En iyi 9 milli mücadele ve atatürk

Aşağıda konuyla ilgili en iyi bilgiler ve bilgiler yer almaktadır milli mücadele ve atatürk Ekibin nuthuy.com kendisi tarafından derlenmiş ve sentezlenmiştir gibi diğer ilgili konularla birlikte: milli mücadele ve atatürk 3. sınıf, atatürk milli mücadele’de neler yapmıştır, 4. sınıf milli mücadele ve atatürk dinleme metni, Milli Mücadele Dönemi’nde yaşanan olayların kronolojik sıralaması, Milli Mücadele’nin başladığı yer, Milli Mücadele ile ilgili yazı, Milli Mücadele Dönemi, Milli Mücadele döneminde kısaca neler yaşanmıştır.

milli mücadele ve atatürk

Anahtar kelime için resim: milli mücadele ve atatürk

Hakkında en popüler makaleler milli mücadele ve atatürk

Atatürk ve Milli Mücadele

  • Yazar: isteataturk.com

  • Değerlendirmek 3 ⭐ (9826 Derecelendirmeler)

  • En Çok Oy Alan: 3 ⭐

  • En düşük puan: 1 ⭐

  • Özet: Hakkında makaleler Atatürk ve Milli Mücadele Mustafa Kemal Paşa Milli Mücadele düşüncesini Türk milletine mal etmiş; herkes düşüncesiyle, sözüyle, silahıyla, malıyla, canıyla Milli Mücadele hareketine …

  • Arama sonuçlarını eşleştirin: Atatürk ve Milli Mücadele

  • Kaynaktan alıntı:

MİLLÎ MÜCADELE DÖNEMİ VE MUSTAFA KEMAL PAŞA’NIN …

  • Yazar: www.basarikoleji.k12.tr

  • Değerlendirmek 4 ⭐ (31667 Derecelendirmeler)

  • En Çok Oy Alan: 4 ⭐

  • En düşük puan: 2 ⭐

  • Özet: Hakkında makaleler MİLLÎ MÜCADELE DÖNEMİ VE MUSTAFA KEMAL PAŞA’NIN … MİLLÎ MÜCADELE DÖNEMİ VE MUSTAFA KEMAL PAŞA’NIN SAMSUN’A ÇIKMASI. Anasayfa · Atatürk Köşesi; MİLLÎ MÜCADELE DÖNEMİ VE MUSTAFA KEMAL PAŞA’NIN SAMSUN’A ÇIKMASI …

  • Arama sonuçlarını eşleştirin: Mustafa Kemal Paşa, 9’uncu Ordu Kıtaları Müfettişliği görevi için gerekli hazırlıkları tamamladıktan sonra 16 Mayıs 1919’da Bandırma Vapuru ile İstanbul’dan ayrılmış; 19 Mayıs 1919’da Samsun’a ayak basmıştır. Mustafa Kemal Paşa’nın yetki belgesinde kendisine verilen görev; Orta Karadeniz Bölgesi’nde…

  • Kaynaktan alıntı:

Milli Mücadele – TC Kültür ve Turizm Bakanlığı

  • Yazar: www.ktb.gov.tr

  • Değerlendirmek 4 ⭐ (34433 Derecelendirmeler)

  • En Çok Oy Alan: 4 ⭐

  • En düşük puan: 2 ⭐

  • Özet: Hakkında makaleler Milli Mücadele – TC Kültür ve Turizm Bakanlığı ATATÜRK DİYOR Kİ! … Esas Türk milletinin haysiyetli ve şerefli bir millet olarak yaşamasıdır. Bu esas ancak tam bağımsızlık edinilmesiyle sağlanabilir. Ne kadar …

  • Arama sonuçlarını eşleştirin: Millî mücadeleyi
    yapan, doğrudan doğruya milletin kendisidir, milletin evlâtlarıdır. Millet,
    analarıyla, babalarıyla, hemşireleriyle mücadeleyi kendisine ülkü edindi. Millî
    mücadelede şahsî hırs değil, millî ülkü, milli izzetinefis hakiki etken olmuştur.
    (1925- Atatürk’ün S.D. II, S….

  • Kaynaktan alıntı:

19 Mayıs 1919’u anlamak… Milli Mücadele’nin başlangıcının …

  • Yazar: www.indyturk.com

  • Değerlendirmek 4 ⭐ (32991 Derecelendirmeler)

  • En Çok Oy Alan: 4 ⭐

  • En düşük puan: 2 ⭐

  • Özet: Hakkında makaleler 19 Mayıs 1919’u anlamak… Milli Mücadele’nin başlangıcının … Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün 19 Mayıs 1919 tarihinde Bandırma Vapuru’yla Samsun’a çıkışı, Kurtuluş Savaşı’nın başlangıcı ve Milli Mücadele’nin …

  • Arama sonuçlarını eşleştirin: Atatürk’ün ‘Ya istiklal ya ölüm’ parolasına, milletçe topyekûn yapılacak mücadele ve milli iradeye olan inancının önemine değinen Engin, “Her zaman millete güvenerek, milli irade vurgusu yaptı. En sonunda da Meclis’i açarak, daha geniş bir katılım sağladı. Milli iradeye verilen önem ve saygı, bunun …

  • Kaynaktan alıntı:

Millî Mücadele Yıllarında Atatürk Konutu ve Demiryolları Müzesi

  • Yazar: ataturkansiklopedisi.gov.tr

  • Değerlendirmek 3 ⭐ (14962 Derecelendirmeler)

  • En Çok Oy Alan: 3 ⭐

  • En düşük puan: 1 ⭐

  • Özet: Hakkında makaleler Millî Mücadele Yıllarında Atatürk Konutu ve Demiryolları Müzesi Ziraat Mektebi’nde geçen söz konusu dört aylık dönem, aynı zamanda Millî Mücadele’nin en zor dönemlerinden biridir. Maddi imkânsızlıklar, yeni bir Meclis …

  • Arama sonuçlarını eşleştirin: Hatların yapımı sırasında, belirlenen istasyon merkezlerine, istasyon binalarının yanı sıra, farklı gereksinimleri karşılamak üzere birtakım yapılar da inşa edilmiştir. Millî Mücadele yıllarında M.Kemal Paşa’nın konutu olarak kullanılan, daha sonra Demiryolları Müzesi hâline getirilen binada, 1892’d…

  • Kaynaktan alıntı:

Bilinmeyen Atatürk ve Milli Mücadele (Ali Güler) – D&R

  • Yazar: www.dr.com.tr

  • Değerlendirmek 3 ⭐ (16623 Derecelendirmeler)

  • En Çok Oy Alan: 3 ⭐

  • En düşük puan: 1 ⭐

  • Özet: Hakkında makaleler Bilinmeyen Atatürk ve Milli Mücadele (Ali Güler) – D&R Dil: Türkçe ; Kitap Adı Bilinmeyen Atatürk ve Milli Mücadele ; Yazar Ali Güler ; Yayınevi Halk Kitabevi ; Hamur Tipi 2. Hamur …

  • Arama sonuçlarını eşleştirin: Bu eser, 100. Yılında “Atatürk ve Milli Mücadele”nin “bilinmeyenleri”ne ışık tutuyor. Atatürk’ün özel hayatı, öğrenim hayatı ve görev hayatının, Milli Mücadele’nin bildiğimizi zannettiğimiz bilinmeyenleri bu kitabın konusudur.

  • Kaynaktan alıntı:

Mustafa Kemal Atatürk Milli Mücadele Kurtuluş Savaşı – D&R

  • Yazar: www.dr.com.tr

  • Değerlendirmek 3 ⭐ (9862 Derecelendirmeler)

  • En Çok Oy Alan: 3 ⭐

  • En düşük puan: 1 ⭐

  • Özet: Hakkında makaleler Mustafa Kemal Atatürk Milli Mücadele Kurtuluş Savaşı – D&R Bir Arif Basar eseri olan Mustafa Kemal Atatürk Milli Mücadele Kurtuluş Savaşı en cazip fiyat ile D&R’de. Keşfetmek için hemen tıklayınız!

  • Arama sonuçlarını eşleştirin: “Zafer, “zafer benimdir” diyebilenin, muvaffakiyet, “muvaffak olacağım” diye başlayanın ve “muvaffak oldum” diyebilenindir”
    “dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir milletinde Anadolu köylü kadınının üstünde kadın çalışmasını zikretmeye imkan yoktur ve dünyada hiçbir milletin kadını “Ben Anadolu kadınından…

  • Kaynaktan alıntı:

Milli Mücadele Dönemi – özel toprak anaokulu

  • Yazar: www.toprakanaokulu.com

  • Değerlendirmek 4 ⭐ (24451 Derecelendirmeler)

  • En Çok Oy Alan: 4 ⭐

  • En düşük puan: 2 ⭐

  • Özet: Hakkında makaleler Milli Mücadele Dönemi – özel toprak anaokulu Milli Mücadele Dönemi · AMASYA GENELGESİ (22 HAZİRAN 1919) · ERZURUM KONGRESİ(23 TEMMUZ-7 AĞUSTOS 1919) · SİVAS KONGRESİ (4-11 EYLÜL 1919) · ATATÜRK’ÜN ANKARA’YA …

  • Arama sonuçlarını eşleştirin:      Kurtuluş Savaşımız’ın  ilk cephesidir.Ermeniler bin yıla yakın bir süre Türklerle iç içe yaşamışlardı.Geleneklerine, inançlarına karışılmamıştı.Önce Ruslar’ın, sonra da İngilizlerin kışkırtmaları sonucunda Osmanlı Devleti&…

  • Kaynaktan alıntı:

19 Mayıs’ı anlamak: Milli mücadeleyi başlatan koşullar nelerdi?

  • Yazar: tr.euronews.com

  • Değerlendirmek 4 ⭐ (28408 Derecelendirmeler)

  • En Çok Oy Alan: 4 ⭐

  • En düşük puan: 2 ⭐

  • Özet: Hakkında makaleler 19 Mayıs’ı anlamak: Milli mücadeleyi başlatan koşullar nelerdi? Ancak, bağımsız ve ulusal egemenliğe dayalı yeni bir devlet kurulması gereğine inanan Mustafa Kemal Paşa’nın Milli Mücadele’yi örgütlemek …

  • Arama sonuçlarını eşleştirin: Details: cache-qpg1244-QPG 1652254886 2720139499

  • Kaynaktan alıntı:

Çoklu okuma içeriği milli mücadele ve atatürk


Türkiye’ye inan ve inan

Mayıs 1919’da Samsun’a ayak bastığım gün.
Fiziksel gücüm yok. Büyük Türkiye’nin soyluluğundan ancak asil ve manevi bir güç doğdu ve vicdanımı doldurdu. İşte bu milli güce, bu Türk milletine güvenerek başlıyorum. Bir gün mutlaka Türk ufkundan bir güneşin doğacağına, sıcaklığı ve kuvvetinin içimizi ısıtacağına, bize güç vereceğinden o kadar emindim ki. , kendi gözlerimle gördüm.
1937 (Cumhuriyet gazetesi, 1 Nisan 1937)

Ülkemiz çok büyük. Korkma. Esareti ve düşük benlik saygısını kabul etmez. Ama onu bir araya toplayıp: “Ey insanlar! Esareti ve aşağılamayı kabul ediyor musunuz?” Sormak zorundasın. İnsanların vereceği cevabı biliyorum. Milletin büyüklüğünü biliyorum ve bu soru karşısında o soruyu soran çocuklarını seveceğini ve alnından öpeceğini biliyorum. Biliyorum ki, bu millet, kendisine bu soruyu soran evlatlarının çarelerini ve hazırlıklarını her zaman bu ilkeye dayanarak gönülden kabul edecektir. Bu yüzden şimdi bu yoldayım, bunun çok sağlam bir yol olduğuna inanarak!
1920 (Yunus Nadi Abalıoğlu, Ankara’nın İlk Günleri, s. 99)

Yabancılar, Türkiye’nin ve Türkiye’de yaşayan ülkenin tüm dünya ülkeleri arasında etkin bir varlığa sahip olduğuna tam olarak güvenmeli; yok edilemez.
1919 (Atatürk’ün S.D.1I, s.3)

Milli mücadeleye inanmak

Ben ve birçok yurttaş, kardeş, kardeş, milletin menşei vatanı dardayken vazifeyi yapmak, vicdan, namus ve namusunun sorumluluğunu almak zorundayız. Elbette yapacaklar; Bu bir zorunluluktur, adildir, insancıldır, milletin onuru için bir zorunluluktur. Bu ilahi ilkelerin dışında hareket edebilir miyim? Kral; Tabii ki yapamam. Türkiye ülkesinin hiçbir gerçek bireyi bu taleplerin ötesinde hareket edemez. Elbette bu üzücü manzara karşısında vicdanımın emirlerine karşı gelemem ve milletimizin namusuna karşı gelemem. Mensubu olmaktan gurur duyduğum yüksek sosyetenin asil şerefine elbette karşı gelemem. Bana göre milletin gururla bağlı olduğum tek bir ferdi bile bu şeref iddiasından asla sapmamıştır. Bunun dışında bir şey varsa inanın namuslu vatandaşlar; halkımızın müşterek temiz vicdanının hiçbir zaman kalplerini ve vicdanlarını harekete geçirmemiş zavallı zavallı vicdanlardır.
1925 (M.E.İ.S.D.1, s.22)

Ölmekte olan bir ülkeyi hiçbir güç kurtaramaz. Türkiye’nin ölmek istemediği ülke; sonsuza dek yaşayacak, lordlarım! (Şevket Aziz Kansu, Türkçe Dergisi, Sayı: 12, 1952, s.682)

Türkler esareti kabul etmeyen bir ülkedir. Türkiye Ülke
mahkum değil. 1925 (Atatürk’ün S.D. II, s. 230)

Savaşımızın başında, kendi gücümüzle ve Allah’ın yardımıyla işgalci düşmanı püskürteceğimizden emindik; Bu inanç ve güvenimiz bugün bile sarsılmaz.
Olmak. 1921 (Atatürk’ün S.D.II, s.25)

Millet harika yürüdükleri yolu seçmiştir ve bu yolun sonunda mutlu güneşin tüm berraklığıyla parladığını görürler. Bu millet o güneşe uzanacak. Ve hiçbir güç onu durduramayacak.
1921 (Atatürk’ün S.D.İ, s.214)

Gelecek olanın görünüşü

Sadece saray, hükümet ve yabancılar, bugün milli dava için verilecek olanı elden çıkarmayı düşünürdü. Ancak bunu tüm ülkenin aldatılma ihtimali olarak da değerlendirmek gerekir. Şef olacaklar, her ne olursa olsun vatanda yaşayabilecekleri son noktada, son nefeslerine kadar bu dava için fedakarlık yapmaya devam edeceklerine en baştan karar vermelidirler. Bu gücü kalbinde hissetmeyenlerin kesinlikle müdahale etmemesi daha iyidir. Çünkü bu durumda hem kendilerini hem de milleti aldatacaklar.

Ayrıca söz konusu görev, resmi ve birleşik yetki kisvesi altında yürütülemez. Bu tarzın bir derecesi olabilir. Ama artık o dönem geçti. Ülkenin kanunları adına çıkıp yüksek sesle haykırmak ve tüm milleti bu sese ortak etmek gerekir. Şüphesiz görevden uzaklaştırıldım ve her türlü cezaya çarptırıldım. Benimle açıkça çalışmak, aynı sonucu önceden kabul etmektir. Ayrıca söz konusu durumun gerektirdiği kişinin, diğer birçok açıdan da olsa benim erkeğim olabileceğine dair bir iddia da yoktur. Sadece, belki de bu ülkenin oğullarından birinin ortaya çıkması gerekiyordu. Kendinden başka bir arkadaş düşünebilirsin. Yeter ki o arkadaş mevcut koşulların taleplerine göre hareket etmeye istekli olsun!
1919 (Konuşma 1, s.44-45)

Erzurum askerliğinden istifa ettiğini valilere bildiren 9 Temmuz 1919 tarihli mektup:

Resmi unvanım ve askerliğim, vatanı ve kutsal milleti parçalanma ve vatanın parçalanma tehlikesinden kurtarmak için başlatılan Milli Mücadele uğruna ülkeyle özgürce çalışmama engel olmaya başladı. Rumların ve Ermenilerin iradesine kurban ettiler. Sevdiğim asil askerlik mesleğine olan ilgimi keserek bugün istifa ediyorum, çünkü bu kutsal dava için halkımla sonuna kadar çalışacağıma söz verdim. Bundan böyle, vatanın mukaddes davası için kendimi feda eden bir milli asker olduğumu yazı ile beyan ve beyan ederim. 1919 (T.T.B. IV., Sayfa 49 Atatürk)
Onurum adına, bağımsızlık hedefime ulaşana kadar ülkem için özverili, tüm kalbimle çalışacağıma yemin ettim. Artık kesinlikle Anadolu’dan bir yere gitmiyorum. 1919 (Konuşma I, sayfa 21)

Ben, millete hizmet etmenin en güvenilir yolunun, tüm ihtişamı bırakıp, milletin içinde kalmak, manevi ödülleri maddi ödüllere tercih etmek olduğunu takdir edenlerdenim. Bu nedenle hayatta başarılı olmak, millete hizmet etmek için tek başına denetim makamına gitmek gerektiğini düşünmüyorum. Ofis tutkusu dedikleri buysa, o zaman bende ve arkadaşlarımda yok. Bunu herkesin bilmesini istiyorum. Üstlendiğimiz misyon çok kutsaldır; Hiçbirimiz kutsallığımızın kişisel bir tutkuyla mahvolmasını istemiyoruz.
1919 (Atatürk’ün S.D.III, s.9)

Ulusun esaretten kurtulması ve topraklarımız üzerinde bağımsız ve egemen varlığı, ancak dürüst ve kararlı eller ulusu hukuka sahip çıkmaya yönlendirirse mümkün olacaktır. ve bağımsızlığını özlü ve düzgün bir şekilde.

1919 (Kazım Karabekir, Kurtuluş Savaşımız, 1969, s. 35)

Anavatan İradesi Tutkusu

Anavatan’ın iradesi kendi yönünde bir nehir gibi akacaktır. Mücadeleyi tüm yönleriyle ele alarak kabul ettik. Ülkede umduğumuz milli uyanış ve coşku gerçekleşti. Anahtar, sadece esnek olmak ve arayışta başarısız olmamaktır.
1919 (Mazhar Müfit Kansu, E.Ö.K. (Atatürk ile Birlikte, Cilt 1, s. 87)
 
  
Milli iradenin amacı
 
Konseyin ve bu Konseyde yer alan ülkenin kesin iradesi benim hareket tarzımın odak noktası olacaktır. Hiçbir nedenle ve hiçbir şekilde değiştirilemeyecek olan bu mutlak irade, düşman ordusunu ne olursa olsun yok etmek, orduyu batırarak kurtuluşa ve bağımsızlığa ulaşmaktır. Bu, anavatanımızın kutsal kalbindeki tüm Yunanistan’ın silahlı kuvvetlerini içerir.
1921 (Atatürk’ün T.T.B.IV, s. 393)

Bu hareket milletin özlemidir; Hatta bir istektir. Bu istek ve ihtiyaçları yaratan insanlar değil, doğrudan olaylardır. Devletin bütünlüğünü ve bağımsızlığını tehdit eden bazı yasadışı ihtiraslar, topraklarımıza hiçbir hak olmaksızın saldırarak, milletin birlik ihtiyacını tehlikeye atmıştır.
1919 (Atatürk’ün S.D.III, s. 6-7)

Milli dava ancak yüksek bir inanç, irade ve kararlılık olduğunda gerçekleşebilir. Hayatta kalması ve zafer kazanması gereken bizim alçakgönüllü bireylerimiz değil, milletin kurtuluşunu sağlayacak fikirlerdir.
1919 (Mazhar Müfit Kansu, E.ÖK, Atatürk ile, Cilt: I, s. 203)

En Büyük Hazine: Anadolu

Kutsal ve mübarek vatanımızı kurtarmak için tüm aydınlar ve tüm insanlar hazır olmalıdır. İstanbul’a gitmeyeceğiz. Anadolu en büyük hazinedir. Ölene kadar vatanlarının bağrında kurtuluş yollarını birlikte aramak ve sağlamak.
deneyeceğiz.
1919 (Sırri Kardeş, M. Kemal Kırşehir, s.30)

Anadolu’ya taşınma nedenleri

Düşmanın süngüsü altında ulusal birlik olamaz. Özgür vatan toprağında ülkenin bağımsızlığı ve milletin özgürlüğü için ancak vatansever, özverili arkadaşlar el ele verebilir. Onu bulmaya gittim.
1919 (Hüsrev Gerede, 20. Yüzyıl Dergisi, Cilt: 3, Sayı: 66, 1953 s. 28)

İstanbul’u terk etmek zorunda kalmak, İstanbul’da yaşanan üzücü durumlardan biridir. Anadolu’ya gelme amacım, Anadolu’nun ortasındaki Türk halkının ve Türk halkının büyük çoğunluğunun büyük karakterine, kararlılığına ve sarsılmaz inancına dayanıyordu. Memleketin ve milletin derin yaralarını saracak başka bir yöntemin olmadığına yürekten inanıyorum. Bu yüzden Samsun’a gelir gelmez aldığım ilk önlem, bir an önce güneye yürümek, Samsun’a ve çevresine kadar bana eşlik edenlere gerekli emirleri ve talimatları vermek oldu.
1924 (Atatürk’ün S.D.v., s. 101)
 
Beni İstanbul’dan Samsun’a götüren vapur, Boğaz’dan ayrılıp Karadeniz’e girerken, İstanbul silüetine baktım. Savunmaları bloke edilen, kalbi ve vicdanı kanayan, beyni yanan İstanbul halkı için ağlıyorum. Ama bu sevgili kardeşlerimin ne olursa olsun hayatta kalacağından o kadar emindim ki, o güven benim korumam oldu.
1924 (Atatürk’ün S.D.V., s.101)

Atalardan Gelen Sesler ve Uyanış

Tarihin başlangıcından bu yana istiklal şerefiyle yaşayan halkımız en feci bir çöküşle sona ermiş gibi görünürken, atalarımızın sesleri onların çocuklarına ve torunlarına karşı ayaklanmaya çağırıyor. Esaret korkusu yüreklerimizde yükseldi ve bizi nihai kurtuluş mücadelesine davet etti.
1921 (Atatürk’ün S.D. 1, s. 165)

en büyük ödül

Aramızda en son kim duracak ve bir tepede hayatımızı sonlandıracak. İleride “Burada yatanlar vatanını kurtarmaya çalışanlardır” yazılı bir taş alabilirlerse, bu onların ödülü olacaktır.
1920 (Fahrettin Altay, Milli Mücadele Hatıraları; Hayat Dergisi yıl: 3, sayı: 127, 1959, s. 28)

savaşmalıyız
 
Düşmanın bayrağı atalarımızın şöminelerinin üzerine yükselene kadar Anavatanımızın savunmasından vazgeçemeyiz. Düşman İstanbul’un mabetlerinde dolanırken, Yahudi olmayanların ayakları yurdumuzdan çekilmediği sürece savaşımıza devam etmeliyiz. Hükûmetimizin idaresi altında sefalet ve sefalet içinde yaşamak, yabancı esaretinde bulacağımız huzur ve mutluluktan bin kat daha fazladır.
1920 (T.T.B. IV, Atatürk s. 307)

Ankara’daki Associated Press muhabirine açıklama:

Yıllarca savaşmamız gerekse de Rumları Anadolu’dan sürmeye kararlıydık.
Türkiye Türklerindir! Milliyetçilerin ilkesi budur. Kanunlarımızı korumak için savaşmaya devam etmeye karar verdik.
1921 (Atatürk’ün S.D.V, s. 83)

Hiçbir vatansever, tarihin ve olayların rehberliğinde, bugün gerçekten karşı karşıya olduğumuz kanlı ve karanlık tehlikeleri görmeyeceğini ve heyecanlanmayacağını düşünemezdi. onun için heyecanlanır ve üzülür. 1919 (Atatürk’ün S.D.İ, s.3)
 
Her zamankinden daha fazla, savaşın pahalı bir iş olduğuna inanıyorum. Savaşın dehşeti ve dehşeti için üzgünüm. Ama aynı zamanda savaşmadan silahlarımızı bırakırsak ne kadar perişan olacağımızı da biliyorum.
1921 (Atatürk’ün S.D.V, s. 84)

Milli teşkilat ve mücadele

İzmir dizisinden sonra ülkemiz çok duygulandı, uyandı ve derin bir uçuruma sürüklendiğini anladı. Ve sonra kendi yasalarını savunmaya karar verdi. Bunu yapmak için kuşkusuz oluşturmak, örgütlemek gerekir; tüm partilerin örgütlenmesi ve oluşumu daha erken başladı. Ancak ortak birliğimiz önce Erzurum’da, ardından Sivas Kongresi’nde oluştu. Erzurum ve Sivas Kongresi’nin beyanname ve tüzüğünün içeriği önemlidir.
1920 (Atatürk’ün S.D.II, s.11)

Bana göre delegeler İstanbul’a gitmediyse, Meclis orada toplanmazsa, dışarıda güvenli bir yerde toplanırsa ve tüm ülkenin, tüm halkın, başkentin kaderini korursa, İstanbul olmaz. sahip olmak. meşguldü. İstanbul’un işgalinin tek nedeni, hükümetin bazı anlamsız ve çürük görüşlerden saparak irade zafiyeti göstermesiydi.
1920 (Atatürk’ün S.D.İ, s.46)

Toplumsal yapıda ulusal örgütlerin kurulması

Örgütlenmenin diğer detaylarını düşünürsek köy ve mahalle ile mahalle halkı yani birey ile başlıyoruz. Bireyler hukukçular ve hukukçular olmadıkça, kitleler herkes tarafından istenilen yöne, iyiye veya kötüye doğru yönlendirilebilir. Kendini kurtarmak için, her birey kendi kaderiyle uğraşmak zorundadır. Temelden çatıya aşağıdan yukarıya böyle bir taban elbette sağlam olacaktır. Şüphesiz herhangi bir işe başlarken aşağıdan yukarıya değil, yukarıdan aşağıya doğru yapılmalıdır. İlkinin görünümünde, tüm insanlığın hedefe ulaşması daha kolay olacaktır. Bunu yapmak için pratik ve maddi bir yetenek olmadığından, birçok girişimci, verilmesi gereken yönü çizmeleri için ülkelere rehberlik etmiştir. Bu şekilde yukarıdan aşağıya şekil verilebilir. Ülkemizdeki yolculuğumuzun ilk üslubunda doğal olarak başlayan milli teşkilatımızın, gerçek köklerine, kişisel olarak indiğini ve asıl oluşumun oradan oluşmaya başladığını görmekten büyük mutluluk duyuyoruz. Ancak olgunlaştığını söyleyemeyiz. Bu nedenle, özellikle aşağıdan yukarıya yeniden şekillendirme amacıyla çalışmak milli ve vatani bir görev olarak görülmelidir.
1920 (Konuşma III, s. 1185)
 
 
Milli Mücadelede Milli Birlikler

Varlığından çok endişelenen devlet, doğrudan müdahale ederek gücünü ve idari tavrını gösterme gereğini duymuştur. Sonuç olarak, ülke genelinde ulusal dernekler kurulmaya başlandı.
Bu toplumların bugünkü partilerle ya da kurulmakta olan partilerle hiçbir ilgisi yoktur. Bilakis tüm siyasi amaçlarından tamamen uzak dururlar ve varlıklarını sadece vatanın bütünlüğünü ve milletin, devletin diğer haklarını koruma amacına borçludurlar. Hepsi aynı etkiler ve sebepler altında çalışır.
1919 (Atatürk’ün T.T.B.N, s.75)

Anadolu ve Rumeli Hukuk Müdafaa Cemiyeti

Toplumumuz, milli bilinç ve milli örgütlenmeden doğan tamamen saf bir vatanseverlik hareketinin ürünüdür. Hazinemiz vatanımızdır, bağımsızlığın ve vatanseverliğin kıymetini bilmeyi öğrenmiştir. Gelir kaynağımız, insanlardan gelen spontane bağışlardır.
1919 (Atatürk’ün T.T.B. IV, s.83)

Anadolu ve Rumeli Hak Savunma Derneği, vatanın parçalandığının düşman tarafından ilan edildiği bir dönemde, vatanı kurtarma kaygısıyla, fedakar halkımızın birliğinden oluşmuştur. düşman. Hukuku savunma kelimesiyle özetlenebilecek kutsal amaç, her şeyden önce vatanın içeriden bütünlüğünü, ulusal egemenliğini gerçekleştirmek ve acımasızca saldıran dış düşmanları kovmaktır. tüm sınırların ötesinde. Bu aciz dostunuz, ilk andan itibaren, milletin tüm fertleri arasında hakiki yol üzerinde samimi ve samimi bir dayanışmayı korumaya ve yaşatmaya adadım kendimi. Anavatanı savunma hedefini gerçekleştirmek. En çaresizinden en zoruna kadar Bizi koruyan Baro’nun azim ve kararlılığının, hukuk danışmanlığı alanında bir kariyer elde etmek için etkili bir neden olduğu için minnettarım. vatanın kurtuluşu, ulus için bağımsızlık ve özgürlük. . Anadolu ve Rumeli Hak Savunma Derneği’ne ve değerli üyelerine saygıyla eğilmekle bağımsızlık tarihimiz asla silinmeyecektir.
1923 (Atatürk’ün TTB’si IV, s.491)

Milli mücadelede Trakya

Trakya davası Anadolu davasıyla eş anlamlıdır. Türk halkının özverisi ve kararlılığı sayesinde her iki dava da kurtulacaktır. O mutluluk anı gelene kadar birlik ve beraberlik içinde hareket etmek gerekir.
1920 (Atatürk’ün T.T.B.IV, s.364)

Milli mücadelenin amacı
 
Osmanlı İmparatorluğu’nun temeli çökmüş, ömrü tamamlanmış, Osmanlı toprakları tamamen parçalanmıştı. Hala az sayıda Türk’ün yaşadığı bir ata yurdu var. Son konu, bunun da tahsis edilmesini sağlamak için ele almayı içerir. Osmanlı İmparatorluğu, bağımsızlığı, hükümdar, hükümdar, hükümet, bunlar sadece anlamsız kelimelerdir. Peki ciddi ve gerçek bir karar ne olabilir? Bu durumla karşı karşıya kalındığında tek bir karar vardır. Ve bu, milli egemenliğe, kayıtsız şartsız bağımsızlığa dayalı yeni bir Türk devletinin kurulmasıdır! Bu, İstanbul’dan ayrılmadan önce düşündüğümüz bir karardı ve Anadolu’nun yerleşim bölgesi Samsun’a varır varmaz almaya başladık. 1927 (Konuşma I, sayfa 12)

Aydın cephesinde Kuva-yi Milliye, kutsal vatanını işgal etmeye, fedakar ve fedakar oğullarının cesetlerini her karışına gömmeye çalışan bir düşmanla savaşmaktadır. Hiçbir güç, hiçbir hükümet tarihin ortaya koyduğu görevleri halkımızın yerine getirmesini engelleyemez.
1920 (Konuşma 1, s. 397)

Kuvvetimizin etkin egemenliği ancak millet ve yüce milli hedeflerdir; Başka hiçbir birey veya topluluk bu kadar etkili olamaz.
1919 (Atatürk’ün S.D.V, s.79)

Bütün millet, bütün dünya bilmelidir ki, millet nihayet tam bağımsızlığını görmedikçe çıktığı yolda bir an olsun durmayacaktır.
1923 (Atatürk’ün S.D.II, s.110)

Milletvekilleri ve Hükümet’in bugüne kadar izledikleri politikanın ulusal hedeflerle tamamen uyumlu olduğundan kimsenin şüphe etmeyeceğini düşünüyorum. Bu politikayı tekrarlamaya gerek görmüyorum. Ben sadece iki kelimeden bahsedeceğim, yani milletin millî sınırlar içinde bağımsızlığı, çok kuvvetli ve anlamı büyüktür. Şimdiye kadar bu ilkeden ayrıldığımıza dair en ufak bir işaret dahi vermek mümkün olmamıştır. 1921 (G.C.Z., cilt I, s. 333)

24 Nisan 1920’de birinci Kongre’nin gizli toplantısında şunları söyledi:

İstanbul ortamının ve Ferit Paşa Kabinesi’nin kabul ettiğini kabul etmek, namusumuzu, canımızı, her şeyi yani esareti İngilizlere bırakmaktır. O zaman hiçbir iş yapılması gerekmez. Hayır, eğer bu halkı millet olarak onur ve haysiyetle yaşatmak istiyorsak, o zaman benimsediğimiz tavır ve ilkeler, mevcut tüm güç ve araçlarla bizi yok etmeye çalışan düşmanın düşmanca niyetlerini kırmak içindir ve şahsen ben kesinlikle Şüphesiz bütün arkadaşlarımız buraya ancak bir asalet ve anlayış duygusu ile gelmişlerdir. üstlenecekleri tarihi görevin büyüklüğü, inceliği ve önemi konusunda nettir.
1920 (G.C.Z., cilt: 1, s.8)

kendi gücümüze güvenmek

29 Mayıs 1920’de TBMM Birinci Genel Kurulu’nun gizli toplantısında şunları söyledi:

Hükümet ilk kez varlığımızı korumak ve milli hırslarımızı güvence altına almak için dıştan değil vicdanımızda gerçek bir temel bulma ilkesini kabul etmektedir. Çünkü, kendi gücümüzü düşünmeden, o güçten, o yardımdan yardım almadan, şurada burada dışarının kuvvetine göre hareket edersek, hüsrana uğrarız. Bunun için öncelikle kendi gücümüze değer veriyoruz.
1920 (G.CZ., cilt 1, sayfa 48)

Türkiye ve halkı, bağımsızlığını ve varlığını yok eden acı darbelerle karşılaştığı gün, insanlık dünyasında yeri yoktu. Yalnızca kalbinin ve vicdanının kararlarına ve inançlarına dayanarak, bağımsız ve egemen bir şekilde yaşamaya veya ölmeye karar verir. Bu kararın doğal bir gereği olarak devam eden milli mücadelesine başladı.
1921 (Atatürk’ün S.D.ll, s. 24)

T.B.M.M.’nin gizli toplantısında konuştu. ilki 12 Mayıs 1921’de:
Kurulumuzun millete karşı almayı taahhüt ettiği karar, hepimizin bildiği ve uzun zamandır açıkladığımız bir ilkeye göre alınmıştır. Bu ilkeyi bir kez daha tekrar edeyim: Ülke bütünlüğünü ve ulusal sınırlarımız içinde halkın tam bağımsızlığını sağlamak. Millete karşı sorumluluklarımız bunu sağlayacaktır. Bu nedenle Kongre ve Hükümetin izlediği politika bu amaca ulaşmaya yöneliktir. Yönetim kurulunuz hedeflerine doğru ilerlerken her zaman ülkenin gücüne ve insanına güvenerek yürümüştür. Bu nedenle izlediğimiz politikanın özünde bağımsız bir politika olduğu söylenebilir. Sadece kendi amaçlarımıza yönelik ve kendi gücümüze dayalı bir politikadır.
1921 (G.C.Z., cilt 11, sayfa 72)
 

Erzurum. Kongre

1927 yılında C.H.P. İkinci Kongre’nin açılışında şunları söyledi:

Erzurum Kongresi, belirlediği ilkeler açısından anılmaya ve kutlanmaya değerdir. Sivas Kongresi’nde tartışılanların hepsi aynı ilkelerdi. Bu ilkeler ülke çapında yorumlanmış ve benimsenmiştir.
1927 (Atatürk’ün S.D.İ, s.338)

Erzurum Kongresi’nin kapanışında şunları söyledi:

Ülkemizin kurtuluş ümidi ile mücadele ettiği en heyecanlı zamanda, her türlü zulme göğüs geren şerefli ve özverili heyetiniz burada Erzurum’da toplandı. Duyarlı ve asil bir ruh ve çok güçlü bir inançla, vatanımızın ve milletimizin kurtuluşu için temel kararlar aldı. Özellikle halkımızın varlığını ve birliğini tüm dünyaya gösterdi. Tarih kuşkusuz bu konferansı büyük ve ender bir girişim olarak kaydedecektir.
1919 (Konuşma 1, sayfa 67; Konuşma III, s. 932)

Sivas . Kongre

Erzurum Kongresi’nden sonra 4 Eylül’de Sivas’ta bir kongre yapıldı. Erzurum Kongresi sadece Doğu Anadolu’yu temsil ediyordu. Sivas’ta Batı Anadolu ve Rumeli’den delegeler geldiği için artık tüm ülke Anadolu ve Rumeli’de yaşayan tüm vatandaşlarımızın görüşlerini teyit ediyor. Sivas Kongresi, Erzurum Kongresi’nde tanımlanan ilkeleri benimsemiştir ve sadece adını genişletmekle kalmaz. Milli birlik ve beraberliğin tüm Anadolu ve Rumeli’yi kapsaması garanti altına alınmıştır. 1920 (Atatürk’ün S.D.İ, s.3O)

Sivas Kongresi’nin açılışında şunları söyledi:

Vatanın ve halkın kurtuluşu için zorlayıcı sebepler, tüm bu sıkıntılar ve engeller karşısında sizleri Sivas’ta topladı. Cesur kararlılığınızı kutluyor ve alkışlıyorum ve mutluluğumu sunuyorum.

Millet Meclisinin toplanmadığı bir dönemde Erzurum ve Sivas Kongresi, Hükümet Merkezinin haksız ve haksız kararı gibi olaylarda baskı altında kalarak bağımsızlığını yitirmesi veya teslim olması gibi olaylarda milliyetçi ruhu temsil ediyordu. ulusal emellere aykırı bazı yabancı teklifler. ve birbiri ardına bir araya gelmek, şüphesiz kurtuluşa götüren güzel bir işarettir.
1919 (Konuşma III, s. 945-946, 949)
 
1931 yılında C.H.P. Üçüncü Kongreyi açarken şunları söyledi:

İlk konferansımız 12 yıl önce Sivas’ta bir okul sınıfında yapıldı. Oradaki delegeler, her türlü gözetim altında birçok zorlukla karşılaştılar.
Görüşmelerimiz süngü tehditleri ve içte ve dışta düşmanların infazıyla yapıldı. Ancak Meclis Komisyonu, Türk halkının gerçek duygu ve hırslarını temsil ettiğine inanarak, vatani görevini yerine getirmenin gerekliliğini her şeyden üstün tutmuştur. . İzlediğimiz ilkelerin ilkini belirledi; sonra özveri ve kararlılıkla bu ilkeleri takip etti ve başardı.
1931 (Atatürk’ün S.D.1, s. 353)

Ulusal Antlaşma

Misak-ı Milli en uygun programdır ve en azından barışmak için şartlarımızı içerir. Barışı sağlamak için bir araya geleceğimiz temel ilkeleri içerir. Ancak ülkeyi ve insanları kurtarmak için barış yeterli değildir. Milletin vatanını gerçekten kurtarmak için yapılması gereken işler bundan sonra başlayacak. Barış sonrası çalışmalarda başarı, ulusun bağımsızlığının korunmasına bağlıdır. Misak-ı Milli’nin amacı bunu sağlamaktır.
1922 (Atatürk’ün S.D.V, s. 95)

Anadolu’nun amacı, ne olursa olsun, Millî Pakt ilkelerini gerçekleştirmektir. Anadolu, bu hedeflere ulaşılabileceğine bir kez daha inanmıştı.
1921 (Atatürk’ün S.D.V, s. 82)

Milli adaletimiz ve sarsılmaz gücümüz

Dış politikamızda başka bir ülkenin yasalarına saldırı yoktur. Ancak haklarımızı, canımızı, vatanımızı, namusumuzu savunuyoruz ve savunacağız. Modern uygarlığın devletler arası ilişkilerinde sunduğu, amaçlarının ve düşüncelerinin doğası anlamına gelen “her milletin kendi kaderi üzerinde egemen olması” hakkını tanıyoruz. en yüksek ve en saf, yeryüzünde yaşayan tüm milletler için ve bu hakkın koşulsuz olarak tanınmasını istiyoruz. Bu hakkaniyetli ve hakkaniyetli isteğin tanınmaması nedeniyle dökülen ve atılacak olan kanlı sorumluluk, buna sebep olanlara aittir. Bizi milli davamızın peşinden gitmekten alıkoymak için hiçbir vasıta, hiçbir kuvvet düşünülemez. Milli davamız canımızdır. Kaderinde öldürülecek en zayıf yaratıkların bile bu arzuya karşı isyan ve kinle son nefeslerine kadar savaşmaları kadar doğal bir şey yoktur.
1922 (Atatürk’ün S.D. 1, s. 229)
 
Ulusal Meclis Milletvekillerinin Üçüncü Oturumunun açılış konuşmasının sonunda, I. Dönem:
Bizler için diri bir ateş, gelecek nesiller için bir kurtuluş ümidi olan mukaddes gayemiz için durmaksızın ilerleyeceğiz, ancak Allah’ın yardımıyla mutlaka başaracağız. bunu al.

Farz Muhal ölse de bu memleket ölmez.
Sürüklemeyen topun arkası o tabut-u gövdedir. *1922 (Atatürk’ün S.D.İ, s.238)

Milletin bağımsızlığı, milletin çabaları ve kararları
kurtaracak. 1919 (Konuşma I, sayfa 31)

Amerikalı gazeteci Shaw Moore’a 1921 tarihli bir açıklamada:
Türkiye’nin bağımsızlığını ve bütünlüğünü korumaya çalışıyoruz. Allah’ın yardımıyla ve Türk halkının yenilmez gücüyle hedefimize ulaşacağız!
1921 (Atatürk’ün S.D. III, s. 28)

“Hazır ol, istersen barış!” **Gerçeği bir an olsun unutmamak milli davamızın gereğidir. Bu açıdan bakıldığında, mevcut ve teyakkuz kurallarımıza bağlı kalmaya devam edeceğiz.
1922 (Atatürk’ün S.D.İ, s.233)

Bizim çizdiğimiz bir sınır var; Bu sınırı yabancıların eline bırakmayacağız! İnancımız çok güçlü.
1919 (Atatürk’ün S.D.11, s.3)

Anadolu tüm alay ve saldırılara karşı kendini var gücüyle savunmaktadır ve bunu başaracağından emindir. Bu savunma ile Anadolu sadece kendi yaşam misyonunu yerine getirmekle kalmadı, belki de doğuya yapılacak herhangi bir saldırıya engel oldu. Bu saldırılar elbette atlatılacak, tüm bu sataşmalar mutlaka sona erecek. Ancak o zaman Batı’da ve tüm dünyada gerçek barış, gerçek refah ve insanlık hakim olacaktır.
1921 (Atatürk’ün S.D.II, S.21)

Yıkılma fikrimiz karşısında varlığımızı silahlarla savunmak ve savunmak doğaldır. Bundan daha doğal ve rasyonel bir eylem olamaz.
1921 (Atatürk’ün S.D. I, s. 181)
 
Tarihin bu ülkede üretmediği birlik ve milli birliği zedeleyen her türlü hareketi vatana ihanet sayarak buna göre gereken cevabı vermekten çekinmeyeceğiz.
1920 (Konuşma 1, s. 385)

Bütün dünya bilmelidir ki, Türkiye halkı, TBMM ve Hükümeti bir hizmetkarın davranışına tahammül edemez. Tüm uygar milletler ve hükümetler gibi, bu millet de varlığını, özgürlüğünü ve bağımsızlığını tanıma taleplerine şiddetle karşı çıkıyor. Ve tüm dava bununla ilgili! Biz savaşçı değiliz; Barışı seviyoruz. Ve bir an önce barışın gerçekleştiğini görmek ve ona yardım etmek ve hizmet etmek istiyoruz.
1921 (Atatürk’ün S.D. 1, s. 181)

Amerika, Avrupa ve tüm uygar dünya bilmelidir ki, Türkiye halkı da her uygar ve yetenekli millet gibi kayıtsız şartsız özgürlük ve bağımsızlık içinde yaşama kararı almıştır. Bu doğru kararı bozmaya çalışan her güç, Türkiye’nin ebedi düşmanı olarak kalacaktır. Bu bakımdan insanlığın ve medeniyetin temiz vicdanı kesinlikle Türkiye’ye aittir.
1922 (Atatürk’ün S.D.III, s. 48)

Başarısızlığımızın bedelini ağır ödedik. Köyler, iller değil, ülkeler elimizden alındı. Ama ağzından son lokmayı koparmak için bir milletin canını almak suçtur. Bir adamın son nefesine kadar kendini savunarak öldürülmesi doğal ve gereklidir.
1919 (Atatürk’ün S.D. III, s. 11)

Büyük emek ve fedakarlıkla oluşturulmuş ve başka bir ülkenin büyüklüğünün yardımıyla desteklenen düşmanın gerçekten eksiksiz ve güçlü ordularını yenmek için kendimizde bulduğumuz güç ve kuvvet, davamızdır. Gerçekten de, ulusal sınırlarımız içinde özgür ve bağımsız yaşamaktan başka bir şey istemiyoruz. Diğer Avrupa ülkelerinden alınmayan haklarımıza saldırılmamasını istiyoruz.
1921 (Atatürk’ün S.D. I, s. 178)

Bir amaç peşindeyiz. Bu amacımız uzun bir süre boyunca çeşitli vesilelerle dile getirilmiştir. Şimdi tekrar ediyorum: Milletin ve devletin bağımsızlığını korumak için! Bunda şeref ve şeref bütünüyle yer alacaktır. Milletimizin bütünlüğünü belirli sınırlar içinde bağımsız olarak korumaktır. Bunun için savaşıyoruz. Efendiler! Memleketimizin beşte biri yok olmaz da her yanı yanarsa bu topraklardan bir tepeye çıkarız.
Savunmaya katılacağız ve oradan savunmaya katılacağız. Bu nedenle burada ağlamaya gerek yok, çünkü iki tarla alınmış, üç beş köy yıkılmış. açık açık söyleyeyim;
lordlar, bazı yerler zaten dolu ve üç kez işgal edilebilir. Ama bu işgal asla inancımızı sarsmayacak.
1920 (Atatürk’ün S.D. I, s. 78)

1. BM Genel Kurulu’ndaki konuşmasından:
Milletimiz bugün geçmişinden daha umutlu, atalarından daha umutludur. Bunu göstermek için aşağıdakileri sunuyorum. Söylendiği gibi cennetten yurdumuzun bekçisi merhum Kemal** demiş ki:

Düşmanların vatanın kalbinde hançerleri vardır
Kara mayını kurtarma şansı yok

Bu Yüksek Kurulun başkanı olarak, yüksek kurulunuzun her bir üyesi ve tüm millet adına konuşuyorum:

Düşman vatanın kalbine hançer saplasın
Bulunacak, uğurlu topraklarını kurtaracak1921 (Atatürk’ün S.D.İ, s. 150)

Başkomutanlığa çeşitli yetkiler veren bir kanunun kabul edilmesinden sonra 5 Ağustos 1921 tarihinde TBMM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmadan:

Efendiler! Zavallı milletimizi ne olursa olsun köle yapmak isteyen düşmanları Allah’ın yardımıyla alt edeceğimize olan inancım ve inancım bir an olsun sarsıldı. Şu anda, yüksek konseyinize, tüm ulusa ve tüm dünyaya karşı kesin inancımı ilan ediyorum.
Yaparım! 1921 (Atatürk’ün S.D.İ, s.169)

Ulusal birlik ve başarı

20 Eylül 1919’da Sivas’ta Amerikalı General Harbord ile yaptığı görüşmede General, “Peki siz ve milletiniz tüm çaba ve fedakarlıklarınıza rağmen başarılı olamazsanız ne yapacaksınız?” dedi. Sorusuna verdiği cevap:

– Ulus yok ve bizde birleşik bir ulus var! Biz ve Ülke farklı şeyler değiliz. Ve şunu kesin olarak söyleyeyim ki, bir millet varlığı ve bağımsızlığı için her şeyi göze alıyorsa ve bu uğurda her şeyini feda ediyorsa, başarısız olamaz. Tabii ki işe yarayacak. Başarısız olursa, ülke ölür. Üstelik hala hayatta olan ülke her türlü fedakarlığı yapıyor, başaramayacağı düşünülemez, böyle bir şey söylenemez!

1919 (Mazhar Müfit Kansu, E.Ö.K. Atatürk ile, Cilt: II, s. 346)

Birlik ve hırs içinde kararlı ve kararlı bir ulus, sonunda gururlu ve savaşan her düşmanı gurur ve saldırılarında pişman edebilir.
1920 (Konuşma II, sayfa 464)

Kolektif bir devleti işgal etmek, parçalanmış bir devleti işgal etmek kadar kolay değildir.
1919 (Atatürk’ün S.D.III, s.12)

Ana görev

Önemli ve asli görevimiz siyaset yapmamaktır. Bugün ulusun ve halkın yegane görevi, kara düşmanlarımızı püskürtmek için süngü kullanmaktır. Bunu başaramazlarsa siyaset anlamsız bir laf olur. Ulusal hedefe ulaşmanın tek yolunun savaş ve savaşta başarılı olmak olduğunu söylüyorum. Tüm gücümüzü, tüm kaynaklarımızı, tüm mal varlığımızı orduya adayacağız. Gücümüzü dünyaya göstereceğimizi ve ancak o zaman milletin insan olarak ayakta kalacağını söylüyorum.
1922 (Konuşma II, s. 657-658)

Güç ve yetenek beyanı

Bizim görüşümüz, ülkemizin düşmanlarını zorla ortadan kaldırmadıkça, milletin varlığını ve gücünü ortaya koymadıkça diplomaside hayal kırıklığına uğramanın yeri yoktur. Bunun doğru görüş olduğunu ve olacağını kendiliğinden kabul etmek uygundur. Gerçekten de günümüz yaşam koşullarında, gücünü ve yeteneğini göstermeden ve ispat etmedikçe, bir birey için olduğu kadar millet için de değer ve önem beklemek beyhudedir. onun gerçek çalışmasıyla. İktidardan, yeteneğe sahip olmayanlara değer verilmez. Bütün bu niteliklere sahip olduğunu gösteren insanlar, insanlıktan, adaletten, cesaretten talepte bulunabilirler.
1927 (Konuşma II, s. 645)

Zayıflar kesinlikle güçlülerin tutsağıdır. İnsanlık, adalet, tüm ilkeler ve yasalar, her şeyden önce güç olarak ikincil kalır.
1920 (G.C.Z., cilt: i, s. 139)

Milli mücadelede millete öğütler

Osmanlılar, Viyana’ya kadar ilerlemiş olsalar bile, başlatacakları askeri harekatların boyutuna göre hazırlıklı ve ihtiyatlı davranmadıkları için, esasen duygu ve tutkuları doğrultusunda hareket ettikleri için geri çekilmek zorunda kaldılar. Sonra Budapeşte’de de duramadılar, döndüler; Onlar da Belgrad’da yenildiler ve geri çekilmek zorunda kaldılar. Balkanları terk ettiler. Rumeli’den sürgün edildiler. Düşmanın hâlâ orada olduğu bu vatanı bize bıraktılar. Bu son vatanı kurtarırken tutkularınızdan ve duygularınızdan vazgeçerek dikkatli olun. Kurtulmak için… Bağımsızlığı kazanmak için, düşmanı kendi adamlarınla ​​sonuna kadar yenmekten başka çare ve çare yok! ..
1922 (Konuşma II, s. 636-637)
 
T.B.M.M.’nin gizli toplantısında konuştu. 24 Nisan 1920’de ilk:

Hedeflerimize, asil hedeflerimize ulaşmak için düşmana silah vermekten kaçınmalıyız. Yalnız ve yalnız bir şeyi düşünmeliyiz; Vatanın kurtuluşudur! Ulusal bağımsızlık gününe kadar kutsal olduğunu bildiğim herkes adına bir birey olarak tüm varlığımla çalışacağıma söz verdim. Bu sözü burada tekrar etmekten onur duyuyorum.
1920 (G.C.Z., cilt 1, sayfa 10)

Gergin sözler ciddiye alınmamalıdır.

Gergin ve milliyetçi sözler ve öneriler ciddiye alınmamalıdır. Osmanlı siyasi ve yönetimsel üslubunun yarattığı bu tür düşünce biçimleri reddedilmelidir. Anavatan, ulusal bağımsızlık orduyla, savaşla, inatla ve ayrılmaz talimatlara ve dış kaynaklara itaatle kurtarılamaz. Tarih böyle bir olay kaydetmedi. Şüphesiz, aksi zihniyette hareket edenler acı sonuçlarla karşılaşacaktır. Türkiye her yüzyılda, her gün, her saat bu yolda yanlış fikirlere ve yanlış düşünce biçimlerine sahip insanlar yüzünden geriliyor ve düşüyor. Bu çöküş sadece fiziksel ise, önemli değil. Ne yazık ki, çöküş hem ahlaki hem de manevi değerleri içeriyor gibi görünüyor. Bu büyük ülkeyi, bu büyük milleti kıyamete sürükleyen asıl sebep şüphesiz budur.
1922 (Konuşma II, s.637)

Millete yeni bir inanç aşılamak gerekiyor.

Zayıf ve korkak insanlar, milleti herhangi bir felaket karşısında hareketsiz ve çekingen kılar. Beceriksizlik ve tereddüt içinde kendilerini küçük düşürecek kadar ileri giderler. Erkek olmadığımızı ve olamayacağımızı söylüyorlar! Kendi başımıza erkek olmamıza imkan yok. Varlığımızı koşulsuz ve koşulsuz bir yabancıya bırakın. Balkan Savaşı’ndan sonra halk, özellikle askeri liderler aynı düşünce tarzını izledi, ancak farklı bir şekilde. Türkiye’yi yanlışlıkla batma ve yıkım arenasına sürükleyenlerin elinden kurtarmak gerekir. Bunun için bulunacak bir gerçek var, ona uyalım. Gerçek şu ki: Türkiye’nin düşünen zihnini yepyeni bir inançla donatmak… Bütün millete taze bir manevi güç vermek!
1922 (Konuşma 11, s. 637-638)

Negatif propaganda ve milli kararlılık

Üzücü bir gerçeği burada anlatmak isterim ki ülkemizde çok döviz ve çok propaganda var. Bunun amacı gayet açıktı: Milliyetçi hareketi boşa çıkarmak, milliyetçi emelleri felç etmek, Rum ve Ermenilerin emellerini kolaylaştırmak ve belli başlı bölgeleri işgal etmek. vatanın önemi. Ancak her devirde, her memlekette ve her zaman, kalbi ve sinirleri zayıf olan vatansızlar, cahiller olduğu gibi mutluluğu arayan sıradan insanlar da vardır. vatan ve ulus pahasına kişisel kazanç. Doğu işleriyle uğraşmada ve zayıf noktalarını aramada çok usta olan düşmanlarımız, ülkemizde bunu adeta bir teşkilat haline getirdiler. Ancak kutsal olduğunu bildiği her şeyi kurtarmak için mücadele eden bütün millet, bu kararlılık ve mücadelede elbette ve ne olursa olsun tüm zorlukları yenecektir.
1919 (Konuşma III, s. 930-931)

İlk gizli T.B.M.M toplantısında şunları söyledi:

Hanımefendi, varlığımızı güvence altına almak, geleceğimizi güvence altına almak, bağımsızlığımızı güvence altına almak için düşmanlarımızın hırslarını iyi biliyoruz ve düşmanın bu hedeflere ulaşmak için kullanacağı güçleri biliyoruz. Ancak düşmanlarımız, tutkularını yok etmemiz yoluyla güvence altına almak için herhangi bir güç kullanmazlar. Tam tersine, amaçlarına ulaşmak için buldukları en güçlü yol, tekrar karşılaşmamızı sağlamaktı. Ne yazık ki İstanbul ortamında düşmanlarımıza düşmanlarımızdan daha çok hizmet eden ve hedeflerini kolaylaştıran insanlar var. Ne yazık ki onların yardımıyla ülkemizin bazı bölgelerinde milli birlik ve beraberliği yok sayacak ve ülkede kafa karışıklığına işaret edecek bir durum var. Biz. Örneğin hepimizin bildiği Anzavur durumunu hatırlarsınız. Anzavur, İngiliz parası, silahı, provokasyonu ve tabii ki İstanbul’da kalite ve ahlak göstermeye çalıştığım insanlarla uzun süredir faaliyet gösteriyor.
1920 (G.C.Z., cilt: 1, s.7)

Nadir de olsa, milletinin tarihini okumamış, millî duygularından mahrum kalmış bazı kimselerin, insanların yaptığı suçlamaları inkar etmenin yanı sıra, ülkelerine karşı suç işlemekten çekinmemelerine üzüldük. bize karşı getirilen yabancı. , lanet olsun!
1919 (Atatürk’ün S.D.II, s. 9-10)

Damat Ferrit Paşa Kabinesi ve yaydığı asılsız söylentiler

Hedeflerimizin doğası eylemlerimizden olduğu kadar açıklamalarımızdan da anlaşılması gerekirken, bazı kötü aktörler uydurma söylentiler ve yanlış beyanlar kampanyasına girişerek aklımızdan hiç geçmeyen ve hiçbir şeyi olmayan hedef formları bulmaya çalışıyorlar. gerçeklikle yapmak. Bu alanda en gelişmişleri Anh ve ellerinde oyuncak olan Ferris Paşa Kabinesi’dir.

Ferrit Paşa ve arkadaşları, hükümetin anayasal, liberal koşullarda ve milli kuvvetlere dayalı olarak devam etmesi halinde ellerinde hiçbir gücün kalmayacağına inanıyorlardı. Bu nedenle, medeni ve doğal haklarının yanı sıra olgunluk ve güç sergileyen millet, bu kabinenin tek amacının örgütü bastırmak olduğunu anlıyor. ülke ve hareketleri Hükümetin bu baskıcı çabasındaki başlıca silahlarından biri, halkın Parti üyelerine karşı duyduğu korkudur. Bu İttihatçılar, milletin aleyhine yıllarca süren kötü yönetimleri ve ülkeyi mücadele ettiği uçuruma sürükleme suçlarıyla tüm dünyada şanlı bir üne sahiptirler. çıkmak için çırpın. Bu korku üzerine çalışan mevcut hükümet, hiçbir şahsi hırstan yoksun, tamamen milli hedefler peşinde koşan hareketimizi partililerin menfaati olduğunu göstererek küçük düşürmeye çalışmaktadır. Kabinenin tutunduğu bir başka silah da Bolşevizm korkusuydu. Valilere yapılan resmi açıklamalarda Bolşeviklerin Anadolu’ya girdiklerini ve faaliyetlerimize ilham verdiklerini söylemekten çekinmediler.

Aslında İttihatçıların ülkeye sürüklediği acı sonuçları Ferit Paşa ve sizin gibilerden çok daha fazla anlıyor ve takdir ediyoruz. Amacımız, son bir darbeyi indirmek için maceralara atılmak yerine, son derece dikkatli ve uyanık bir şekilde ilerlemek, kurtuluşa ve refaha ulaşmaktır. ülkenin ve milletin varlığına Bu nedenle Birlik Üyeleri ile aramızda bir ilişki kurulamaz.

Bolşevikler için bu doktrinin ülkemizde yeri yoktur. Dinimiz, örf ve adetlerimiz, sosyal yapımız da böyle bir düşüncenin oluşmasına pek uygun değildir.
… Son olarak, sosyo-dini ilkelerimiz Bolşevizmi benimsememizi engelliyor. Türkiye ülkesinin bu doktrine hiçbir eğiliminin olmadığının ve gerektiğinde savaşmaya bile hazır olduğunun en güzel kanıtı, Ferit Paşa’nın asılsız dedikodularından milletin duyduğu korkudur. Bolşevizm ülkeyi işgal etti veya işgal etmek üzere. Ferit Paşa kabinesi, kelimenin tam anlamıyla İngiliz fetih emelleri için mükemmeldi.
1919 (T.T.B.1V, Atatürk, s.78-79)

Sivas Kongresi’nin açılışında şunları söyledi:

Efendiler! Vatanın ve milletinin mukaddes gayelerine ulaşmakta aciz ve acizlikten başka hiçbir güç göstermeyen İstanbul Hükümeti’nin en büyük ve tutarsız engel olduğu bilgisini burada büyük bir üzüntüyle yüksek meclisinize arz edeceğim. Milletin sesini boğmak, milletin genel bağlarını koparmak ve böylece daima mağlup milleti göstermek gibi sadece düşmanlarımızın menfaati için tescil edilmiş olan. Bu durum elbette İstanbul Hükümeti adına milli tarihimizde çok renkli bir dönemdir. Milletin gücüne ve milletine tam destek veren şeref birliklerimizin İstanbul Hükümetini uyardığı ve meçhul bir zarar verdiği için size teşekkür ederiz beyler. Peki. Ancak, kötü etkiler bazı gecikmelere neden oldu.
1919 (Atatürk’ün S.D.l, s.9)

Milli mücadelede İttihatçılığa iftira

Bize İttihatçı diyenler, milli hareketin bütün millet tarafından yürütüldüğünü unutuyorlar. Birlikçilik işin içine girerse, bütün millet Birlikçilikle suçlanacak: Hiçbir partiye mensup olmadığımızı, Birlik ile hiçbir ilgimiz olmadığını dünyaya ilan ettik. Hem şimdiye kadar yayınladığımız açıklamalarda hem de metinde birleşik anlam. kongrede kabul edilen yeminin
1919 (Atatürk’ün S.D.1I1, s.3)

Canlanmak için en çok kaçınılması gereken İttihat ve Terakki’dir. Bir zamanlar, konvansiyonun her üyesi böyle bir şeye asla kalkışmayacaklarına dair yemin etti. Yemin etmek kutsal bir iştir. Onurlu insan verdiği sözden dönmez. İttihat ve Terakki ise siyasi değerini kaybetmiştir. Değil mi? O partinin üyeleri iktidardayken, halkımızın ihtiyaçları ve mizacıyla hiçbir ilgisi olmayan bir saldırganlık politikası izlediler. Kendi toprakları emek ve bakım isterken, bir milletin gözünü başka noktalara çevirmeye çalışan bir politika, doğal bir politika değildir. Bu yüzden başarısızlığa mahkum edildi. Anadolu ve Rumeli İnsan Haklarının amacı, yabancı ve saldırgan güçlerin ülkeyi ve oraların politikası nedeniyle bu hale gelen yoksul topraklarını emperyalizm ve haksız sömürge politikası ile işgal ve bölmeye çalışmasına izin vermemektir! Bu anlayışla hareket eden bir toplum, ruhu ve varlık sebebi olan İttihat ve Terakki’yi ihya etmekten acizdir, kapılarını kapatmıştır.
1919 (Atatürk’ün S.D.III, s.8)

Derneğimizde Birlik üyesi olarak kimse bulunmamaktadır. İttihatçılık geçmişte kaldı. Merkezi Hükümetin, Batı’nın siyasi hatası, onların yeniden canlanmasına neden olmadıkça, halk onu yeniden diriltmeyi düşünmez bile.
1919 (Atatürk’ün S.D.V, s.79)

Bilindiği gibi, söz konusu cemiyet, Mütareke sonrası, o dönemde İttihat ve Terakki Karargâhı’nın daveti üzerine merhum Talat Paşa başkanlığında yapılan kongrenin kararı ile ve tüm yetkilerini devrederek Teceddüt Fırkası’na dönüşmüştür. kanunları ve mülkiyeti söz konusu tarafa, İttihat ve Terakki adı tarihe vakfedilmiştir. Geçmişte çoğumuz o derneğin kurucu üyeleri ve üyeleriydik. Son kongresinde aldığı kararla tarihe geçen söz konusu derneğin ve o dönemde kurulan Teceddüt Partisi’nin üyelerinin çoğu Halk Haklarını Savunma Derneği’ne katıldı. Büyük milletimizin yüce kararından doğan Anadolu ve Rumel, bu cemiyetin gündemini kabul eder.
1923 (Atatürk’ün S.D. III, s.62-63)

Türk Milli ve Milli Mücadele

Milli Mücadele Türkiye’nin asıl milleti ve milleti, milletin evlatları, milli mücadeleyi yürüten insanlardır. Bu millet, anasıyla, babasıyla, ablasıyla mücadelesini ideal kılmıştır. Biliyorsunuz ki yüzyıllarca süren mücadeleler ve bunların sonucunda yüksek tarihi zaferler var. Ancak bu zaferlerdeki faktör kendi idealleri değil, tutkularının peşinden giden kölelerdi. Ancak, Anavatan mücadelesinde asıl faktör kişisel tutkular değil, ulusal idealler ve ulusal onurdur.
1925 (Atatürk’ün S.D.II, s.231)

Biliyorsunuz, milletimizin geçtiğimiz yüzyıllarda iki kuvvetin, iki zalim kuvvetin ve iki yıkıcı kuvvetin baskısı altında ne kadar acı ve ıstırap çektiğini biliyorsunuz. Bu güçlerden biri ülkeyi ve halkı doğrudan yönettiğini iddia eden tiranlar, ikincisi ise tüm emperyalist ve kapitalist dünyadır.

Asırlardır bu iki gücün baskısı altında kalan millet, şüphesiz çok zayıf bir durumdaydı. Ancak, baskı nedeniyle büyük uyanışlar oldu. O uyanış bizim milletimizde de olmuştur ve böyle bir uyanış dönemindeyiz. Nitekim bundan bir buçuk yıl önce, bir yıl önce millet bu iki güce aynı anda isyan etmiş ve mücadeleye başlamıştır. Emperyalist güçler, halkımızı hukuktan, onurdan ve bağımsızlıktan yoksun, onları kavrayamayan bir sığır sürüsü olarak gördüklerine göre, böyle bir sürü, elinde sayısız doğal hazine bulunan geniş ve değerli bir ülkeyi terk etmeye uygun değildir. Onlara göre bu ülkeyi parçalamak ve halkını köleleştirmek gerekiyordu. Böyle bir gaye, böyle bir gaye güderek, Umumi Harbin sunduğu imkândan istifade ederek, Mütareke ile milletten ve ordudan silâh aldıktan sonra el ele ticarete başladılar. Bir yanda hain ya da hain güçler, ülkeyi ve milleti bir dış güç, bu dış kamuoyu olarak görmektedir. Bu sebeple onların işi de en tehlikeli düşmanların işi gibi görünmektedir. İşte bir yıl önceki koşullarımız böyle bir şekil, renk ve manzara ortaya çıkardı. Ancak milletimiz, düşmanlarımızın anladığı gibi hukukun üstünlüğünden ve bağımsızlığından asla uzak değildir. Bilakis insanımız istiklal ve haysiyetine büyük bir aşkla, bir aşk ipi, bir vicdan ipi ile bağlıdır ve yine milletimiz cahil, dalgın ve hainlerin istediği niteliklere sahip değildir. hava atmak. Bir yıldır sürdürdüğümüz mücadeleler sonucunda bu millet, içte, dışta ve tüm dünyaya karşı yüksek bir varoluş kalitesini elbette kanıtlamıştır. onun kanıtı. Milletin doğal temsilcilerinden oluşan Kongre ve hükümeti, mevcut durumumuzu temsil etmek üzere, tüm ülke üzerinde istisnasız olarak egemendir ve egemenliğini sürdürecek güçte ve güçlüdür.
1921 (Süre: 1, Toplantı: 1, Toplantı .139, I. T.B.M.M. Tutanağı, 1944)

Milli Mücadelede Türk Ordusu

Bilinmelidir ki ordu, milli teşkilatın maaş bordrosunun dışında değildir, belki de ruhunu ve esasını teşkil etmektedir.
1919 (Konuşma 1, s.350)

Ordumuzun hiçbir askerinin, terk edilmeyen, bizim bağlı olduğumuz kutsal davayı tam olarak anlamadığına inanabilirsiniz. Ordumuz, Türkiye’nin düşmanlarını ve dostlarını tam olarak anlamıştır. Ne için savaştığını biliyor ve hedeflediği sonuçlara kadar savaşması gerektiğini tam bir kararlılık ve açık bir vicdanla takdir ediyor. Arkadaş! Yüksek Kurulunuzun bilinen zorluklarla oluşturmayı başardığı ordular, aslında Viyana surlarına dayalı eski Osmanlı ordularından biri değil. Ancak idealler ve asil insani değerler açısından onlardan daha çeliktir. TBMM Hükümeti Ordusu, şu ya da bu kişinin elinde işgaller yapmak, hükümdarları yok etmek veya hükümdarlar kurmak için tutkulu bir araç değildir. Milletin insanca ve bağımsız yaşamaktan başka bir amacı olmayan, aynı idealleri paylaşan, sadece halkın emirlerine uyan, milletin çocuklarından oluşan saygın ve güçlü bir topluluktur. ve ona itaat edin.
1922 (Atatürk’ün S.D. I, s. 239)

Ordu, milletinin maddi ve manevi olarak kendisine yardım ettiğini düşündüğünde, gösterdikleri özveride çok daha ileri gider.
1921 (Atatürk’ün T.T.B.IV, s.412)

TBMM birliklerinin görevi, Mi-sak-Milli kararlarını vermektir.
1922 (Atatürk’ün S.D. 111, s.40)

Ordumuz, yurdumuzda tek bir düşman askeri kalmayana kadar takibe, bastırmaya ve taarruza devam edecektir.
1921 (Atatürk’ün S.D. I, s. 181-182)

Ordumuz, milletin yegane dayanağı ve milletin can ve namus mücadelesindeki hedefidir. Ordunun bu asil görevi yerine getirebilmesi için gereken niteliklerin ilki demir disiplindir. Orduda disiplinin tek göstergesi aydın, kahraman, özverili subaylardır.
1920 (Atatürk’ün S.D.V, s. 27)

Ordumuz, kahraman milletimizin meşru taleplerini güvenle yerine getirecek ve bağımsızlığımız için kararlılıkla savaşacak kadar güçlüdür. Ordumuz her türlü saldırı görevini yerine getiriyor.
başarıyla yapmaya hazır. Her testte fark ettiğim pozitif fark ve özellikle askerlikteki zihinsel güç, kuvvet, kararlılık ve inanç, istek ve sevinç bende tekrar tekrar iz bırakan bir etki bıraktı. sevinç gözyaşları.
1922 (Atatürk’ün S.D.III, s.34)

milli mücadelede türk kadını

Devrimci hayatın son yıllarında, fedakarlıklarla dolu mücadele hayatında, milleti ölümden kurtarmak ve Türk kadınını bağımsızlığa kavuşturmak için yapılan çaba ve faaliyetlerin hayatında, hürriyet, emek, emek, yardımlaşma ve fedakarlık. her milletten vardı. Bu arada, en çok onurlandırılması ve anılması gereken, her zaman gönül borcu ile tekrarlanması gereken bir yardım vardır ki, Anadolu kadınlarının gösterdiği çok çok asil, çok değerli bir fedakarlıktır. Dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir ülkede kadın emeği hakkında Anadolu köylü kadınlardan daha fazla konuşulamaz ve dünyadaki hiçbir etnik kadın, “Anadolu kadınından daha çok çalıştım, Anadolu Kadınından daha çok çalıştım” demez. vatana kurtuluşa ve zafere, Anadolu kadını nasıl vatanımı kurtuluşa götürdüyse, başlattı ve kazandı, “Çok çalıştım” diyemedi.
1923 (Atatürk’ün S.D. 11, s. 147-148)

Belki de ordumuz, ülkeyi işgal eden düşmana karşı süngülerimizle düşmanın göğsüne süngüsünü vurarak düşmanla yüzleşmeye hazırdır. Ancak kadınlarımız, erkeklerimizden oluşan bir ordunun yaşam güçlerini yönetti. Bizler ülkenin geçimini hazırlayan kadınlar olduk ve varız. Bu savaşta ve daha önceki savaşlarda milletin diriliğini sağlayanın biz kadınlar olduğunu kimse inkar edemez. Tarlaları süren, tarlaları eken, orman odunu getirip pazara ürün getiren ve bunları paraya çeviren, aile için tütsü ve tütsü yapan, cephe savaş teçhizatı taşıyan insanlardır. sırtlarında, arabalarında, kollarında bebeklerle, yağmur yağıyor, kış mı sıcak mı, sıcak mı demiyorlar. O halde, hep birlikte bu liyakat, ana babaya bağlılık ve minnet dolu kadınları hep birlikte hatırlayalım ve onurlandıralım.
1923 (Atatürk’ün S.D. 11, s. 148)

Milli mücadelede telgraf memurlarının hizmeti

İstanbul Telgraf Ofisi tarafından tüm telgraf çalışanlarına gönderilen telgraf:

Milli teşkilat, tüm zor şartlara rağmen, devletin çöküşünü mukaddes gayesini gerçekleştirmenin önündeki en büyük engel olarak görse de, devlet memurlarının, büyük memleketimizin saf evlatlarının ve bilhassa telgraf memurlarının vazifelerini ifa etmekle mükelleftir. tüm zor şartlara rağmen ülkemizin bölgeleri arasındaki iletişim aracıdır.
Ulusal birliğin çok değerli bir unsuru olan meşru taleplerimizi ilettiğiniz için tüm millet adına hepinize en içten teşekkürlerimi sunuyorum.
1919 (Atatürk T.T.B.IV, s.101)

Tüm telgrafçılarımızın milli girişim ve hareketlerimize özverili hizmeti milli tarihimizde önemli bir yere sahiptir. Bugün onlara alenen teşekkür etmeyi bir görev sayıyorum. 1927 (Konuşma I, s.194-195)
 
 

Milli mücadeleler ve finansal fırsatlar

Vatanı ve milleti içine düştükleri felaketten kurtarıp girişimlerde bulunabileceğime inanarak Anadolu’ya taşındığımda cebimde ve elimde bir kuruş bile yoktu diyebilirim. amacın gerektirdiği gibi. Ancak, parasızlık, ülke için çok çalıştığım hedefe doğru ilerlemeyi engellemek için bir neden değil, aksine onu bir zerre kadar azaltmak için bir neden. Yürüdük, başardık; İlerledikçe ve başardıkça, mali zorluklar kendiliğinden ortadan kalktı. Ankara’da mukaddes topraklarımızı kuşatan ve fiilen işgal eden düşman ordusunu her taraftan kovma ihtimalinden bahsettiğimde, en sağduyulu ve ileri görüşlü olanlar bana bütün bu girişimlerin paraya bağlı olduğunu söylediler ve şöyle dediler: Ne kadar var?” veya “Parayı nerede ve nasıl bulabilirsiniz?” “Türkiye ülkesi, kendi canına ve kurtuluşuna yönelik olduğuna inandığı girişimlerde başarılı olmaya muktedirdir. Bunu üstlenenler tarafından ortadan kaldırılmıştır.” gibi sorular sordular. Geçmişte doğru olmaktan bahsettiğim bu değil mi?Bu noktada şunu da eklemeliyim ki Ankara’da ilk ulusal hükümet kurulduğunda cinsiyet ve cinsiyet tereddütünden bahsetmeyeceğim. O hükümet kurdu da bana “Devlet kuruldu ama devleti ve hükümeti yönetecek para nereden geliyor?” diye sordu. Ne dediğini hatırlıyorum. Verdiğim cevap basitti: “Eğer işiniz devleti kurtarmaksa millet ve millet ve bu çalışmanın amacı büyük Türkiye ülkesine açıktır, o zaman sorunuz tekrarlanmayacaktır. Türk insanı çok vatansever ve iş adamlarını ve komiteleri kendi başlarına, kendi başlarına çalıştırmayacak kadar yüksek. gelecek ve kurtuluş, bu zorluklar karşısında. zorluk. “
1926 (Atatürk’ün B.N., s. 103-104)

Finansal fırsatlar ve askeri oluşum

Gelirimizle ne yapabileceğimiz konusunda endişelenmek, belki de herkesten daha fazla canımı sıkıyor. Ancak bir ordunun varlığının ve gücünün paramızla doğru orantılı olması gerektiği görüşünü kabul edenlerden değilim: “Paran varsa ordu kur, paran biterse orduyu terk et. …” Benim için öyle bir sorun yok. Beyler, paralı ya da parasız, birlikler vardı ve olacak, paralı ya da parasız. Bu noktada bir anımı canlandırayım; Bu işe ilk başladığımda, en zeki ve en düşünceli kişilerden bazıları bana, “Paramız var mı? Silahımız var mı?” diye sordular. Hayır dedim. Sonra “Peki ne yapacaksın?” dediler. “Para olacak, bir ordu olacak ve bu millet bağımsızlığını kurtaracak!” Söyledim. Görüyorsunuz, her şey oldu, oldu ve olacak. Bazı ustalar da Başkomutan’ın milleti çok çalıştırdığını söylerken, kanunun ülkede çok çalışmayı yasakladığını da belirtiyorlar. doğrudur beyler; ama ihtiyaç, tehlike, bizim için her şeyi haklı çıkarır.
Ordunun ihtiyaçları milletin çok çalışmasını gerektiriyorsa yaparız ve bu en iyi kanundur. Milletin ve ordunun yenilmemesi ve kanunun buna engel olması için gerekli gördüğüm tedbirleri almaktan çekinmeyeceğim.
1922 (Konuşma II, s. 658-659)

Türkiye’nin savunduğu bütün mazlum milletlerin davasıdır.

Bütün arkadaşlarımız Türkiye’nin mevcut mücadelesinin sadece Türkiye’nin olmadığını beyan etse de, bunu bir kez daha teyit etmeyi gerekli görüyorum. Türkiye’nin şu anki mücadelesi sadece ismen ve kendi hesabına olsaydı, belki daha kısa, daha az kanlı ve muhtemelen daha çabuk biterdi. Türkiye büyük ve önemli bir çaba sarf ediyor. Çünkü savunduğu şey bütün mazlum milletlerin ve bütün doğunun davasıdır ve bu dava bitene kadar da doğu milletlerinin onunla birlikte ilerleyeceğinden emindir Türkiye. birlikte. Türkiye, mevcut tarih kitaplarının gerekliliklerine değil, tarihin gerçek gerekliliklerine uyacaktır. Nitekim modern tarihte kaydedilen olaylar, milletlerin gerçek fikirleri, özlemleri ve eylemleri değildir.

Doğu milletleri kendi isteklerine göre, kendi duygularına göre hareket etmediler. Başlarında bir dizi tiran, otokratik çar ve hükümdar vardı. Tarihe yazılanlar daha çok tutkularını tatmin etmek için yaptıkları olaylardır. Her şeyi yıkacağız, yeni bir tarih sayfası yapacağız.
1922 {Atatürk’ün S.D. II, s. 40)

Ulusal sınırlarımız içinde özgür ve bağımsız yaşamak istiyoruz. Bu doğru hedefe ulaşmak için çalışıyoruz. Milletimiz bu kutsal mücadelede İslam’ın kurtuluşuna hizmet etmekten ve dünya mazlumlarının refahını artırmaktan gurur duymaktadır.
1921 (Atatürk’ün S.D.II, s.19)

Yerimizi bilen biziz. Ulaşılamaz hedeflerimiz yok. Bugün, tutsaklığın acısı altında inleyen birçok iman kardeşimiz var. Kendi topraklarında bağımsızlıklarını kazanmaları ve tam bağımsızlıkla ülkenin refah ve kalkınması için çaba göstermeleri en büyük temennilerimizden biridir.
1922 (Atatürk’ün S.D. II, s, 54)
 
Umarım uygun bir barış sağlandığında, iyi yönetilirse durumumuz önceki sınır durumumuzdan daha iyi olacaktır. Bu noktada fikrimi belirtmek isterim. Toplumumuz açısından, asırlardır çekirdek diktatörlerimiz ve diğer tarafta bulunan bu saygıdeğer kardeşlerimizle aynı sınırın vatandaşlarıyız. çizdiğimiz sınırların ötesinde. Bu kardeşler Suriye, Irak, Yemen ve doğuda varlıklarını sürdürmek ve bağımsızlıklarını sağlamak için canla başla çalışıyorlar. İslam’ın bütün bu parçalarının bağımsızlığını yeniden kazanması Müslüman dünyası için ne büyük bir mutluluktur. Müslüman dünyasının durumunun bunu şekillendirmede ne kadar sağlam olacağını şimdiden düşünmekten mutluyum. Kesinlikle uyanmış olduğu Müslüman dünyasının ezici başarısını görüyorum, bu inanca duygularımı ifade etmekten büyük mutluluk duyuyorum.
1919 (Atatürk’ün S.D.III, s.15)

İç Savaş ve İnsanlık

İstanbul’un İtilaf Devletleri tarafından 16 Mart 1920’de işgal edilmesini çeşitli ülkelerin temsilcilerine hitaben yaptığı protestodan:

Osmanlı İmparatorluğu’nun siyasi egemenliğine ve özgürlüğüne bu son darbe, canımızı ve varlığımızı her ne pahasına olursa olsun, tüm kaynaklara karşı savunmaya karar vermiş olan biz Osmanlılardan daha fazladır. yirminci yüzyıl uygarlığının ve insanlığın saygı duyduğu özgürlük, ulus ve vatanseverlik gibi ilkeler, günümüz insan topluluğu için. Tüm kuralların ve insanlığın ortak vicdanının bu kuralları belirlemesi esastır.
1920 (Konuşma I, s. 417)

Batı imparatorluklarına karşı sadece kurtuluşumuzu ve bağımsızlığımızı savunmakla yetinmiyoruz. Aynı zamanda, Batılı emperyalistlerin, güçleriyle ve bilinen tüm araçlarla Türkiye’yi emperyalizmin bir aracına dönüştürmeye çalışmasına da engel oluyoruz. Bu anlamda tüm insanlığa hizmet ettiğimize inanıyoruz.
1920 (A.T.B.IV, s.339)

Hakkında video eğitimleri milli mücadele ve atatürk

keywords: #tanıtım, #atatürk, #milli, #mücadele, #millimücadele

Milli mücadele sürecimizi anlatan faydalı bir video.

keywords:

keywords: #MustafaKemalAtatürk(MilitaryCommander), #MustafaKemalAtatürkBelgeseli, #MilliMücadeleDönemi

-http://www.ataturkum.com

-http://www.zohreana.com

-http://www.zohreanaforum.com

Mustafa Kemal Atatürk Belgeseli ve Milli Mücadele Dönemi

keywords: ##uzaktaneğitim, ##evdekal, ##evokul, ##enanlaşılır, ##enkısa, ##enetkili, #meb, #yenimebmüfredatı, #hızlıokuma, #hafızateknikleri, #zihinharitaları, #millimücadeledönemi, #millimücadelenedir, #millimücadelecepheleri, #millimücadeleyılları, #millimücadeleatatürk, #millimücadeleanlamı, #millimücadelecepheleri4.sınıf, #millimücadeleçanakkale, #millimücadeledönemiözet, #millimücadeleetkinlik

Bu videomda #1sınıfmillimücadeleveatatürk konusu zihin haritaları ile işlenmiştir. Böylece eğlenerek öğrenecekleri bir konu anlatımı olmuştur.

Yüklenen videolardan anında haberdar olmak için kanala abone olup zil butonuna basmanız yeterlidir.

#uzaktaneğitim #evdekal #millimücadele

mail: [email protected]

instagram: Kazandıran Öğretmen.com

See more articles in category: faqs

Maybe you are interested

Sale off:

Best post:

Categories