdüşt’ün ölümden sonra yargıya dair ipuçları vardır. Ahura Mazda’ya inananların ruhları, ölümden sonraki dördüncü günde yargılanır. Önce Cinvat Köprüsü’nü geçecek. Bu köprü bir alemden diğerine götürür. Dindar olmayanlar bu köprüyü geçip cehenneme düşemezler. Öte yandan dindar adam bu köprüyü geçer ve cennete ulaşır (daha sonra altı Amesha Spenta’ya katılan itaatkar? tarafından yönlendirilir). Cinvat köprüsünün ortası kılıç yüzü gibi oldu ve kafirler cehenneme düştü; ama iyi adamın ruhu geçince geniş taraf döner ve odanın geçme şansı olur.

Zerdüşt ayrıca yaklaşmakta olan bir evrensel argümandan da bahsediyor. 3.000 yıl sonra Ahriman’ın gücü azalacak ve hakikat-adalet evi kurulacaktır. Böylece itaat ruhu galip gelecektir. Akıl yürütme, ateş ve erimiş metal olacaktır. Tüm bu çalışmalar; ? Saosyant mı? Sözde kurtarıcının doğumuyla gerçekleşecek. O gölde Zerdüşt tohumu ile Kansawa Gölü’nde yıkanan bir bakire anlayışından doğacak. Böylece ölülerin doğumu (diriliş) başlayacak. İlk insanın, ‘Gayomart’ın kemikleri canlanacak, tüm ölüler bedenlerine kavuşacak ve tek bir yerde toplanacak. İyi ve kötü ayrılacak; İyi insanlar cennete, kötü insanlar cehenneme gider. Üç gün kalır, sonra tüm yaratıklar ateş nehrini geçerler, ateş kötüleri yok eder ve şeytanla bir olanlar dışında herkes AHURA MAZDAH diyarına girer.

Zerdüşt’ten önce mi? Deva mı? Onları yatıştırmak için, Ahriman adı verilen ve Ahriman’ın avenesi olan iblislere bir fedakarlık yapıldı. Kurbanların sisi sayesinde yediklerine inanılıyor. Böylece onlara ibadet edildi. Zerdüşt’ün fedakarlıkla mücadelesi bu mantık üzerine kuruludur. Zerdüşt sığır eti yemeyi de yasaklar (Hindistan’da da yasak vardır. İslam ve Yahudiliğe göre domuz eti haramdır)

Günah, insanları kötü güçlerin tutsağı yapar; Erdem, iyinin nihai zaferini destekler. Zerdüştlükte doğru yaşamak ve ahlaki zorunluluklara uymak çok önemlidir. ahlaki zorunluluk; İyi düşünceler, iyi sözler ve iyi işler olarak özetlenir. Fakirlere hoşgörü, yabancılara misafirperverlik, her türlü lekeden sakınmak, tarlayı sürmek, hayvan gütmek, sıkıcı işleri bozmak da faziletlerden sayılır. Temiz hayvanları, özellikle köpekleri öldürmek büyük günahtır. Zina yasaktır. Bazı cinsel problemler ve cesetlere maruz kalmak bulaşmaya neden olur; özel ritüeller gerektirir.

Zerdüşt’ün iyi hayvanlarla dolu bir evi ve bir ovaya sahip olduğu, bir sürü yavruyla yaşayacağı bir ovaya sahip olduğunda, orada mutluluk ve şans doğar. Orada güzel bir hayatın doğduğunu söyledi. Zerdüşt, her alanda tarım ve hayvancılık sorununun çözülmesini, bol üretimin sağlanmasını, zararlı bitki ve hayvanların kökünden yok edilmesini tavsiye ediyor. Temiz hayvan sayılan kedi ve köpekleri öldürmeyi büyük günah sayar. Tohumlama ve çiftleşmenin önlenmesi kesinlikle yasaktır.

Bu dini inançta adı geçen içki, dini inançla ilgili olup, dini düşünceleri geliştirmek, derinleştirmek ve ruhun gözünü açmak için içildiği vurgulanmaktadır. Avesta’nın Gatha bölümüne göre dini inançlar alanında şarkı ve şiirlerin önemli bir yere sahip olduğu tespit edilmiştir. Şarkının olduğu yerin cennet olduğunu düşündüğü için bunun önemini daha da iyi anlıyor.

Zerdüşt intiharı tanrı Ahura Mazda’ya karşı bir düşmanlık eylemi olarak görür ve bunu çok günahkar bulur. Allah, kendisini ve eşini her yönden korumakla yükümlü olan bir erkeğin intihar etmesini veya onları koruyan askerlerine zarar vermesini büyük bir günah olarak görmekle birlikte, bunu günah olarak belirlemiştir. Ahura Mazda’ya düşman.

Zerdüşt dini inançlarına göre, Tanrı erkeği ve kadını birlikte yarattı ve arkadaştı. Bu inançta, arkadaşlar arası eşitlik esas alınarak kadın ve erkek eşit kabul edilir. Zerdüşt inancının gelişip yayıldığı bölgelerde çokeşliliğin azaldığı, tekeşliliğin arttığı gözlemlenmiştir. Zoroaster, kadınların evlerindeki çocukların anneleri olduğunu, çocuklarını büyütmede, onlara nezaket ve vatanseverlik aşılamada en aktif olanın kendilerinin olduğunu söylüyor.

Kardeşlerine karşı dürüst ve dürüst olan ve fakirlere yardım eden Zerdüşt, tanrı Ahura Mazda’nın yolunda çalıştığı için, tanrı da onu destekler ve korur, ardından takipçilerine doğru olanı yapmalarını, iman etmelerini ve yaymaya çalışmalarını tavsiye eder. o, zayıf ve muhtaç insanlara koruma göstermelerine yardım eder.

4. Zerdüşt Dininde Kutsal Ateş
Zerdüşt dini inançları tarafından kutsal kabul edilen ateş, Zerdüştlükte çok önemli bir yere sahiptir. Avesta’ya göre ateş, tanrı Ahura Mazda’nın ruhu ve oğludur.

Temel olarak ateşe üç anlam verilir veya bu anlamlara göre ateş kutsanır. Ev yangını yani fırın yangını, yangının başlangıcı olarak kabul edilir. İkincisi, hiç durmadan yanan ve kötülüğü uzaklaştıran kurt ateşidir. Üçüncüsü, bu ateşle temas etmesi veya içinden geçmesi sonucu suç ve günah işleyenler, meydanda halk grupları tarafından yakılanlar ve etrafında dolaşanlar ve suç işleyenler. ya da günahı işleyen kişinin yakacağı ateşten adım atarak kendini haklı çıkarmak için ya da günahı, suçu ya da suçu affedilir. sahip olduğunu göstermek geleneği için önemlidir.

Bir Part destanında, Kral Muhabad’ın oğlu Prens Wise, masumiyetini kanıtlamak için büyük bir ateş yaktığını ilgili şiirinde şöyle anlatır:

? ……………………..
Şimdi ve askerler
Masumiyetimi kanıtlamamı istiyorlar
Bana ‘ateşin içinden geç’ dedi
Halk ve dünya için temizlik
Masumiyetini kanıtla? Bu ateşin gücüne inandığını açıkça belirtti.

Bu inanışa göre ateş, günahları ve suçları arındırma ve temizleme yeteneğinin yanı sıra, yalnızca ilahi bir güç, kuvvet ve güç kaynağı olarak görülmez. Çünkü ateşin tanrı Ahura Mazda’nın çocuğu olduğuna inanmakla birlikte, insan ruhlarının da ateşten geldiğine ve öldükten sonra ruhların yaratıldığı ve birleştiği gökteki ateşe çekileceğine inanılır. onunla en iyisi.

Geçmişte ateşin bereketi ile ilgili söylenenler dışında tapınaklarda alevler sürekli yanmaktadır: Bölgede insanların inançlarına hizmet etmek için inşa ettikleri tapınakların yapısı oldukça basittir. ama bütün tapınaklarında alevler vardı. ateşlerin sürekli yanması için. Bu ateşleri sürekli yakmak ve kutsallaştırmak için ve ayrıca dini ibadet için tapınaklarda rahipler düzenli olarak bulunur.

Zerdüştlüğün erken döneminde, tapınaklardaki kutsal ateşin kutsal ateşe müdahale etmemesi için yaklaşan herkesin yüzlerini örtmesi gerekiyordu. Dini törenler açık alanlarda ve büyük yangınların ortasında yapılırdı. Zerdüşt kan kurbanlarını yasakladıktan sonra, kutsal ateşe kurban olarak ekmek ve süt sunuldu.

Bazı kaynaklara göre kutsal ateş üçe ayrılır.

– Farhang Alevi; din adamı ateşi
– Ateş Guşnası; Savaşçıların Alevi
– Burzin Mihr’i Ateşle; Köylüler, halkın ateşi gibi ayrımcılığa maruz kalmaktadır. Bu alevin konumu, toplumun sosyal hayatını açıkça yansıtmaktadır.

Zerdüşt inancına göre yeryüzündeki tüm canlı ve cansız varlıklarda ateş vardır. Bu ateşin farklı zaman ve durumlarda, insanlarda, hayvanlarda, bitkilerde, gökyüzünde ve yerde patlak vermesi görülebilir. Bunlardan, insan ilişkilerini sağlayan ve aynı zamanda Tanrı ile ilgili olan insandaki ateşin en kutsal ateş olduğu tespit edilmiştir. Belirtildiği gibi, bu yangın 215-216 farklı yangını içerir ve her yangın bir çalışma grubuna aittir. Aynı zamanda insanların farklı şeylerden yaktıkları ateşin insanları kötülüklerden ve günahlardan arındıracağına inanılır. Ateşin, dünyanın yaratılışında altı elementte karışık mevcudiyeti ile ateşten yaratıldığı söylenir. Bu unsurlar gök, toprak, toprak, su, bitkiler, hayvanlar ve insanlardır. Zerdüştlükte sabah güneşinin öğlene kadar bereket getirdiğine inanılır.

5. Avesta’dan çeşitli konularda kısa alıntılar içeren Zerdüşt inançları
5.1 Oluşturma
Avesta’da, üçüncü Gatha’nın üçüncü Yasna bölümü, uzayın yaratılışını anlatır. Burada uzayın ve dünyanın yaratılışı anlatılırken, iki zıt ruhun ilişkisiyle yaratıldığı söylenir. Bu ruhların eşyayı yaratması şöyle anlatılır;

? Ve ondan bütün varlıkları yarattı. Duyarlı varlıkları yarattığında, onları vücudunda taşıdı. Böylece çoğalmaya ve büyümeye devam ediyor ve her şey daha da güzelleşiyor. Ve sonra vücudundan birbiri ardına başkalarını yaratmaya başladı.
Ve sonra gökyüzü kafasından
Ve yeri ayaklarından yarattı.
ve gözyaşları
Ve tüylerinden bitkiler,
Ve ateşi kendi anlamından yarattı. Dolayısıyla uzayda görülemeyen her şey, Tanrı’nın ya görünen bir organıdır ya da görünmez bir parçasıdır.

5.2. Ölüm ve ahiret hakkındaki öğretileri
Zerdüşt dininde ölülerin ruhları Cinvat köprüsünden geçmeye çalışır, iyiler geçer ama kötüler için köprü incelir ve keskinleşir ve kötüler karanlığa düşer. köprüden. Kötüler düşer Tamamen kötü insanlar (sonsuza kadar cehennemde kalırlar), Günahları çok olan ama iyilikleri de olanlar (On iki bin yıl cehennemde kaldıktan sonra cennet cennete girerler), günahkarlar ve iyilikler eşittir (onlar) günahlarından arınıp cennete gidene kadar cehennemde kalacaklar) Yine ruhların yolculuğu Cennete gitmek için Cinvat Köprüsü’nden geçen iyi insanlar, iyi düşüncelerinden dolayı 3’e ayrılır. (Hamut) ilk. Yıldızlara, önce onların güzel sözüyle (Huxt) aya, iyiliğiyle (Huvarşt) güneşe uçmaya karar verdi ve gelebilirdi. Cennetin kapıları daha sonra bu aşamalardan geçer. Onlar da burada sorgulanıyor. Bu, Avesta’nın Gatha bölümünde açıklanmıştır;

? ona sorma,
Çünkü ona başına kötü şeyler geldiğini söyledin.
Gözyaşlarıyla bozulan yollar,
onlar için geldi,
Hüzün gözyaşlarından bilgelik vardır.

Buraya nasıl geldin?
Yaratıcı geçmişinizden, şifanızdan,
Uzun bir yaşam için günahsız geldin,
Ölümsüzlüğün tadına varırsın, uzun kal.
Öte yandan, iyi insanların ruhları, Ahura Mazda tarafından yapılmış çok güzel bir genç kızla (Huri) cennette mutlu bir şekilde yaşayan köprüyü kolayca geçebilir. Bir kadın şöyle anlatılıyor:
? Saf ve çok güzel bir kız,
Beyaz ve güçlü bilekler
Çok iyi görünümlü
yeni eğitilmiş
Hızlı büyüyen, büyük göğüsler,
Asil, asil doğdu,
Zengin bir ailenin oğlu, on beş yaşında,
Görünüş ve şekil olarak çok güzel.
Yaratıkların en iyisini mi tercih ediyorsun? (Yasna 43-46)

5.3. Dünyanın sonunu öğretmek
Zerdüştler, Zerdüşt’ün üçüncü dünya döneminde geldiğine inanırlar. Zerdüşt veya Zerdüşt’ün bin yıllık bir kızla doğrudan birliği. Sonunda gelecek olan Asvart-Arta’nın dünyayı temizleyip tüm kötülüklerden kurtaracağı söyleniyor.
3000 yılının sonuna kadar Zerdüşt
2000 yılı sonuna kadar Uxshiat-Arta
1000’in sonuna kadar Uxshiat-Nemah
Astvart-Arta 0 yılının sonuna kadar
Zerdüşt dini inanışlarına göre, Zerdüşt’ten sonra gelen üç peygamberden sonra nihai mahkeme 3. peygamber zamanında kurulacaktır. Böylece Ahura Mazda çağı gelecek ve bütün iyiliklere sahip olanlar böyle bir dünyada yaşayacaklardır. hiçbir kuralın, adaletsizliğin, karanlığın ve karanlığın olmayacağını. Hüzünsüz bir hayat başlayacak. Tüm kötülüklerin Tanrı tarafından erimiş metalle yok edileceği, ölülerin diriltileceği, yaşamın veya ruhların geri döneceği, dünyada artık yaşlılık ve ölümün olmayacağı vb. sonsuza dek mutlu bir hayat başlayacak. Diriliş teması Avesta’da;
? Ölüler hayata döndüğünde
hayatın yaşı yok
Hayat ihtiyaçlara göre mi organize edilmiş? (Yaş 19: 11.89).

5.4. Avesta Yazımı ve Peygamber Zerdüşt’ün Öğretisi
Avesta’nın Brahman Aget bölümünde, Zerdüşt’ün zaman zaman Ahura Mazda ile görüştüğü ve insanları Ahura Mazda’nın dilekleri hakkında bilgilendirdiği söylenir.

“Zerdüşt ve her şeyi bilen Tanrı Ahura Mazda birleşti ve yedi gün yedi gece birlikte kaldı. Zerdüşt, Avesta’yı yazdı. Bu yüzden Zerdüşt’ün Avesta’sına inanıyoruz ve
Onun çerçevesinde mi hareket ediyoruz? isminde. Bu, Vistaspa ile ilgili aşağıdaki bölümde açıklanmıştır.

Ve ona dedi ki: Şarap ver Hanf kat Vistasp.
Sonra bilerek yaptı, içerken oracıkta,
Bayıldı ve ruhuyla cennete mi gitti?

Zerdüşt, takipçileri ve dini ve sosyal alanlardaki öğretileri üzerinde tek otoritedir ve kendisini Ahura Mazda’nın aracısı olarak sunar.

? Doğumlarına ve büyümelerine
Su ve bitkiler sevinirler.
Doğumları ve büyümeleri sırasında
Suda ve bitkilerde büyürler.
Doğumları ve büyümeleri sırasında
tüm kutsal yaratıklar
Dileklerinin gerçekleştiğini gördüler.
Bizim istediğimiz din adamlarının doğuşu.
Kurban sandığı ile kutsal Zerdüşt
Kurbanlar sunarak bizi onurlandırıyor mu? (Avesta / Yaş: 13.39 94)

Burada Zerdüşt’ün şahsında bir kehanet veya ilahi bir yapı açıkça tasvir edilmiştir.

6. Ayrıştırma
Parsi, İranlı demektir. Kuzey Batı Hindistan’daki Zerdüşt topluluğuna, özellikle Bombay’da yaşayanlara verilen isimdir. Parsiler, Müslümanların 641’de İran’ı fethinden sonra 8. yüzyılda Hindistan’a göç eden İranlılar. İran’da kalıp inançlarını sürdürenler de vardı. Onlara telefon edildi? Ceberler mi? Bunlara (Die’s) denir. Parsiler önce Kathiavar’daki Diu’ya, sonra Gujarat’taki Sencent’e ve daha sonra bulundukları diğer yerlere yerleştiler. Yaşadıkları önemli bir merkez, Surat yakınlarındaki Nausari idi. Surat, Batılı tüccarlar için önemli hale geldikçe, Parsi finansal refah elde etti. Sonra alışveriş merkezi Bombay’a taşındığında, çoğu Bombay’a göç etti. 19. yüzyılın ilk yarısında İngiliz eğitimi Bombay’a sunulduğunda, Parsi kültürü hızla benimsemiş ve böylece ticaret ve imalatta önemli bir konum kazanmıştır.

Hindistan’a yerleşen Parsiler bir Hindu kastı gibi örgütlenmişlerdi. Bugün Parsilerin çoğu ünlü tüccarlar, sanayiciler ve bankacılardır. Böylece Parsi, Hindistan’a geldiklerinden beri bir ticaret topluluğu olarak, büyük bir muhafazakarlıkla kendi inançlarını korudular. 15. yüzyılda Parsiler, İran’da kalan ve Pehlevi edebiyatını yanlarında getirebilen Ceberlerle temas kurdu. Peki, Avesta? eski malzeme ile genişletildi. Ancak, bu ilk olarak 18. yüzyılda takvime dayanan mezhepsel bir bölünmeye yol açtı. Daha sonra 19. yüzyıldaki reform hareketi kendini göstermiştir. Yeni araştırmalar ve araştırmalar sonucunda rahip sınıfının törensel tarzının Avesta’ya uygun olmadığı belirlendi. Bununla birlikte, çeşitli yorumlarla eski geleneğin savunucuları vardır. Reform süreci yavaş yavaş düzene girdi. Cemaatte muhafazakarlığı bir yandan sekülerleşme üzerinden sorgulayan, diğer yandan mecazi anlamda yorumlayan teozofik eğilimler artmıştır.

Mevcut ayrıştırmacılık güçlü bir tek tanrılı karaktere sahiptir. Tanrı’nın sembolü, ateşin merkezi ritüeline dayanmaktadır. Tarikatın bir tapınağı var. Parsi olmayanların bu tapınaklara girmesine izin verilmiyor. Yangının temizliğini korumak için günde beş kez temizlik ritüelleri yapılır. Bu ayinler rahiplerin gözetiminde yapılır. Törenlerde Avesta’dan ilahiler ve parçalar söylenir. Kurbanlar ve teklifler değerlidir. Şehirden uzakta ölü insanlar mı? Dakhma? Ölü kuleleri (sessizlik kuleleri) adı verilen bu kuleler, necis olarak kabul edilen, yüksekliği 4-5 olan silindirik yapıların kulelerine bırakılmıştır. Terasında çıplak ölüler sıra sıra yatıyordu. Bu kemikler, akbabalar yırtıcı kuşlar tarafından yendiği ve güneşte kemikleri kuruttuğu için kulenin içinde saklandı. Bu nedenle toprağın kirlenmediğine inanılır. Hindistan’daki Parsi toplulukları bu geleneği sürdürüyor. Parsîler, cin ve cinlerin top oynadığı ıssız yerler,? Sessiz Kule? onlar söylüyor. İnsanlar dakhmalardan korkar. Dakhmaların özel hizmetçileri vardır.

Ayrıntıların veya fedakarlıkların sunumu bir sistem içinde yapılır. Eski İran geleneğinden, Haoma’dan veya benzer Hint geleneğinden, Vedik Soma’dan rahipler tarafından ilk kez preslenen acı bir bitkinin suyu mu? Haoma mı? sözde sıvının sunumu gibi. Ahlak ve temizlik kurallarına bağlı kalarak hayatınızı doğru bir şekilde sürdürün. denir. (Vedik terimin eş anlamlısı? rta?). Ahura Mazdah’ın Amesha Spentas olarak adlandırılan altı özelliğinden (veya meleklerinden) biri, Tanrı’nın kozmik yaratılış düzenini Ardibehesht formunda somutlaştıran bu sıra ile ilgilidir. Etik ilkeler üç bölümde özetlenebilir:

1- İyi düşünme (humata)
2- Güzel sözler (hukhta)
3- İyi İş (Huvarsh) Bu topluluğun sosyal ve öğretici yönü olarak nezaket ve yardıma değer verir.
refahlarını artırmak.

7. Günümüzde Zerdüştlük
Bugün Zerdüştlük, Parsiler ve Ceberler’in iki ana kola ayrılmasıyla varlığını sürdürmektedir. Bugün, çoğu Parsis Hindistan’da yaşıyor. Jainistler gibi, Parsi de kast sisteminin topluluk dışında evlenmemek gibi bazı özelliklerini benimsedi. Ancak Avrupalılarla evlenenler de var.

Bugün Zerdüşt mü? Dünya Zerdüşt Birliği? adı altında organize olmasına rağmen; Hindistan, ABD, Pakistan, İngiltere ve Kanada gibi ülkelerde yerel toplulukları bir araya getiren organizasyonlara gitmişler ve bu ülkelerde Tapınaklar da var.

Zerdüşt nüfusu, 40.000’i İran’da ve 100.000’i Hindistan’da olmak üzere yaklaşık 200.000 kişidir ve çoğu İngiltere, ABD, Pakistan, Kanada’da yaşamaktadır.
(Kaynak: dunyadinleri.com)

Hakkında video eğitimleri böyle buyurdu zerdüşt konusu

keywords: #FriedrichNietzsche, #felsefe, #BöylebuyurduZerdüşt, #kitap, #edebiyat

TÜM VİDEOLARIM ►

-https://youtube.com/barisozcan/videos

OKU SERİSİ ►

-http://bit.ly/oku-serisi

STT SERİSİ ►

-http://bit.ly/stt-serisi

VLOG SERİSİ ►

-http://bit.ly/barisozcan-VLOG

SNAPCHAT ►

-https://www.snapchat.com/add/ozcanbaris

Friedrich Nietzsche’nin “Böyle buyurdu Zerdüşt” adlı kitabından bir bölüm. Kitapların sevdiğiniz bölümlerinin fotoğrafını çekip #okurmusun @barisozcan yazarak Instagram’da paylaşın, birlikte okuyalım.

-https://www.instagram.com/explore/tags/okurmusun/

Herkes ve Hiç kimse için Bir Kitap’ (Orijinal adıyla Also sprach Zarathustra), Alman filozof Friedrich Nietzsche tarafından kaleme alınmış bir kitaptır (1883–1885). Kitabı belirli bir kategori içerisinde tanımlamak genelde zor olmuştur: Bir edebiyat eseri ve aynı zamanda felsefî bir çalışmadır. Nietzsche kendisi kitabı “yazılmış en derin” eser olarak tanımlamıştır. Eser, birçok farklı konu ve tarz barındırmaktadır. Nietzsche’nin felsefî görüşleri açısından önemli bir yer tutan kitap, birçok eleştiriye maruz kalmıştır.

keywords: #friedrichnietzsche, #BöyleBuyurduZerdüşt, #BöyleBuyurduZerdüşt, #Üstİnsan, #OkanBayülgen, #KitapÖzeti, #İnceleme, #KitapÖzetiVeİnceleme

Otuzunda bir zerdüşt , yurdundan ayrılıp , dağa çıkıyor.

On yıl bu dağda insan görmeden ruhunu dinliyor.

Lakin bir gün gönlü değişiyor ve dağ evinden aşağıya iniyor.

Bir ihtiyarla karşılaşıyor ve ihtiyar neden insanlardan uzaklaştığını soruyor zerdüşte.

Ve zerdüşt ‘çünkü ben bu kulaklara uygun ağız değilim.’ diyor.

İşte tam da bu noktada Zerdüştün hikayesi başlıyor.

Kitabın en büyük özelliği insanı bir sona götürmeyip , sürekli düşündürerek başlangıçlarda bırakması…

Friedrich Nietzsche deyince insanın aklına Üst İnsan ve Böyle Buyurdu Zerdüşt geliyor. Biz de Okan Bayülgen’i dahi tavlayıp ,bir gece programında kendisinden bir kesit okutan ,aforizmalardan oluşan bu kitabı incelemeye karar verdik.

İyi seyirler

keywords: #Böylebuyurdu, #BöylebuyurduZerdüşt, #Böylebuyurduzerdüşt1000kitap, #Böylebuyurduzerdüştinceleme, #Böylebuyurduzerdüştkitabı, #Böylebuyurduzerdüştkitapözeti, #Böylebuyurduzerdüştkonusu, #Böylebuyurduzerdüştseslikitap, #Böylebuyurduzerdüştyorum, #Böylebuyurduzerdüştözet, #FriedrichNietzsche, #Zerdüştdinle, #Zerdüştkimdir, #Zerdüştkitabı, #Zerdüştseslikitap, #Zerdüştyoutube, #Zerdüştözet, #felsefe, #nietzsche, #nietzschekimdir, #nietzsche'ninfelsefesi

#Nietzsche #Böylebuyurduzerdüşt

#Kitapözetleri

K

İ

T

A

P

3

9

►Kanalımıza Abone Olun ==

-https://bit.ly/3lIRHHr

SOSYAL MEDYA BAĞLANTILARIMIZ

►İnstagram =

-https://bit.ly/36MjL6B

►Twitter =

-https://bit.ly/2UGtlT2

—————————–

#Dünyaklasikleri #Kitapözeti #kitapincelemesi #Kitapyorumu #kitaplık #kitapoku #kitapönerileri #kitapseç #seslikitap #Kitapdinle #Edebiyat

—————————–

KİTABIN KONUSU

Böyle Buyurdu Zerdüşt konusu itibari ile bir düşünürün hayata bakışını ele alıyor. Kitabın ana karakteri Zerdüşt otuz yaşına gelinde her şeyi geride bırakıp dağlara çıkar ve zamanını kendisi ile geçirir. Yalnızlığın tadını uzun süre çıkartan Zerdüşt’ün düşüncesi değişir ve dağdan inmeye karar verir.

—————————–

-https://tr.m.wikipedia.org/wiki/Irvin_D._Yalom

—————————–

YAZAR HAKKINDA

Irvin David Yalom dünyaca ünlü Amerikan psikoloji yazarıdır. Tarihler 13 Haziran 1931’i gösterdiğinde Washington’da dünyaya gelmiştir.

Fakir bir ailede doğduğu için ailesinin verdiği dini eğitim dışında bir eğitim alamamıştır. Buna rağmen okumaya karşı büyük bir tutkusu olmuştur. Okuma aşkı onu haftada iki gün şehirdeki kütüphaneye gitmesini sağlamıştır.

Irvin David Yalom George Washington Üniversitesinde sanat eğitimi almıştır. Daha sonra Boston Üniversitesinde tıp eğitimi almıştır. Psikiyatri bölümünü seçmiştir.

John Hopkins Üniversitesinde eğitim aldığı sırada felsefeye ağırlık vermiştir. 1963 yılında başladığı Stanford Üniversitesinde psikoterapist, yazar ve fahri profesör olarak çalışmıştır.

Irvin David Yalom gençliğinde genellikle roman ve hikaye okumuştur. Okudukları içinde en çok Tolstoy, Dostoyevski, Sartre, Kafka gibi yazarlardan etkilenmiştir. Bu sayede edebiyat ile bilimi iç içe anlatarak alanında farklı bir bakış açısı yakalamıştır.

1970 yılında yazdığı ilk eser olan Grup Psikoterapisinin Teoriği ve Pratiği adlı kitabında seans deneyimleriyle terapi çalışmalarını birleştirmiştir. Bu eserinde grup terapilerinin olumlu, olumsuz yönlerini ve işleyişini kaleme almıştır.

Kitaba American Journal Of Psychology, muhtemelen konusunda yazılmış en iyi kitap demiştir. Kitaplarında terimlerden çok, her kesimden insanın anlayabileceği bir dil kullanmıştır. Yazarın ilk romanı Nitzsche Ağladığında kitabıdır. Bu eserde Nietzsche, Freud ve Salome’nin hayatları kurgulanmıştır. Varoluş kuramının kader, hakikat, ölüm, inanç gibi sorularını bu romanında işlemiştir. Bu eser edebiyatla felsefenin aynı çatıda toplanmış halidir.

—————————-

ESERLERİ

Alkolizm Terapisi,

Anksiyete Terapisi,

Aşkın Celladı ve Diğer Psikoterapi Öyküleri,

Annem ve Hayatın Anlamı,

Bağışlanan Terapi Yeni Kuşak Terapistlere ve Hastalarına Açık Mektup,

Bugünü Yaşama Arzusu – Schopenhauer Tedavisi,

Cinsel Terapi,

Din ve Psikiyatri,

Divan,

Depresyon Terapisi,

Ergen Terapisi, Evlilik Terapisi,

Grup Psikoterapisinin Teori ve Pratiği, Güneş’e Bakmak- Ölümle Yüzleşmek, Her Gün Biraz Daha Yakın,

Kısa Süreli Grup Terapileri,

Nietzsche Ağladığında,

Okul-Çağı Çocuklarının Terapisi,

Okul-Öncesi Çocuklarının Terapisi, Varoluşçu Psikoterapi,

Yeme Bozuklukları Terapisi

—————————-

kitap özetleri en kısa,

kitap özetleri detaylı,

kitap özetleri dünya klasikleri,

kitap özetleri dinle,

kitap özetleri çok kısa,

kitap özetlerini nereden bulabilirim,

kitap özeti kitap adı,

kitap özetleri bul,

kitap özetleri burada,

1 dakikada kitap okumak,

Böyle buyurdu zerdüşt kitap özeti,

Böyle buyurdu zerdüşt sesli kitap,

Böyle buyurdu zerdüşt oku,

Böyle buyurdu zerdüşt dinle,

Böyle buyurdu zerdüşt kısa özet,

Böyle buyurdu zerdüşt kitap önerisi,

Böyle buyurdu zerdüşt kitap analizi,

Böyle buyurdu zerdüşt sesli özet,

Böyle buyurdu zerdüşt çok kısa özet,

Böyle buyurdu zerdüşt konusu,

Böyle buyurdu zerdüşt hakkında,

Böyle buyurdu zerdüşt bilgi,

Böyle buyurdu zerdüşt kitabı ne anlatıyor,

Böyle buyurdu zerdüşt sesli kitap özeti,

Böyle buyurdu zerdüşt sesli dinle,

Böyle buyurdu zerdüşt kitabı kimin,

Böyle buyurdu zerdüşt çok kısa özet,

Böyle buyurdu zerdüşt romanı,

Böyle buyurdu zerdüşt kitabı,

Böyle buyurdu zerdüşt özet,

Böyle buyurdu zerdüşt yorum,

Böyle buyurdu zerdüşt tavsiye,

Böyle buyurdu zerdüşt kitap analizi,

Böyle buyurdu zerdüşt içeriği,

Böyle buyurdu zerdüşt benzer kitaplar,

Böyle buyurdu zerdüşt kitap oku,

Böyle buyurdu zerdüşt hikayesi,

Böyle buyurdu zerdüşt özeti,

Böyle buyurdu zerdüşt tahlili,

Nietzsche kitapları,

Nietzsche eserleri,

Nietzsche romanları,

Nietzsche oku,

Nietzsche dinle,

Nietzsche tavsiye,

Nietzsche yorum,

Nietzsche sesli kitaplar,

Nietzsche sesli kitap özetleri,

Nietzsche Kimdir,

Nietzsche Hakkında,

Nietzsche İlk kitabı,

Nietzsche son kitabı,

Nietzsche kitabı,

Nietzsche sesli kitap,

—————————–

—————————–

keywords:

See more articles in category: faqs

Maybe you are interested

Sale off:

Best post:

Categories